Kıvanç: Osman’la iki saniye selamlaşmamızı engellediler

Gezi davası kapsamında yargılanan ve 708 gündür cezaevinde bulunan iş insanı Osman Kavala hakkında iki gün önce yapılan duruşmada tutukluluğunun devamına karar verildi. Duvar yazarı Ümit Kıvanç bugünkü yazısında duruşmadan izlenimlerini aktarıyor.

Duruşmaya izleyici olarak gelenlerin Osman Kavala’yla selamlaşmak istediğini ancak “anlamsız” bir davranışla karşılaştıklarını anlatıyor: “Salonu boşaltana kadar Osman’ı kimsenin göremeyeceği şekilde, arkasına dizilmiş jandarmaların ötesinde, ulaşamadığımız o yasak bölgede beklettiler, çıkarken iki saniyeliğine selamlaşmamızı, onlarca metre mesafeden karşılıklı el sallamamızı engellediler.”

Duruşmanın başında da önce Osman Kavala’yı içeri alarak en ufak bir duygu alışverişini önlediklerini belirten Kavala, “Ne olursa olsun kaybolmayan, bir yerlere saklanıp varlığını hissettiren beklenti, bunun üzerinde durmamızı önleyebilmişti. Sondaki ulaşamazlık, böyle olmadı. Bize ‘çıkın’ dediler ve bir boşluk oluştu.

Haksız hukuksuz esarete devam kararı üzerimize çığ gibi abanıp hepimizi soluksuz bırakmış, soluksuzluğa münasip kıpırtısızlık içerisinde, Osman’a el sallamayı bekliyorduk. Kimse birbirine bakmıyordu. Göz göze gelenler bakışlarını hemen yere indiriyor, yukarı kaldırıyor, hiçbir şeyi göremediği, seçemediği hepsi birbirinden bulanık yerlere çeviriyordu” ifadelerini kullanıyor.

Karşılarında ellerinde uzun coplarla jandarmalar gördüklerini belirten Kıvanç, “Âmir bir üniformalı, ‘Salonu boşaltıyoruz!’ diye tekrarlıyordu zalimâne buyruğu. ‘Salonu boşaltıyoruz!’ Üçüncüsünde, dördüncüsünde jandarmalara bize doğru yaklaşmalarını işaret etti. Osman’ı seçemiyoruz. Arkasındaki jandarmaların sırtından duvar, görebildiğimiz. Bir ara, aralarından, Osman’ın oturduğu yerde kıpırdandığını, neler döndüğünü anlamaya çalıştığını fark edebildim. ‘Salonu boşaltıyoruz!’ Biraz daha yüksek sesle, bu sefer” diye anlatıyor yaşadıklarını.

İzleyicilerin zaten dışarıya çıkarıldığını, içeride sadece gazeteciler, gözlemciler ve herhangi bir özel görevle orada bulunanların kaldığını söyleyen Kıvanç, şunları ifade ediyor:

“Jandarmalar karşılarındaki topluluğa bakıyor. Nasıl davranacaklarını bilemiyorlar. Amir eliyle bize doğru yaklaşmalarını işaret ediyor. Az sonra iş ‘süpürün’e gelecek. Gelemiyor. Süpürülecek olanların donmuşluğu durumu saçmalaştırıyor; temassızlık yaratıyor; süpürmeye kalksalar süpürgeler boşa sallanacak gibi. Kapıya doğru ağır akan renksiz eriyiğin içinde sessizce sürüklenmeye başlıyoruz. İzleyen, mecburen yavaş yavaş çıktığımızı sanacak. Oysa koşmaya çalışıyoruz. Kâbustaki gibi. Zorla oynatabiliyoruz uzuvlarımızı. Hava öylesine ağırlaşmıştı ki, durulamaz olmuştu içerisi. Havayla beraber hepimizin hareketleri ağırlaşmıştı. Osman’ı bizden tecrit etmek için örülmüş jandarmadan duvar zaten kıpırtısız. Bizim kollarımız yanlara sarkık, gövdemiz sabit, ayaklarımızın kalkıp az öteye konması öylesine uzun sürüyor…”

“Adaletin aranmadığı, hukukun kendi inkârının aracı olarak kullanıldığı yerde şüphesiz kimse suç ispatıyla yükümlü değildir ve ‘delil’ dünyanın en mânâsız lafıdır” ifadelerini kullanan Kıvanç, şöyle devam ediyor:

“Şu anda burada ‘yargı’ denen şey, hukuk âleminin kâh şurasına kâh burasına park edilip, savcılarca fezlekeden mâmûl, uyduruk iddianamelerle infilâka hazır hale getirilen, savunmalara asla kulak vermeyen, iddianamelerin daha baştan çürütülüşünü görmezden gelen hakimlerin önceden belirlenmiş kararlarıyla patlatılan bomba yüklü araçlar filosudur. Sanık avukatlarının bütün taleplerinin reddedilmesi ve Osman’ın ömrünün gasp edilmesine devam kararlarında, dökülmüş boyalarına, yırtıklarından mahrem yerlerinin olduğu gibi görünmesine rağmen ortaya sürülen ‘mevcut delil durumu’ kavramı, zalimâneliği bir yana, müthiş vurdumduymazlık içinde, memleketin yarını hiç düşünülmeden hoyratça sürdürülen hukuku ilga, adaleti imha sürecinin simgesi olarak tarihe geçecektir.”

Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.