Otoriterleşmek+Kalitesizleşmek =?

Türkiye’de otoriterleşmek yeni ve şaşırtıcı bir olgu değil. Türkiye başından beri demokratikleşemeyen bir ülke olarak yoluna devam etmiştir.

Ancak demokrasi sorununa rağmen, Türkiye 1923’ten beri fakirlik, cehalet gibi sorunlarla mücadele etmekte olan bir ülkeydi. Ülkede her zaman ahlaki yozlaşmaktan ve eğitimsizlikten kaynaklanan sorunlar vardı ama bunlar kendisi ile mücadele edilen yani istenmeyen şeyler olarak görülürdü.

Örneğin, Kemalizm otoriter yöntemlere gerektikçe başvurmaktan çekinmeyen bir idareydi. Kemalizm’in sosyal sorunlara olan bakışı da kimilerince seçkinci yahut otoriter aydınlanmacı olarak haklı biçimde eleştirilmiştir. Ancak, Kemalizm hiçbir zaman ahlaki yozlaşma, cahillik, eğitimsizlik gibi sorunlarla uğraşmaktan vaz geçmemiştir. Başka bir ifade ile Kemalist söylem ile ahlaki yozlaşma yahut cahillik hiçbir zaman dolaylı olarak meşrulaştırılmamıştır.

Aynı durum Türk sağı için de geçerlidir. Türk sağının içinde barındırdığı bütün patolojilere rağmen İslamcılıktan milliyetçiliğe uzanan yelpazesinde bir aydın bakışı damarı her zaman olmuştur. 1940ların sonundan 2000lere kadar Türkiye’de sağ kulvarda çıkan türlü dergilere göz atarak bunu hemen gözlemlemek mümkündür.

Nitekim, bugünkü tartışmalar bağlamında önemli olması bakımından Millî Görüş geleneğinin önemli sloganlarından bazılarının “önce ahlak”, “manevi kalkınma” olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Özetlemek gerekirse eski Türkiye’nin pek çok maddi ve manevi sorunu vardı ama eski Türkiye bu sorunlarla uğraşmaktaydı en azından o sorunlar hakkında bir mahcubiyeti vardı.

Halbuki, özellikle son beş yılda gelinen nokta itibari ile yeni Türkiye alenen yozlaşmanın ve kalitesizleşmenin pohpohlandığı bir yer haline geldi.

Eski Yunan düşünürü Polybius’un icat ettiği bir kavramı burada hatırlamak gerekiyor: Oklokrasi. Oklokrasi, kalitesiz, cahil, kültürsüz ayak takımının yönetimi anlamına geliyor. Buna göre eğer bir toplumda yalancı, ahlaksız, sahtekâr ve düzenbazlar söz hakkını almaya başlarsa orada bir oklokrasiden bahsetmek mümkün.

Oklokrasi ortaya çıktığı zaman toplumda bir tür negatif seleksiyon çalışmaya başlar. Buna göre akıllılar, yetenekliler, iyi eğitim almış olanlar ayıklanmaya başlar. Bunların yerine kötü eğitim almış, yeteneksiz ve ahlaksız kişiler geçmeye başlar.

Türkiye’de bir tür oklokrasi olduğunu görmemek için kör olmak gerekiyor. Üstelik sadece İslamcı mahalleden olanlar değil esasen hayat tarzı ve yetişme biçimi seküler olan pek çok kişi de bu doğmakta olan oklokrasi rejimine mutlu biçimde entegre oluyor.

Şunun altını dikkatle çizmek lazım: Türkiye bu dönemde kalitesiz İslamcılardan çektiği kadar türlü bahanelerle bugünkü düzenin devam etmesine katkıda bulunan kalitesiz laiklerden de çekiyor. Taşıdıkları laik kimliğe rağmen eskiden beri her devrin adamı olarak mutlu biçimde yaşamayı başaran bu tipler, günümüz iktidarında da bazen vitrin süsü bazen de İslamcıdan daha İslamcı bir halet-i ruhiye ile en ön safta ortaya çıkıyorlar.

İslamcı hareket açısından daha acıklı olan durum ise şu: İslamcı hareket içinde kaliteli ve düzgün pek çok insan barındırıyor. Ancak İslamcılığın ulusalcılık ile girdiği “görücü usulü” evlilik yüzünden, pek çok kaliteli İslamcı ya böcek muamelesi görüyor yahut bazıları vicdanlarını susturarak olup biteni görmezden gelmeyi içine sindiriyor.

Türkiye’de ahlaki yozlaşmanın ilkokul üçüncü sınıf sosyal bilgiler dersi düzeyinde bile anlaşılacak kadar net olmasına rağmen İslamcı mahallenin pek çok önemli ismi susmayı, yere bakmayı yahut ıslık çalmayı tercih ediyor.

Bütün bu tartışmalar şunu gösteriyor: Türkiye’de düzenin devam etmesi için geleneksel yöntem olan otoriterleşme yetmemekte ve müesses nizam, alaturka bir popülizm yani kalitesizleşmeyi isteyerek uygulamaktadır.

Deyim yerinde ise Kemalizm’in otoriter aydınlanmacılığı gitmiş ama yerine bu sefer otoriter kalitesizleşme gelmiştir.

Peki neden?

Bu sorunun cevabı şudur: Bir ideoloji ayakta tutmak için otoriterlerseniz bir ölçüde entelektüel birikim üretmek zorundasınız. Kemalizm’in ayakta kalması için nitekim şöyle yahut böyle sofistike bir tarih, dil ve toplum düşüncesine ihtiyacı vardı.

Ancak salt bir grubun iktidarını devam ettirmek için otoriterleşirseniz yozlaşırsınız. Salt bir grubun iktidarını devam ettirmek için otoriterleşmek demek o gruba hizmet etmek için kişiliğini sıfırlayacak insanları yani kalitesizliği istihdam etmek demektir.

Nitekim bu dönüşüm yüzünden İslami hareketin görüntüsü değişmiştir. Bundan kırk yıl kadar önce İslami hareket, Roma döneminde merkeze yürüyen ezilmiş insanlar gibi bir hikâyeye sahipti. Bugün ise İslami hareket, Patrona Halil vasatlığı içinde amaçsız biçimde önüne gelene saldırıyor.

Yalnız burada İslamcı seçkinlerin şunu anlaması gerekiyor: Artık sadakat İslamcılığa değil lidere olduğu için kaliteli ama lidere tam sadık olmayan İslamcıların da “kellesi alınacaktır.”

Nitekim bütün Türk tarihinin en dehşet verici post-modern kelle alma denemesini Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın AKP eski başkanı ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kamu malını kendi menfaati için kullandığını söylemesi ile görmüş olduk. Tabii şöyle düşünmek lazım: Celladın sepetine Babacanların, Davutoğluların kellesini atmaktan çekinmeyenler için filan üniversitedeki İslamcı doçentin, öbür kanalda titrek sesiyle her akşam yorum yapan uzmanın, devletin bilmem hangi kademesinde danışmanlık yapan gayretkeş particinin kelleleri sivrisinek gibi bir şeydir.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.