Maaz
Kas 08 2019

'Mucize Doktor'a ağlıyorlar ama okullarda otizmlileri yuhalıyorlar'

Aksaray Mehmetçik İlköğretim Okulu'nda bazı veliler, otizmli çocukların eğitim gördüğü özel eğitim sınıfının kapatılması için eylem yaptı. Otizmli öğrencilerin yuhalandığı video, sosyal medyaya düşünce bir anda ülkenin gündemi oldu. Olayı kınayan insanlar otizmli çocuklara destek olması gerektiğini belirtirken otizmli çocukların velileri ise “Mucize Doktor dizisindeki Ali Vefa’ya üzülüp ağlıyorlar ama okula gelip otizmli çocukları yuhalıyorlar. Bu kadar da ikiyüzlüler” diyor. Veliler mahalle muhtarı Şükür Genç hakkında da Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığına giderek şikayette bulundu. 

Otizmli öğrenci velisi Nurcan Kara, müdür ve müdür yardımcısının çocuklarla ilgilenmediğini söylüyor. Milli Eğitim, Valilik gibi kurumlar başta olmak üzere birçok yere gittiklerini belirten Kara, “Ama bir türlü bizim sorunlarımızla ilgilenmediler. Bu son olayda da normal öğrencilerin velilerine müdür ve müdür yardımcısı ‘Otizmli çocukların aileleri sizi istemiyor’ demiş. Ondan sonra o veliler ayaklandılar. Biz de otizmli çocukları istemiyoruz diye. Böylece gittikçe sıkıntılar arttı” diyerek olayı anlatıyor.  

Özel Çocuklar Eğitim ve Dayanışma Derneği’nden Parin Yakupyan, otizmli çocuğu olan her ailenin bu tarz sorunlar yaşadığını söylüyor.  Türkiye Otizm Meclisi’nin verilerine göre yaklaşık 550 bin otizmli bireyin olduğunu belirten Yakupyan, birçok ailenin otizm tanısını koymak istemediğini ve kendi imkanıyla onlara eğitim vermeye çalıştığını söylüyor. 

Yakupyan, “Kanunlarımızda olduğu halde, okullar kendi inisiyatifleriyle otizmli çocukları istemedikleri için çocuklarımız devletin pek de destek veremediği okullara yönlendiriliyor. Orda da aileler vazgeçerek çocuklarını okuldan çekiyorlar. Kendi oğlum grafik lisesini bitirdi kaynaştırmayla ve üniversite sınavına girdi. Ama bu benim çabam, sosyal çevrem ve ekonomik durumum sayesinde oldu. Ama pek çok çocuğumuz normal arkadaşlarıyla okuyabilecekken eğitim maalesef ellerinden engelleniyor” diye ekliyor.

Okulda, apartmanda sıkıntı yaşadıklarını ifade eden Yakupyan, “Hastalık bulaşır, benim çocuğum onun çocuğu gibi davranır. Çocuğum etkilenir, korkar diyerek bizim çocukların olduğu ortamlara çocuklarını sokmak istemiyorlar. Kendi beklentilerinde dışında bir hareket yapıldığında, el çırptığında bakışlar üzerimize dönüyor. Anneliğimiz sorgulanıyor. ‘Sen ne biçin annesin, çocuğuna eğitim ve terbiye verememişsin. Eğer çocuk böyle ise götür diğerleriyle bir araya koy. Burada ne işin var senin’ gibi kelimeleri bütün otizmli anneler olarak hepimiz duyduk” diyor. 

Otizmli çocuk sayısının her gün arttığını, çocuğuna tanı koyduğu zamanda her 250 çocuktan birisinin otizmli olduğunu belirtiyor. Ancak Yakupyan 2016’daki bir çalışmaya göreyse her 59’dan bir çocuk otizmli olduğunu ekliyor. Şu an konuşulan istatistiklere göreyse her 40 kişiden biri otizmli olarak doğuyor. Yakupyan’ın aktardığı verileri göre 2050’de her 4 kişiden birisi otizmli olacak şeklinde öngörüler var. 

Yakupyan, “Bilimsel çalışmalar kanıtlanmış ki özel gereksinimli çocuklarla okuyan diğer çocukların çok ilerledikleri görülmüş. Hem akademik hem duygusal bu çocuklar ilerlemişler. Bizim çocuklarla okumaları onlara zarar değil fayda sağlar. Otizm bir iletişim problemi olduğu için otizmlilerin akranlarıyla birlikte olması gerekiyor. Yani izole etmek bu çocuklara hiçbir fayda sağlamaz. Toplum içinde gelişebiliyorlar ve imkan tanındığında çok iyi yerlere gidebiliyorlar” diyor. 

Başından geçen olayı anlatan Yakupyan, “ Bakın size Aksaray’da yaşanan olayla ilgi az önce bir anne ile görüştüm. Diyor ki ‘çocuğumun kaynaştırma hakkı vardı. Ben 3 ayrı okulu gezdim hiçbiri almadı. Versen de köşeye bir bırakırız ilgilenmeyiz, çocuğuna yazık olur. Gittim çocuğumun kaynaştırma hakkını özel eğitime çevirttim. Yani otizmli çocukların olduğu ortam. Bu bizim çocuklarımız için çok sağlıklı olmuyor bu ortam” diyerek devam ediyor: 

“Tecrit bu. Düşünün konuşan eden çocuğu oraya almış. Bir tanıdığımız bir çocuk 7 yaşında, 5 dil konuşuyordu. Ve kendiliğinden öğrenmiş. Biliyorsunuz bunların üstün yetenekleri olabiliyor. Bu çocuk şu anda özel eğitim okulunda imiş. Çünkü yine alamamış okul. Dışlamadan bahsediyorum. Nazi Almanyası’ndan mı bahsedersiniz, Ortaçağ’dan mı bahsedersiniz artık.”

Yasaların çocukların eğitim hakkından yana olduğunu ama uygulamada buna uyulmadığını söylüyor. Herhangi bir yaptırımın da olmadığını belirten Yakupyan, yasalara uymayanların yanında kar kaldığını söylüyor. Yakupyan, “Oğlum 3 yaşında okumaya başladı. Oğlum için 4. sınıfa kadar 5 tane okul değiştirdim. Eğitim hakkını sürdürmesi için. Ve liseyi bitirdi, üniversite sınavına girdi. İmkan ve destek verilirse bir şeyler oluyor. Ama insanların bu ortaçağ kafası yüzünden çok sorunlar yaşıyoruz” şeklinde konuşuyor. 

Aksaray Otizmli Çocuklar Dayanışma Derneği Başkanı Cennet İnceöz ise insanların iki yülü olduğunu söylüyor. Sadece otizmli çocukların değil toplumun da eğitime ihtiyacı olduğunu vurgulayan İnceöz, toplumun otizm konusunda bilgi sahibi olmadığını söylüyor. 

İnceöz, “Toplumsal olarak eğitime ihtiyacın olduğunu söylüyor. Kendine saldıracağını mı yoksa bulaşıcı olduğunu mu düşünüyorlar? Kuş kadar çocuğun kendi çocuğunu camdan atacağını düşünüp eylem gerçekleştirdiler. Milli eğitim okula geldi. Biz sandık ki veliler ile konuşacak. Onları sakinleştirecek, bizi sakinleştirecek. O ailelere de otizmi anlatacak. Biz çocuklarımız eğitim alacak sandık. Milli eğitim geldi. Bir saat muhtar ve beraberindekilerle görüşme yaptı. Sonra çıkıp dedi ki : ‘velileri ikna ettim.’ Yahu haklı olan biziz. Kimi ikna ediyorsun? Bir duruş sergilemelisin. Bu çocukların yasal hakkıdır. Karışmazsın. Yaptığınız suçtur diyeceksin. Biz bunu bekliyorduk. ‘9 ay süre verin bize, sizi bu okulda taşıyacağız’ dedi. Yani bizi o okuldan alacaklarmış. Var mı böyle bir şey? Eğitim o çocukların hakkı. Bir de üstümüze yuhalayarak, yürüyerek… Ne küfürler var. Gördükleriniz görmediklerinizin yüzde biri” diyerek olayı anlatıyor. 

Otizmli çocukların zihinsel engelli olmadığını ifade eden İnceöz, “Mesela benim çocuğum kendi kendine okuma yazma öğrenebilecek zeka seviyesi olan ama davranış problemi olan biri. Benim çocuğum ablasıyla hayatında bir kere La casa de papel isimli diziyi İspanyolca bir kere izlemiş ve İspanyolca öğrenebilmiş bir insan. Düşünün. Bu seviyeye sahip ama davranış problemi var. Bir sandalyede 10 dakika otursa 15. dakika kalkar. Konuşmada güçlük çeker. Oyuna girmekten çekinir. Böyle bir çocuk. Bize RAM tam kaynaştırma raporu verdi. RAM‘ın verdiği raporla mahalledeki okula gittik. Kaydımız zaten oraya düşmüş. Raporu gören okul ‘ben alamam’ diyor. Kağıt var, yönetmelik var ‘ben alamam’ diyor. Diğer okula gittik ‘hocam valla alırım ama 30 kişilik sınıfta atarım kenara kendi kendine oynar. Artık siz de saat başı gelir çişini yaptırırsınız’ dedi. Sonra tekrar gittik RAM’a kaynaştırma raporunu bu sefer özel eğitim sınıfına yönlendiriyoruz. İnsanlara otizm nedir onu öğrenmek lazım. Bu çocuklar zihinsel engelli değil sosyalleşmeye ve desteklenilme ihtiyaçları var. bir çocukla oynadıklarında o kadar mutlu oluyorlar ki. İnsanlar mucize doktor izleyip ona üzülüp Ali Vefa’ya ağlıyorlar ama okulun kapısına da gelip bizim çocukları da yuhalıyorlar. Bu kadar da ikiyüzlüler” şeklinde konuşuyor.

Otizmliler ile çalışan psikolog Cihan Çelik ise herkesin sağduyulu ve yapıcı şekilde meseleye yaklaşması gerektiğini söylüyor. Sorunun sadece cahiller sorunu olmadığını Türkiye 81 ilinde benzer bir durum olduğunu belirtiyor.  Çelik, “Devlet yasalarla güvenceye alıyor ama uygulama esnasında diğer ailelerin tavrı okul yöneticilerini yıldırıyor. Bir süre sonra otizmli çocuğu olan aile yılmaya başlıyor ve okulu bırakıyor. Çocuğu okuldan alıyor. Yani empati yapılmalı. Çok iyi anlatılmalı. Otizmin öcü gibi bir şey olmadığını, korkulmaması gerektiğini, eğitimle bu çocukların çok iyi yerlere geldiğini bilmeli. Bu zorlukların eğitim ve akranlarla aşıldığını iyi bilmek lazım. Devletin de yaptırım uygulaması gerekiyor ki kimse buna cesaret edemezsin. Yaptırım uygulanmıyor. Burada ailelerin çocukları tanıması gerekiyor. Ekonomiyle sosyallikle alakalı değil. 80 milyon ülkenin her yerinde bu sorun var” diye belirtiyor. 

Otizmin korkulacak bir şey olmadığını ifade eden Çelik, “Muhtar ‘biz hafif otistiklere bir şey demiyoruz’ demiş. Muhtemelen ağır otistikli çocuklar vardır o okulda. Bu çocuklar bazen canları yandığında çığlık atabiliyorlar. Yada ritüel hareketler yapıyorlar. Mesela bir daire etrafında dönme gibi. Veya bazı kelimeleri tekrar edebiliyorlar. Diğer velilere bu hareketlerin herhangi bir zararının olmadığı öğretilmeli. 3 saniye, 5 saniye empati gerekiyor” diyor. 

Devlet okullarında bu sorunlar yaşanırken meselenin özel okullardaki tarafı da var. Özel bir okulda psikolog olarak çalışan ve ismini vermek istemeyen Zeynep Ç. ise özel okulların ve kolejlerin otizmli öğrencileri almadığını söylüyor. Zeynep Hanım, “Diğer veliler diyor ki ben buraya yılda 50 -60 bin para ödüyorum. Okul yönetimleri de diğer velilerin tepkisini çekmemek için almıyor” diyerek sözlerini noktalıyor.