Yeni başlayanlar için 'Otoriterleşme'...

‘Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri yapar yolumuza devam ederiz’ yemininden ‘AİHM bizi bağlamaz’ güzergahına ne zaman ışınlandık?

Elon Musk, Space X’in ilk şubesini Hazine garantili destek ve yap, işlet devret modeli ile Kısıklı sırtlarında inşa etti de acaba haberimiz mi yok?

Biz hangi ara sınırlı başörtüsü ve Kürtçe konuşma yasağından kaçarken, sınırsız yasaklar ülkesine hapsolduk?

Demokrasi ile araları pek de iyi olmayan ulusalcı çizgiye yakın Kemalistlerin kaba taslak  temel tezi‚ ‘İslamcılar seçimle gelir, seçimle gitmez’ mahiyetindeydi. Binlerce marjinal ulusalcı iddiasının gölgesinde kalan en acı gerçeğimiz galiba bu dramatik laik öngörü!

Burunlarından kıl aldırmayan eski otoriter elitlerimiz, toplumun Ulusalcı-Kemalist olmayan kesimini mütemadiyen, doğrudan ve dolaylı askeri müdahaleler ya da 367 vari yargı kararları ile öylesine ürkütüp hırpaladılar ki, nasıl olduğunu anlamadan kahir ekseriyetimiz soluğu demokrasi ve AB vadeden AKP gölgesinde almıştı (kandırıldık teranesi öylesine ekşidi ki, klavyeme bir kaç kere uzanmama rağmen elim gitmedi yazamadım).

Türkiye, AB yolunda doludizgin gidiyor dediğimiz günlerde, büyük otorite Aysun Kayacı, ‘benim oyumla dağdaki çobanın oyu bir değil’ ikazında bulunurken uyanmış olsaydık, her şey çok daha güzel olabilirdi. Aysun’u anlamadık ya da yanlış anladık.

Kızcağız, benim oyum daha üstün demedi ki! Benim oyumla dağdaki çobanın oyu eşit değil diyerek ücra köylerde yapılacak seçim manipülasyonlarına muazzam bir öngörü ile seneler öncesinden dikkat çekmişti.

Vakıa, üç çobanın yaşadığı köylerden 50 AKP oyu çıktığında, Aysun Kayacı’nın heykelini YSK’nın tam giriş kapısına dikme kararı aldım. Heykelin altına yazılacak nezih ifadeyi de buldum ‘Büyük bir öngörü ile erken bir zamanda, dağdaki çobana direndi, şehirdeki çobanlara yenildi!’

İster Sarı Öküz hikâyesini anlatalım, ister Sarkis Çerkezoğlu'nun Metis'in siyahbeyaz serisinden çıkan "Hatırlıyorum" adlı kitapta anlattığı, Türk’ün bahçesinden üzüm aşırıp küfelik oluncaya kadar bahçe sahibinden tek tek dayak yiyen Ermeni papaz, Alevi Türk, Sünni Kürt ve Türk’ün hikayesini dillendirelim...

Biz bu İslamcı soslu otoriterleşme zokasını tek tek yuttuk. Hala birbirimizin haline bakıp, bu kuyudan birlikte nasıl çıkabiliriz ihtimaline kafa yormadan, birbirimize acımasızca ‘oh’ çekiyoruz.

Muhalefet cephesinin bölünmüş ve aciz fotoğrafı, siyaseti, entelektüel birikim, diploma, akademik kariyerle değil de, hayvansal bir iç güdü ile ifa edenlerin en nadide başarılarındandır.

Aysun Kayacı’nın ahını nasıl aldıysak...

Neyse, tarihe dönelim.

Berlin düşmek üzereyken Hitler’in Almanya çapında desteği en az yüzde 40 civarındaydı.

Ruslar, Berlin`de 70 bin kadına tecavüz ederken bu destek fazla değişmedi.

Suriyeli muhalifler Esad’a karşı silahlı direnişe başladıkları günlerde, Şam yönetiminin arkasında yine en az bir yüzde 40 bulunuyordu. Saddam, Kürtleri ve rejim muhalifi Şiileri silindir gibi ezerken, Sünni muhafazakârlar kalaşnikoflar ile havaya ateş edip ilkel ritüellerle liderlerini kutsama ayinleri düzenliyordu.

Hepsinin karşısında muhalifler vardı.

Hepsinin karşısındaki muhalifler birbirlerinden nefret ediyordu.

Kendi içinde kırk kıtaya bölünmüş ve birbirine husumetle bakan, kendine demokrat muhalefet cephesi, yükselen tek adam rejimlerine harç oldu. Otoriterleşme sabahın üçünde kapısını çalana kadar olup biteni şaka zannedenlerin Aysun Kayacı ile dalga geçme hakkı yok.

Tek tweet mesaji yüzünden tutuklanan adamlardan ürpermeyenler, tek satır sosyal medya mesajı için bir iki sene yattıktan sonra çıkan masumları “Bakın şükürler olsun hukuk işliyor” iddiasına delil göstermeler, acaba Aysun Kayacı’dan daha mı masum?

'Bana dokunmaz... Ben ne yaptım ki?... Ekonomik kriz kapıda, bunlar krizle geldi krizle gider... Boş ver yesinler birbirlerini... Tamam bunlar otoriter ama diğerleri de bundan iyi değil ki...

Ekonomik istikrar için destek veriyorum yoksa yanlışları yok mu?.. Var!. Ama ülkenin şu sıra istikrara ihtiyacı da var...

Saraydan olup biteni izleyebilecek bir konumda olsam iç sesim muhtemelen şöyle bir şeyler fısıldardı:

“Tek adam rejimini biz kurduk onu sizler yaşatacaksınız..!”

28 Şubat sürecinde kendilerini ortaya koyarak, fikirlerine hiç katılmasalar bile İslamcıların siyaset yapma hakkını savunan Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak gibi önemli isimler muhtemelen geçmişte ifa ettikleri iyilikler göz önünde bulundurularak kendilerine ilişilmeyeceğini düşünüyorlardı.

İslamcılardan bir demokrasi modeli çıkacağını zanneden Karar Gazetesi’nin bazı çalışanları bir gün onurlu bir birey gibi doğruya doğru, yanlışa yanlış dediklerinde reislerinin ya da resiçilerinin onlara toleranslı yaklaşacağını zannetmişlerdi.

Ahmet Davutoğlu, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve diğerleri de kendi partileri ya da partilileri tarafından tehdit edileceklerini rüyalarında görse inanmazlardı.

Beğenmediği aktörlerden geçmişte Anayasa Mahkemesi'nin yasaklamaları, faili meçhul cinayetler o da kâfi gelmezse TSK’nin duruma müdahil olması ile kurtulmaya alışmış Kemalist sokak yağmurundan kaçarken hep beraber İslamcı, tek adam rejimi diktasına kıskıvrak yakalandık.

Tek adam rejiminin ayak sesleri gelmeye başladığında tanık olduğum en zavallı tavır ‘Oy vermem giderler’ bahanesiydi.

Gitmezler efendim. Neden gitsinler? Oy vermediğinizde çoğu oy çalıp gücü elden bırakmamak için sonuna kadar direnirler.

“Ekonomik kriz derinleştikçe kendi tabanı da oy vermeyecek, kendi tabanına yakın alternatif adresler bu şekilde güçlenecek ve eriyip gidecekler” tezini savunanlara basit bir soru:

Ekonomi çökerken yüz milyon dolarlar harcayıp yazlık saray yaptıran, yüz milyonlarca dolarlık ultra lüks uçağa binen adam, ekonomik krizle gitme korkusu taşıyor olabilir mi?

Popülizmin kitabını yazanlara doktora dersi verecek kadar ilkesiz ve pervazsız olan aktörler, yani vakti zamanında vekil lojmanlarını satarak “ekonomik krizden birlikte çıkacağız” demesini bilen adamlar, yaşadıkları ihtişamdan en azından zevahiri kurtaracak kadar vazgeçmesini bilmiyor olabilirler mi?

Tüm bunların yerine halkın en büyük ihtiyaçlarından soğanı ucuza temin etmek için polis eşliğinde depo basan bir rejim var. Yeni havalimanından Atatürk ismini silerken Kemalistlere ‘bakın havalimanının adını RTE koydurtmadık’ zaferini yaşatan, içeride Ultra Faşist ve İslamcı bir eğitim verilirken kapıda (hem de günahına ortak olmadıkları bir yöntemle) ''Andımız'' okutan; tereciye tere, penguene buz dolabı satan bir tüccarla karşı karşıyayız.

Gezi protestolarının intikamını alırken, CHP’li genel başkan yardımcısının ‘...ama ezanı Türkçe okutanları es geçiyorsunuz olmaz ki..!’ çıkışının yanında, Erdoğan’a itaat etmek farz-ı ayındır diyen ilahiyatçı rektör masum kalmıyor mu?

Yunan işgal etse... diye lafa girip seviyeyi Maraş dondurmacısı imajlı İslamcı büyüğünün seviyesine indirmek istemiyorum. Lakin durum bütün tersanelerine girildikten sonra bile “oy vermem giderler’ diyen zevat i kiramın hali kadar kötü!

Ey Aysun Kayacı’yı anlamamakta direnmiş yurdum vurdum duymazları oy pusulanızı soğanlı mı alırsınız soğansız mı?

Erbakan siyaset yaparken en çok maruz kaldığı soru, ‘Hocam sen oy alsan bile asker sana iktidar verir mi ki?!’ idi. Merhumun ömrü “Onlar da milli görüşçü olacak, göreceksiniz...” savunması ile geçmişti.

Benzer bir mantıkla bu soru Muharrem İnce’ye, “Biz sana oy veririz ama sandıklara sahip çıkabilecek misin?’ versiyonu ile sorulmuştu. Seçmenine Türk demokrasi tarihinin en büyük kabuslarından birini yaşatıp, Whatsapp mesajı ile beyaz bayrak çeken bir son umut akabinde dahi...

“Türkiye normalleşiyor...” cümlesini kurabilenler, aslında ''Adam kazandı'’nın da ötesinde, böyle giderse ‘Adam hep kazanacak!’ demiş olmaktadır.

Medya yok, hukuk yok, bireysel-akademik-toplumsal özgürlükler yok... Yok oğlu yok. Ama aday adayı belirleme sürecinde omuz omuza kavga varsa “adam zaten kazanmış” demektir.

Özgürlükler ülkesi olma hedefi ile yola çıkmış İslamcılar soğan deposu basıp, istihdam alanı olarak yeni ceza evleri önerirken, AİHM kararlarının askıya alındığı günlerde bir bahane ile ‘ülke normalleşiyor’ diyebiliyorsan...

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun şiirindeki gibi...

Çünkü sen ne tarih ne coğrafya,

Ne şu ne busun Oğlum Mernus,

Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar