Ahmet Kulsoy
Ara 22 2017

'Osman Kavala’yı tutuklamak Türkiye’yi ve barışı tutuklamaktır'

 
18 Ekim’de gözaltına alınıp 14 gün tutulduktan sonra, 1 Kasım sabahı ‘Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti devletini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme’ suçlamalarıyla tutuklanan barış ve kültür aktivisti Osman Kavala’nın cezaevine gönderilmesi nedeniyle Türkiye’de ve Avrupa ülkelerinde infial var.

Sivil topluma ve barış çalışmalarına katkısı ile bilinen Kavala'nın tutukluluğu bazı siyasi çevrelerde 'zafer naraları' atılmasına neden olsa da, Kavala farklı kültürlerin uyum içinde birarada yaşayabilmesi, Ermenistan-Türkiye arasındaki anlaşmazlıkların çözümü ve kalıcı barışın yanısıra mülteciler için yürüttüğü çalışmalarıyla zihinlerde yer edinen bir isim.

Kavala'nın tutukluluğunun ardından sivil toplum temsilcilerinde yaşanan 'ölüm sessizliği' eleştirilere sebep olmuştu. 

 

osman kavala

 

Her ne kadar sivil toplum üyeleri de dahil toplumun kendini muhalif olarak kategorize eden kesimine yönelik eşi benzeri görülmemiş bir baskı uygulansa da, sivil toplumun suskunluğu rahatsız edici seviyeye ulaştı.

Bu eleştirilerin doruğa çıktığı bir atmosferde, cılız da olsa destek sesleri de yükselmiyor değil.

Onlardan biri de Kavala'nın uzun süre birlikte çalıştığı Barış Vakfı Genel Sekreteri Hakan Tahmaz'a ait.

Kavala’yı 2002’den beri tanıdığını belirten Tahmaz, “Osman Kavala, Türkiye’nin barış timsalidir. Kültür insanıdır. Kavala’yı tutuklamak, Türkiye’yi ve barışı tutuklamaktır. Tutuklanmasını kabul etmiyoruz.” diyor.

Tahmaz, “Osman Kavala’nın ‘kapısını çalan, ezber bozan toplumsal faaliyetlere ilgi duyan’ herkese destek verip olanaklar yarattığını, ‘benden değil’ diyerek hiçbir toplumsal faaliyeti geri çevirmediğini” dile getiriyor ve ekliyor:

“Osman, cezaevindeki günlerini iyi değerlendirecek. Belki bizim hayıflandığımız kadar canı sıkkın değildir. Benim canımı sıkan şudur: ‘Açık Toplum’ tartışmalarında Can Paker başkanlığı bıraktı, ondan sonra bu iş gelişti.

Osman’a kötülük yapanlar büyük yanılgı içindedir. Böyle bir insana bunlar yapılıyorsa, herkese her şey yapılır. Ciddi hukuksal zemini olmadan, hiçbir delil olmadan siyasal keyfiyetle tutuklamak ne demek? Tutuklayanların sadece Osman’ı tutukladıklarını düşünmüyorum.

Osman’ı tutuklamak, Türkiye’yi tutuklamaktır, ‘barış’ı tutuklamaktır. Bu tutuklama göstermiştir ki, AKP’li olmayan gazeteciler ve milletvekilleri de kolayca tutuklanabilir. Osman Kavala, siyasi kinle tutuklanmıştır. 

Ortada telefon konuşması yok, iddianamede delil olacak bir şey yok. Sadece, ‘Soros faaliyetlerinden dolayı tutuklandı’ deniliyor. Ancak, ‘Açık Toplum Başkanı’na kimse bir şey demiyor. Bu nasıl iş? Açık Toplum faaliyetlerini Cumhurbaşkanının kızı da destekliyordu.”

Kavala'nın hem yakın dostu hem de çalışma arkadaşlarından Prof. Ahmet İnsel'in de bu tutuklamaya itirazı var:

"Şiddetsizliği her durumda savunmuş bir insan, ‘şiddet ve cebir yöntemlerine başvurduğu’ iddiasıyla tutuklanmıştır! Bunu anlamıyoruz, kabul etmiyoruz.”

ahmet insel

 

Kavala’yı, “Topluma hakim olmasına çalışılan yabancı düşmanlığının, şoven ve ilkel milliyetçi kampanyanın tutsak aldığını” belirten İnsel; “Yürütülen karalama kampanyasının hedefi aslında Osman Kavala değil; barış, demokrasi, kardeşlik ve adalet için çaba gösteren bütün sivil toplum girişimleri, bu amaçla çeşitli zorluk ve tehditlere göğüs geren kadınlar ve erkeklerdir" diyor.

İnsel, Kavala’nın ‘hukuk devleti ve temel hak ve özgürlükleri ısrarla savunduğunu’ belirterek şöyle devam ediyor:

“Osman Kavala’nın hukuk devletinin köküne kibrit suyu döken yargı kurumu içindeki yasa dışı ilişki ağlarını, bu şebekenin hakim olduğu alanlarda adil yargılama ilkelerinin fütursuz biçimde çiğnenmesini yıllardır sürekli eleştirdiğini unutmamak gerekir. 

Son derece vahim hukuk ihlallerini, kamuoyu nezdinde teşhir etmenin yanında, bu konuda siyasi sorumluları uyarmaya çabalamaktan geri durmadı. 

Hukuk devletinin temel ilkelerini, hak ve özgürlükleri hiçbir ayrım gözetmeden, hak ihlallerine maruz kalmış hiçbir kesimi göz ardı etmeden savunan barış insanı Kavala, iki aydır tutuklu! 
Bu durum, Türkiye’ye giderek hakim olan istibdat idaresine denk düşen hukuk rejimini maalesef bir kez daha gözler önüne seriyor.”

Gazeteci ve yazarlığının yanı sıra etkileyici belgesel ve kısa filmleriyle tanınan Ümit Kıvanç, Osman Kavala’yı hapsetmenin büyük bir kötülük olduğu görüşünde.

 

ümit kıvanç

 

Kıvanç, “Osman’ı tanıyıp da sevmeyen birileri var mıdır, bilmiyorum?” diye soruyor ve ekliyor:

“Bu memlekette her şey olur, kabilinden; ‘belki’ diyeyim. Varsa da çok azdır ve bunlar, onu bile sevmedikleri için şüpheyle bakılması, sakınılması gereken kimselerdir. Veya Osman’ın ‘açılması için didindiği ufku’ ziftle kapatmak isteyen kötü niyetlilerdir.”

Kıvanç, Osman Kavala’nın sanat-kültür işleri, yazı-çizi, resim, film işleri gibi aklı ve fikri geliştirecek işlere destek verdiğini hatırlatıyor ve “Zihin açıklığını artıracak, dostluk ve kardeşliği pekiştirerek girişimleri, başa bela meselelerin halledilmesi, aşılması için mücadele etti hep" diyor.

Kavala’nın Türkiye toplumunun gelişmesi, fikriyatının zenginleşmesi, hissiyatının derinleşmesi için uğraş verdiğini söyleyen Kıvanç, “Osman Kavala tarihe ve etrafına kompleksle, kinle, ihtirasla değil; bilinçle, sükûnetle bakan bir insan" yorumunu yapıyor.

Osman Kavala’nın akıl ettiği, imkan açtığı işlerde hiçbir zaman herkesten farklı bir âmir, imtiyazlı bir şahsiyet, bir yetki sahibi edasıyla davranmadığını belirten gazeteci yazar Ümit Kıvanç şunları söylüyor:

“Hatta bunu söylemenin bile ayıp kaçacağı; çünkü hiçbir zaman aklından böyle bir şey geçirmeyen, böyle bir konum istemeyen, karar verici gibi görüldüğünde huzursuzluk duyan; her kararı paylaşmaya âdeta doğal olarak eğilimli bir insandır. 

Bu yüzden hem bireysel, hem de toplumsal yaşam tarzı olarak; demokrasiyi, özgürlükleri, özgür iradeyi geliştirmeyi, tanıştırmayı, kaynaştırmayı amaçlayan girişimleri savunur. 
Yaptıklarını; severek, azıcık da nezaket icabı saydığı aşırı sakin tutumu nedeniyle pek göstermese de tutkuyla yapar. Alçak gönüllülüğü ve paylaşımcılığı, ‘imalat ya da ithal değil’ ‘kendinden’dir.”

Kavala’nın hem zihniyeti hem davranışlarıyla tam da toplumu ve ülkeyi geliştirecek, yükseltebilecek insanlardan olduğuna dikkat çeken Kıvanç, “Osman’a düşmanlık, doğrudan doğruya topluma düşmanlık” diyor ve devam ediyor:

“Toplumun bugün anlamayacak olması hiçbir şeyi değiştirmez. Yarın öbür gün, iyiliğe ne zaman yeltenirse keşfedecek, hatırlayacaktır. Toplum, bir propaganda aygıtının utanmaz, arlanmaz, hunhar bir yalan makinesinin bıçaklarıyla dilim dilim doğranıyor. 

Osman’ın hapse atılması muktedirlerin buyruğudur. ‘Farklı ses çıkmayacaktır’ demesidir. Osman, Türkiye’nin sahip olabileceği, muktedirlerin kompleksleri yüzünden elinin tersiyle ittiği ama yok edemediği, alttan alta kaynayan, filiz veren muazzam zengin kültürü işaret edenlerdendir. 

Onu hapse atanlar, Türkiye’nin her bakımdan yoksul ve yoksun kalmasını isteyenlerdir. Osman ve memlekete güzellik, renk, ruh katan diğer arkadaşlarımız, ahbaplarımız, tanımadan sevdiklerimiz özgürlüklerine kavuşana kadar hiç birimize rahat yok!”

Kavala'nın barış ve insanlık adına yürüttüğü çabalara dikkat çeken bir başka isim de yazar Osman Balcigil.

 

osman balcıgil

 

“Ülkemiz maalesef aydın çocuklarını yok etmek konusunda en mahir ülkeler sıralamasında başa güreşiyor" diyor Balcıgil.

Birçok yayının kuruluşunda Osman Kavala ile birlikte çalıştığını kaydeden Balcigil şu ifadeleri kullanıyor Kavala için:

“Osman Kavala, sadece parasıyla değil, bilgisi ve kültürüyle de büyük katkı sundu. Kimileri Osman’ı; İletişim Yayınları’nın, Yeni Gündem’in, Birikim’in sadece ‘finansörü’ olarak görmek isteyebilir. Ben öyle düşünmüyorum. 80’li yılların ortalarına kadar birlikte geçirdiğimiz süre zarfında, onun siyasal ve sosyal meselelere ne kadar hakim olduğuna bizzat tanık oldum.”

Kavala’nın ‘sembolik’ önemi olduğuna dikkat çeken Balcıgil şöyle devam ediyor:

“Hem paralı hem bilgili hem de muhalif. Bu üç durum bir araya ender gelir ve galiba siyasal iktidarı rahatsız eden bu. Ülkemiz maalesef aydın çocuklarını yok etmek konusunda en mahir ülkeler sıralamasında başa güreşiyor. 

150 yıla yakındır durum böyle. Mithat Paşalarla başlayan ve günümüze kadar gelen içler acısı sürecin son halkalarından Osman. Ülkemizde siyasal iktidarlar, geçen 150 yıla yakın süre zarfında, hep kendilerinden yana olmayan, kendisine karşı duran bilgili kültürlü evlatlarını yok etmeyi seçtiler. 

Dün böyleydi, bugün de böyle. Oysa bilgiden, kültürden ve paradan yana alabildiğine kurak olan ülkemizin Osman gibi insanlara çok ihtiyacı var. Kuşkusuz, Osman kendisine ne yapılmaya çalışıldığını hepimiz kadar biliyor, farkında. 

Eminim, özgürlüğüne kavuştuğu gün, gerçek bir aydına yakışır şekilde ‘nerede kalmıştık’ diyecek.”

Kavala'nın nezaketi hem onunla çalışanlar hem de bir şekilde temasta bulunanların da sık sık dile getirdiği bir husus. Yazar Tanıl Bora da onlardan biri.

Çok sayıda kitaba, araştırmaya imza atan yazar Tanıl Bora, Osman Kavala için şu değerlendirmeyi yapıyor:

‘‘Kavala’yla tanışanlar, hep onun nezaketinden bahseder; bu gerçekten ilk bakışta fark edilen ve çok önemli bir değeri onun. Zira ondaki sadece protokol kaidesi olarak sunulan, ‘sahnelenen’ bir nezaket değil, sahici nezakettir. 

Karşısındakini gerçekten dinler, gerçekten merak eder, anlamaya çalışır, konuşmaktan tartışmaktan bıkmaz. Ortadaki meselenin entelektüel ve fikri çerçevesini genişletmeye, derinleştirmeye yatkındır. 

Bu bakımdan işi zorlaşıyor, karmaşıklaşıyor gibi görünebilir ama aksine bu hep yapıcı ve iyimser tutumla birleşir. Kimsenin hükmedici olmadığı, dayatmadığı yatay ilişkiler kurmaya; bunu teşvik eden, sadece fikriyle bağlı olmayıp, hali, tavrıyla bu zemini geliştiren birisidir. 
Sivil toplum faaliyetlerinde çok farklı kesimlerden insanların güvendiği ve aradığı birisi olmasının temel sebebi de bu olsa gerek." 

Kavala uzun yıllar farklı sivil toplum kuruluşları ile hem birlikte çalıştı hem de bazılarında kurucu ve yönetici olarak görev aldı.

Anadolu Kültür: 2002 yılında sanatın değişik alanlarından, iş dünyasından ve sivil toplumdan kişilerin, kültür ve sanatın İstanbul dışındaki şehirlerde üretilmesi ve izlenmesini desteklemek için bir araya gelmesiyle, kâr amacı gütmeyen bir kültür kurumu olarak kuruldu. Anadolu Kültür; sanatın paylaşılmasıyla karşılıklı anlayış ve duyarlılık gelişebileceğine, bölgesel farklılıkların ve önyargıların aşılabileceğine, kültürel hayatla birlikte vatandaşlık, kimlik ve aidiyet gibi kavramların tartışılacağına ve bu eksende oluşacak tartışmaların toplumsal uzlaşmaya katkı sağlayacağına inanarak çalışmalarını sürdürüyor.

Diyarbakır Sanat Merkezi: 2002 yılında kurulan Diyarbakır Sanat Merkezi (DSM), Diyarbakır’daki kültür sanat ortamının canlanmasına katkıda bulunmayı, sanatseverlerin ve yerel sanatçıların nitelikli kültür sanat etkinliklerine erişebilecekleri, kendi projelerini geliştirebilecekleri ve sunabilecekleri bir buluşma mekânı yaratmayı hedefledi. 2007’de, daha beşinci yılını kutlamadan “Türkiye’nin kültür hayatına en fazla katkıyı sağlayan adresler” sıralamasında beşinci sırada yer aldı.

Kars Sanat Merkezi: Kars çalışmaları, Anadolu Kültür’ün, 2004 yılında, Kars Belediyesi’nin bölgede kültürel işbirliği kurmak amacıyla düzenlediği Kafkas Kültürleri Festivali’ni desteklemesi ile başladı. 2005 Şubat ayında, Kars Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde bulunan Halk Eğitim Merkezi’nin Kars Belediyesi’ne tahsis edilmesi ile Kars Sanat Merkezi (KSM) kuruldu.

DEPO: İstanbul şehir merkezinde yer alan bir kültür sanat merkezi ve tartışma alanı. Tarihsel ve güncel sosyal meseleleri ele alan pratikler üzerine yoğunlaşan Depo'da sergilerin yanı sıra gösterimler, paneller, atölye çalışmaları ve konuşmalar düzenleniyor. Depo, siyasi ve sosyal içerikli projelerin gerçekleştirildiği bir merkez olmayı ve düzenlediği etkinliklerle, kültür sanat alanında faaliyet gösteren kişilere, akademisyenlere, araştırmacılara ve geniş izleyici kitlesine fikir ve deneyim alışverişinde bulunmak, işbirliği yapmak için bir platform sunmayı hedefliyor.

Kültürel Mirası Koruma Derneği: Yok olmayla karşı karşıya kalan, tahrip edilmiş ve geleceği tehlikede olan taşınır veya taşınmaz varlıkların; kültürel mirasların korunması ve aslına uygun bir şekilde restore edilmesi için kurulmuş bir dernektir. Eserlerin ve yapıların korunarak gelecek nesillere aktarılabilmesi için, halkı bilinçlendirmek, yerel ve ulusal yetki sahiplerinin dikkatlerini konuya çekmek ve kültürel mirasa sahip çıkabilecek bir kamu bilinci yaratmayı hedeflemektedir.