Doğum gününüz kutlu olsun, Osman Bey!

Mantık hatasının kocaman kara deliğindeki bu kaçıncı günümüz bilmiyorum.

Gündelik faaliyet olarak abuk sabuk suçlamalara rasyonel cevaplar vermek ve bunu yaparken de akıl sağlığımızı tümden kaybetmemeye çabalamakla iştigal ediyoruz bir zamandır.

Tüm soğukkanlılığımla, hapisteki Osman Kavala hakkındaki iddialara cevap veren bir yazı yazabilmek isterdim de, bir sene olacak ortada hala bir iddianame yok.

Elde sadece, Türk istihbaratının elindeki yandaş medya suçlamaları var, bunlara da ne diyeceksiniz ki?

Mesela suçlamalardan biri Osman Kavala ile Büyükada’da toplantı yapmak yoluyla darbe girişimine karıştığı iddia edilen Henri Barkey’in 93 saat telefonda konuştukları.

Telefonda konuşmak ne zaman suç oldu, bilmiyoruz.

Aklımda deli sorular…

Kavala ve Barkey aşka düşmüş ergen sevgililer gibi niye 93 saat konuşsunlar?

Telefon üzerinden darbe mi planlanır?

İddia şu ki, 93 saat boyunca iki kişinin telefonları aynı baz istasyonlarından sinyal vermiş.

Bunun üzerinden tutuklama yapılabiliyorsa, İstanbul’un herhangi bir semtinin mukimleri bir gece örgüt üyeliğinden içeri alınabilir.

Aynı şey.

İkinci bir iddia: Osman Kavala Gezi protestolarını finanse etmiş.

Düşünsenize, bir gece belediyenin parka girip ağaç keseceğini bilmeyen biri, protestolar öncesinde Gezi ile alakası açıklanamayan birilerine para transferi yapmış.

Açıkçası, sadece İstanbul’da yüzbinlerce insanın tam-zamanlı, yarı-zamanlı veya bir defalık uğradığı protestoları finanse edebilmiş bir insan varsa lütfen bu kanıtlansın ve kendisine ülkeyi anahtar teslim verelim. Hak ediyordur.

Başka bir tanesi: Osman Kavala bir gazeteciyle bir haber kanalının kurulması için görüşme yapmış.

Burada suç tam olarak nasıl teşkil ediyor bilemiyoruz, herhalde MİT talimatlı yayın yapmayacak bir kanal kurulması ihtimalidir suç olan.

Sonra efendim, Osman Kavala, George Soros’un Açık Toplum Vakfı ile bağlantılıymış. Gerçekten kamuya açık bu bilgiyi ele geçirmek çok zor olmuş olsa gerek, umarım yorulmamışsınızdır.

Peki, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre ülkede faaliyet gösteren, Türkiye Cumhuriyeti kurumlarınca düzenli denetlenen bir kurum ile bağın olması nasıl suç oluyor?

Bilemiyoruz.

Sonunu getirmeden delirmeyin diye şununla keseyim: Osman Kavala Avrupa Birliği fonları kullanmış, birileri de bu fonlar ile ilgili kendisine akıl danışmış.

AB’den fon almak bir suçsa, o zaman Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm bakanlıklarının suçlu durumda olduğu gibi yalın bir gerçeği bir kenara bırakırsak, arkadaş birilerinin size soru sorması nasıl suç olabilir?

Servis edeni de, yayanı da, okuyanı da bunların saçmalık olduğunu biliyor.

Manzara net: Osman Kavala hapiste rehin olarak tutuluyor. Yeni Türkiye’nin rehine hukuku anlayışında yağlı bir av olması beklenirken, bir türlü fiyatlanamadığı için de hala hapiste.

Zira beklentilerinin aksine Osman Kavala tatlı uluslararası pazarlıklar için kullanılabilecek çok uygun bir kurban değil.

O yüzden zaten yakınlarda dört bir taraftan “papaz Brunson’u bırakırsak, bu sefer de Osman Kavala’yı isteyecekler” yazıları döşeniyorlardı. (Siz bunu “Elimizde bir de Osman Kavala var, neden ilgilenmiyorsunuz?” serzenişi olarak okuyun.)

Osman Kavala elbette yalnız değil, elinin değdiği binlerce insandan arkadaşlarına varıncaya kadar çok geniş bir grup var arkasında.

Eminim her biri benim gibi her sabah kendisinin hapiste olduğunu hatırlayıp, bazen güne devam etmekte zorlanıyordur.

Ama biraz da eller kollar bağlı. Çünkü kendisi için “gazetecilik suç değil”, “hipokrat yemini suç değil” gibi savunmalar döşenemiyor, “emperyalist güçlerle savaşırken esir düşen arkadaşımız” gibi örgüt bildirileri yazamıyor, “devletimizin düşmanlarının hedefi” gibi komplo teorileri uyduramıyoruz.

Öyle olunca da elinizde karakter şahitliği yapmak dışında pek bir mühimmat kalmıyor.

Lakin eldeki karakter Osman Bey gibi yaptığı hiçbir şeyde kendisini ön plana çıkarmak gibi bir derdi olmadığına, hatta bundan özellikle kaçınan biri olunca, kişisel tarihi anlatırken “acaba mahreme mi giriyorum?” korkusu yaşıyorsunuz.

Yine de ürpertici bir ıssızlık var, insan bir şey demek istiyor.

Yaklaşık bir sene önce, Osman Beyin gözaltına alındığı o gece, elbette çok seküler, solcu, şucu, bucu bir “gazeteci” arkadaşımız, Kati Piri gözaltıyla ilgili bir şey yazdığında, cevaben -aşağı yukarı- şunu dedi:

“Avrupa Birliği Osman Kavala için açıklama yapmış. Acaba Ahmet Şık için yaptılar mı?”

O anda, “Osman Kavala’nın içeri alınmasıyla iktidarımızı yıkmak isteyen uluslararası şebekenin çözülmesinde önemli bir adım atıldı” diye yazan başka delilerle uğraştığınızdan, bu densizliğe yetişecek mecalimiz olmadı.

Şimdi cevap vermiş olayım: 1) Ahmet Şık için Avrupa Birliği bir şey yapmadı da sen mi yaptın? 2) Eee, yani?

Osman Beyi yıllar içinde izlerken, beni en çok şaşırtan şey, böyle tuhaf biçimlerde hedef alınması olmuştur.

Mesela yıllar önce “barış” için kurulmuş bir e-posta grubunda, o zamanın genç siviller tarafından “solcu hassasiyetlerle” suçlanıp durmasını, bu suçlamalar sırasında da kimsenin oturup ağzını açmamasını unutamıyorum.

O suçlamaları yapan arkadaş şimdi Karar gazetesinde ilkeli muhafazakâr-muhalif takılıyor.

Yakınlarda Osman Kavala için de bir makale yazmış kendisi.

Güzel marketing, alıcısı var.

Kavala, 2010 referandumu öncesinde çok açık biçimde 'Yetmez ama Evet'çi kesime karşı tavır almıştı.

Yine, referandumda boykotu seçmeyi tercih ettiği için liberal ocağın dışında bırakılmasını, Taraf gazetesinde hakkında isim vermeden yazılan ağır yazıları da unutmuyorum. Bu yazıları yazanlar Osman Bey’in hapiste olduğu bir sene boyunca özür dilemeyi hiç denediler mi? Bildiğim kadarıyla hayır.

Son bir yıldır, referandumda “evet” dememiş Kavala’ya “yetmez ama evetçi” deniyor, denebiliyor: Ergenekon davalarındaki usulsüzlüklerin daha geniş bir çevrece anlaşılması için imkan sağlamış bir insan, “o gün duyarsız olup, bugün layığını bulmakla” suçlanıyor.

Çünkü gerçeklerle değil, sağlı-sollu iman etmişlerle uğraşıyoruz.

Osman Kavala’yı tanımlamamı isteseler, her düşünceye alan açmaya çalışmış, elindekini herkesle paylaşmış, bu tür saldırıları da hiç takmamış, saldırana da sonrasında yine kapıyı kapamamış biridir derim.

O kadar ki, geçen sene Osman Bey gözaltına alınmadan önce onunla ilgili bilgi kirliliği yaratmakla görevlendirilmiş 'Bosphorus Global'gillerin kendileri bile zamanında Osman Beyin mekânlarında bizzat ağırlanmış, onun el verdiği platformlardan ödül ve ün devşirmişlerdir.

Gün gelir, Osman Bey hapisten çıkar, habis bir insan olmadığı için bu arkadaşlar mağdur duruma düşse yine onların da sesi olur.

Şimdi ise gün onların günü.

Zulmedebilmenin verdiği hazla saldırıyorlar, yapabilmenin verdiği güçle anlamsız intikamlar alıyorlar. Güya muhalif başka bir kitle de, bu arkadaşların eline düşenlerden dişlerine uygun bir kurban gördüklerinde hunharca üstüne atlıyor.

Manzara böyle.

Osman Kavala niye içeride?

Korkarım buna verilebilecek tek mantıklı cevap şu: İncelikler yüzünden.

Osman Kavala neden yalnız?

Korkarım zengini için aykırı, fakiri için zengin, mağdur sekülerler için fazla naif, zalim Müslümanlar için fazla elit, Kürtler için biraz Türk, Türkler için çok karışık, solcusu için fazla liberal, liberali için biraz endişeli solcu olduğu için yalnız.

Dayanışmacı olduğu ama hizipçi olmadığı için, bir grubun koyunu olmayı reddedip, kendi gibi olduğu için yalnız.

Çünkü bu ülkede en büyük suç mevcut üç-beş tek tip kıyafetten birini giymeyi reddetmektir.

Tek tip kıyafeti giyip, saçı mor filan boyamanız affedilir de, burada cidden takım elbisesiyle eyleme gidip gaz yiyen bir beyefendiden bahsediyoruz.

Bugün onun doğum günüdür.

Doğum gününüz kutlu olsun Osman Bey!

İyi ki doğdunuz; ne mutlu bize ki sizi tanımış olduk.

Kendinize çok dikkat edin.

Geleneklere uygun mu bilmiyorum ama yakınlarda aşure yaptım, hapisten çıkmanız ümidiyle komşulara dağıttım.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.