Osman Kavala, Avrasyacılar ile Batıcıların kavgası mı?

Faşist rejimler, uygulamalarıyla her zaman tepkilerin odağında olmak istemezler. Kimi zaman ‘iyi’ şeylere de imza atarlar. Böylece rejimlerinin aslında sanıldığı kadar kötü olmadığını muhaliflere, daha doğrusu ortada duranlara gösterme ihtiyacı duyarlar. 

Türk devleti kurulduğundan beri hiçbir dönem demokratik olmadı. Her dönemin iktidarlarının ‘faşizan uygulamalar’ diyebileceğimiz birçok icraatını sıralayabiliriz. 

Devletin kuruluşundan günümüze, baskı, gözaltı, soruşturma, dava, tutuklamalar ise vaka-i adiyeden olaylar olageldi. Bundan en çok nasibini alan ise Kürtler ve sözde değil, gerçek muhalifler oldu! 

Gerçek muhaliflerle; son yıllarda Erdoğanizm karşıtlığında, devletin iyi, sadece AKP’nin kötü olduğunu dillendiren muhalif cephede yer alanları ayırıyorum. Çünkü ben AKP’nin de, Erdoğan’ın da, devletin de bütünleşmiş bir beden olduğunu, ayrılamayacağını düşünüyorum. 

Şu sıralar CHP, İYİ Parti, hatta Davutoğlu bile muhalif cephede yer alıyor. Bunlar gerçekten de muhalifler mi? Belki birbirlerine karşı muhalifler ancak devletin faşizan rejiminin çıkarlarını korumakla kendilerini görevli saymaktan geri durmazlar. 

Kürtlere yönelik baskıları, zaten tarih boyunca saymakla bitiremeyiz. 40 milyon nüfusa sahip olup dünyada tek devletsiz olan halk olarak Kürtler, her dönem katliamlardan geçti, geçiyor. 

Devletin tüm geçiş aşamalarında, faşist uygulamalar hep Kürtlerin üzerinde denendi. Devlet, Ergenekon davasıyla geçmişin karanlık tipleriyle hesaplaşmaya mı karar veriyor, Kürtleri içine katmadan yapmıyor. Örnek: Ergenekon, KCK operasyonlarının paralel zamanlamada yürütülmesi…

Devlet el değiştirip, Ergenekoncuları bırakıp, resmi adı ‘FETÖ’ olan, Gülen cemaatiyle mi hesaplaşacak, tutuklamalar mı yapacak; bir Türkü aldı mı içeriye, yanında mutlaka bir de Kürdü eklemeyi unutmuyor. 

Ergenekoncu-Avrasyacıların kıskacına giren Erdoğan için (bu durum bilinçaltının dışavurumu olarak da okunabilir) daha önce bozuk olan ‘tek adam’, ‘yeni rejimin tek temsilcisi’ olma yolu, düzeltildi, çakıl taşları ayıklandı, asfalt döşendi. Ama iktidarda olan artık AKP değil, 100 bin oy bile alamayan Doğu Perinçek’in düşünceleri.

Erdoğan, devlete sahip olma ile devletle bütünleşme, tek vücut olma halet-i ruhiyesiyle kendisine karşı tek satır yazanlara bile tahammül edemiyor, muhalifleri cezalandırmaktan vazgeçmedi, geçmiyor.

Ergenekoncular da adeta kin ve öfkeyle tutuklama listeleri çıkardılar. Dünyaca tanınmış bir romancı olan gazeteci Ahmet Altan’ın tahliye edilip, ‘çabuk geri alın’ denilerek tekrar tutuklanması, müebbet cezalar alması Ergenekon’un en görünür intikamı ve bu hâlâ sürüyor. 

Aynı süreçlerde Selahattin Demirtaş, Gültan Kışanak başta olmak üzere birçok Kürt siyasetçi tutuklandı, haklarında davalar açıldı, fezlekeler hazırlandı. Birçoğu şimdi sürgünlerde, Avrupa’nın değişik ülkelerinde yaşamak zorunda kalıyor. 

Bir yandan bir Türk, diğer yandan bir Kürt neredeyse her gün bu faşizan rejimin baskısı altındayken, Avrupa’dan ise ‘kaygılıyız’, ‘endişeliyiz’ söylemlerini çokça duyar olduk. Bu konuda en çok gündemde olan ise yine Ergenekoncu-Avrasyacıların intikamı olan aktivist iş insanı Osman Kavala’nın tek tutuklu yargılandığı Gezi davasıydı.

Selahattin Demirtaş ve diğer Kürt siyasetçiler hakkında açılan davalar gibi bu davanın da hukuki hiçbir tutar tarafı yoktu. Dava başından beri bir senaryonun parçasıydı. 

Mayıs 2013'te başlayan ve iki hafta kadar devam eden Gezi Parkı eylemleri nedeniyle biri tutuklu, yedisi firari 16 sanığın yargılandığı davada bugün karar açıklandı. Davanın tek tutuklu sanığı Osman Kavala'nın da aralarında olduğu dokuz kişi beraat etti. Ayrıca Kavala'nın tahliyesine de karar verildi. Kimi yorumculara göre, Ankara Avrupa’nın daha fazla baskısına dayanmadı ve bu konuda bir karar verdi. 

Osman Kavala hakkında verilen tahliye kararı son zamanlarda duyduğumuz en güzel haberdi. Kavala’nın özgürlüğüne kavuşabilir olmasının sevincini biraz olsun yaşıyorken, Türk yargısına güvenilmeyeceği ile ilgili televizyon ekranlarına son dakika haberi düştü: Osman Kavala hakkında gözaltı kararı...

Mahkeme Gezi’den Osman Kavala’nın beraat ve tahliyesine karar vermişti ama belli ki bu karar birilerinin hiç hoşuna gitmemişti. Gerekli merciler harekete geçirilip, Kavala’yı içeride tutmak için yeni bir formül arayışına girdiler.  hakkında yeni bir suçlama buldular. Bu yeni suç buluşu için çok zorlamaları gerekmiyordu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kavala hakkında, 15 Temmuz darbe girişimi soruşturması kapsamında gözaltı kararı verdi. 

İş insanı ve aktivist Kavala’nın gözaltına alınma sürecini Pelikancıların hazırladığı ortaya çıkmıştı. Pelikancıların gözaltı öncesi yaptıkları yayınlar kayıtlarda duyuyor. Kavala’ya yönelik operasyonda Erdoğan’ın yeni ortağı olan Ergenekon-Avrasyacılar’ın çektiği çok dillendirilmişti. Amaç belliydi: Ankara ile Avrupa arasında gergin olan bir ortamda operasyonla Türkiye’nin AB ile irtibatını tamamen kesmek.

Mahkemenin beraat kararını, Türkiye’nin son günlerde İdlib konusunda Rusya ile olumsuz giden ilişkilerinden Batı’ya dönme arayışında olmasına bağlayanlar oldu. Bu saptama, devletin içindeki Batıcıların sesini hafiften duyurma arayışı olarak okuyacaksak gerçekçi gözükebilir. Aksi takdirde AB’nin Ankara üzerinde etkili bir yaptırım gücü olmadığını, mülteciler konusundaki korkusu yüzünden kaçamak dövüşe bile yanaşmadığını biliyoruz. 

Şu an devletin sahibi olan, Erdoğan’ın temsilini yaptığı Avrasyacı-Ergenekoncuların Batıcıların bu hamlesine karşı hemen harekete geçtikleri görülüyor. Bu kesim, Osman Kavala’nın özgürlüğüne kavuşmasını, Batıcılara karşı bir yenilgi olarak gördükleri için, bu kez 15 Temmuz darbe girişimi ile cezaevinde tutmaya kalkışıyorlar. Saray’ın bu konudaki tepkisi henüz net değil ama Sözcü İbrahim Kalın, ilk açıklamasında mahkemenin Gezi davasıyla ilgili kararının yargı sürecinin bir aşamasını teşkil ettiğini aktardı, bununla ilgili yorum yapmanın doğru olmadığını söyledi.

Haksız yere cezaevinde tutulan Kavala’nın özgürlüğüne kavuşturacağını umudunu taşıdığımız bu rejim, daha bir gün önce 70 yaşındaki Kürt siyasetçi Mahmut Alınak’ı tutuklamıştı. Aslında bu örnek bile tek başına bu yargıya güvenilmeyeceğinin kanıtıydı. 

Alınak, ömrü Kürt mücadelesinin içinde geçen, devletin baskılarını neredeyse yaşı kadar yaşayan bir isim. DEP milletvekiliyken 1994’te dokunulmazlığı kaldırıldı, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Leyla Zana, Ahmet Türk ve Sırrı Sakık ile tutuklandı, yıllarca cezaevinde kaldı. 2011 yılında bu kez KCK operasyonları sırasında tutuklandı, bir süre cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi. 

Devletin her yeni sürecinde, tutuklamada akla gelen ilk isim olan Mahmut Alınak, Kürt siyasetçilerine yönelik son tutuklama furyasından da kurtulamadı. 

Kürt siyasetçi, cezaevine girmeden polislerle yaşadığı tartışmada şöyle diyordu: 

“Sizin devletiniz bu kadar, korkmuyoruz sizden.”

Bu söz Alınak’ın yaşadıklarının bir özetiydi adeta. 

Açılması bile absürd olan Gezi davasıyla ilgili beraat kararı CHP kanadında da ise farklı algılandı. Birçok kesimin bolca umut bağladığı CHP’li İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “yargının güven tazelediği” iddiasında. İmamoğlu, sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı: 

“Gezi Parkı ile ilgili davada herkese beraat çıkması çok sevindirici ve yargıya olan güvenin tazelendiği bir karar oldu. İstanbul'da yaşayan herkes adına bu şehrin tarihini, kültürünü, yeşilini, doğasını savunan herkese selam olsun.”

Eskiden sanki yargıya güven vardı da şimdi mi bunu tazelemeye gidiyor? Aksine bu rejimin hiçbir kararına sevinilmez, güven duyulamaz. Bu bir güven tazeleme değil, rejimin kendini şirin gösterme halleri. 

Ahmet Altan’ı tahliye edip bir hafta sonra tutuklayan, Selahattin Demirtaş hakkında tahliye kararı verip, başka dosyadan yeniden gözaltına aldırtan bu yargı-rejim-Saray asla güven tazeleyemez. 

Demirtaş, Gültan Kışanak, Selçuk Mızraklı, Ahmet Altan, Nedim Türfent diğer siyasetçiler, gazeteciler ve daha dün tutuklanan yaşlı Kürt siyasetçi Mahmut Alınak'ı nereye koyacağız? Hangi yargı, hangi güven, hangi tazelik?

Yargıya güvenin mumunun yatsıya kadar bile sürmeyeceğini de kanıtladılar. 


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.