May 09 2018

Türkiye de dahil demokrasiler neden bir bir çöküyor?

İtalya’dan Polonya’ya Macaristan’a ve hatta İspanya’ya Avrupa demokrasileri darmadağın durumda.

Demokrasi Türkiye, Brezilya ve Filipinler gibi ülkelerde de tehdit altında. Başkan Trump’un “Önce Amerika”  yönelimi sayesinde, Mısırdan, Honduras’a, Rusya’dan Venezuala’ya kadar çok farklı ülkelerdeki otoriter eğilimli liderler Amerika’dan azar işitmek dışında bir yaptırım korkusu olmadan, siyasi muhaliflerini rahatça alaşağı edebildiler.

Peki demokrasiler neden otoriteryenizme geri dönüyorlarlar? Bir çok akademisyen, oyunun kurallarını ve diğer vatandaşlarla medeni ilişkiler kurmayı belirleyen, toplumsal uzlaşıda yerleşik demokratik normların endişe verici bir şekilde aşınmış olduğu gerçeğine dikkat çekiyor.

Ancak demokratik normlardaki bu aşınmaya, nihai analize, daha derinde yatan başka faktörler yol açıyor. Bir çok ülkede çöküşün kökeninde, bizzat demokratik anayasaların kendisi yatıyor.

İkinci Dünya Savaşından bu yana demokrasiye geçiş yapmış olan ülkelerin üçte ikisinde, bu geçiş, önceki otoriter rejimler tarafından yapılmış anayasalarla gerçekleşti. Bunların arasında en iyi örnekler Arjantin, Şili, Kenya, Meksika, Nijerya, Güney Afrika ve Güney Kore.

Hollanda ve İsveç gibi dünyanın en eski demokrasilerinden bazıları bile, otoriter bir geçmişle malüller. İktidardan uzaklaşan otoriter rejimler, yeni demokratik anayasaları, genellikle eski rejimin seçkinlerini, hukukun üstünlüğü ilkesinin işleyişinden koruyacak ve demokrasiye geçtikten sonra ülke siyasetinde söz sahibi olmaya devam etmelerini sağlayacak şekilde tasarlıyorlar.

İktidarı devreden otoriter seçkinler, bu amaca yönelik olarak, genellikle seçim sistemi tasarımı, yasama organına yapılan atamalar, federalism, yasal dokunulmazlıklar, askerin siyasetteki rolünü muhafaza etmeye yönelik düzenlemeler ve anayasa mahkemesinin tasarımı gibi anayasal araçları kullanıyorlar.

Bu tür anayasalar genellikle değişim için çok yüksek bir oranda çoğunluk gerektiren hükümler içeriyor. Ve eski otoriter rejimin bu anayasalardan faydalanan seçkinleri, ellerindeki yetki ve gücü, kendi ayrıcalıklarını daha da tahkim edecek politikaların kabul edilmesi için kullanıyorlar.

Yeni demokrasilerin anayasalarının, iktidarı devreden eski diktatörler tarafından yazılmasına ilişkin bu eğilimin en önemli sonuçlarından biri şu: Bu demokrasiler halk tarafından oluşturuluyor, ama halk tarafından ve halk için işletilmiyorlar.

Vatandaşlar otoriteryenizmin, açık sansür, yada doğrudan baskı gibi, otoriteryenizmin en kötü istismar biçimlerine karşı korunmuş oluyorlar, ancak kamu politikalarının belirlenmesinde doğrudan bir rol sahibi olamıyorlar. Bu anlamda demokrasi bazen onlarca yıl boyunca içinde dolandıkları ama gittiği yönü belirleyemedikleri bir araf haline dönüşüyor.

Bu ise tam bir demokrasiden hoşnutsuzluk reçetesi. Ekonomik çöküş gibi önemli krizler vatandaşların birikmiş hoşnutsuzluklarını öfkeye dönüştüren bir kıvılcıma dönüşerek, seçmenleri geleneksel partileri kitlesel olarak reddetmeye yöneltebiliyor.

Bu hoşnutsuzluklar, deneyimsiz ve yeni siyasal aktörlerin demagojiye başvurması ve yıllardır varolan siyasal kurumları, sağlam demokratik temeller kurmadan alt üst etmeleriyle birlikte demokrasinin çökmesine kadar uzanan bir yol açabiliyorlar.  

Bunun en iyi örneklerinden biri Türkiye. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir yandan esip üfürerek, bir yandan da anayasa değişikliklerini kullanarak, önceki yıllarda sivil politikacıların önünü kesen askeri vesayet ile birlikte denge ve kontrol mekanizmalarının da içini boşalttı.

Türkiye’nin 1983 yılındaki demokrasiye geçişine yön gösteren 1982 Anayasası, Komünist ve Dini partileri yasaklama yetkisine sahip bir Anayasa Mahkemesi kurmuştu. Askerlerin de kendi bütçeleri ve karar alma süreçleri üzerinde özerkliği vardı.

Dahası üst düzey komutanlar ve onların işbirlikçileri de, anayasaya yerleştirdikleri bir dizi (geçici) madde ile kendilerine yargı bağışıklığı kazandırmışlardı. Bunun bir sonucu olarak ordu ve onun müttefikleri bir yandan kilit önemdeki bazı sektörlerin sahibi olmak gibi bazı ekonomik ayrıcalıklar kazanırken, bir yandan da sorumlu oldukları insan hakları ihlallerinden ötürü yargılanmaktan kurtuldular.

Ancak 1987 yılında yapılan önemli bir Anayasa değişikliğiyle, bazı partilere yönelik yasaklar kaldırıldı. Bu da, sonraki yıllarda, Adalet ve Kalkınma Partisi gibi partilerin yükselmesine giden yolu açtı ki söz konusu bu parti 2000’li yılların başındaki büyük ekonomik krizin ardından iktidara geldi ve o günden beri de Türkiye’deki hakim politik güç olmaya devam ediyor.

Gerçekten de, Erdoğan, AKP bayrağı altında, ordunun ayrıcalıklarının yarattığı hoşnutsuzluğu ve Anadolululu din adamları ve muhafazakar seçmenlerin din ve devlet işlerinin sert bir şekilde birbirinden ayrılmasından duyduğu rahatsızlığı başarılı bir şekilde, kendi lehine kullanmayı bildi.

Erdoğan’ın popülist ekonomi politikaları, yürütmenin gücünü tahkim etmeye, orduyu zayıflatmaya (ki buna subayları hapse atmak da dahil), İslamcıları güçlendirmeye, bireysel özgürlükleri ve yargı gücünü baltalamaya ve nihayet Türkiye’nin otoriter yönetimden devraldığı anayasasını, kendi anayasası ile değiştirmeye yönelik ısrarlı ve uzun bir kampanya ile ele ele gitti.

Türkiye 2017 yılında yapılan bir referandumla anayasanın 18 maddesini değiştirerek, yürütmenin aşırı güçlü kılındığı (öyle ki yargıç ve savcıların çoğunu yürütme atıyor) bir başkanlık sistemine geçti.

Demokratik aşınma, Macaristan gibi başka ülkelerde de benzer bir rota izledi. Yine de, seçkinci demokrasilerin zaman içinde toplumsal sözleşmelerini reforma tabi tutmaları ve daha eşitlikçi ve sıradan vatandaşları daha çok temsil edebilen bir yapıya kavuşmaları imkansız değil. Ancak bunun kolay ve yaygın bir şey olduğu da söylenemez. Lazım olan sabır, çok iyi bir liderlik ve vatandaşların demokrasiye inanması. Ne yazık ki hızla tükenmekte olanlar da tam da bunlar.

https://www.nytimes.com/2018/05/08/opinion/democracy-authoritarian-constitutions.html?action=click&pgtype=Homepage&clickSource=story-heading&module=opinion-c-col-left-region&region=opinion-c-col-left-region&WT.nav=opinion-c-col-left-region

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar