Şub 22 2018

AKP'nin şeker oyunları

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın Çarşamba günü Türk Şeker Fabrikaları’na ait 14 fabrikayı satışa çıkaracağı duyurmasının ardından konu ekonominin olduğu kadar siyasetin de gündeminde hızla yer bulmaya başladı.

Yıllık 4 milyar dolara yakın ekonomik büyüklük yaratan, aileleriyle birlikte 500 bin kişiyi oluşturan 100 binden fazla çiftçinin hayatını doğrudan etkileyen şeker konusunun toplumda bu denli ilgi çekmesi kuşkusuz normal.

Şeker sadece sofralarımıza tat katan bir ürün değil, iktisatçı Mahfi Eğilmez’in de twitter hesabından yaptığı gibi, ‘‘Türkiye'de şeker fabrikaları sadece şeker üretmez. Çevrelerinde kooperatifler örgütlenir, pancarın küspesi yem olur ve hayvancılık gelişir. Cumhuriyet, o fabrikalardan yola çıkarak tarımdan, kooperatife, hayvancılıktan bankacılığa kadar bir sistem kurmuştur.’’

Eğilmez’in bu paylaşımda anlattığı gibi, önemli bir sosyo ekonomik araç. Bu yüzden ÖİB’nin yaptığı açıklama muhalif cephede de ses getirdi. Peşinen şunu söyleyelim, 2009 yılında benzer bir satış ihalesine karşı toplumsal bir payda oluşturup satışı iptal ettiren muhalefet bugün de aynı gerekçelerle yola çıkarken, yanlış argümanlar kullanarak sınıfta kalabilir ve başarısız olabilir.

Nitekim fabrikaların özelleştirilmesine karşın medya ve siyaset cephesinden gelen ilk haberler bu tespiti yapmamızın yanlış olmadığını gösteriyor. CHP tıpkı 2009’da olduğu gibi şeker fabrikalarının özel sektöre devredilip kapatılacağı bunun yerine Türkiye’nin GDO’lu (Genetiği değitirilmiş organizma) olarak bilinen ithal mısır şurubuna (fruktoz) mahkum edileceği tezini işlemeye başladı.

CHP Milletvekili Mehmet Tüm, Perşembe günü TBMM’de ‘Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesi, üreticiye, tüketiciye, çiftçiye, esnafa kısaca halka ihanettir! ‘Şeker pancarlarından üretilen şekerin yerini nişasta bazlı şeker mi alacaktır?’ sorularını ortaya atarak 2009’da başarılı olan, hazır ve paketlenmiş muhalefet stratejisini tekrar masaya koydu.

Bu açıklamanın hemen ardından CHP Edirne Milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Okan Gaytancıoğlu ise hükümetin şeker fabrikalarını apar topar elden çıkarmak istediğini belirterek, bu süreçte nişasta bazlı şeker ürüten Cargill'in devrede olduğunu savundu. ABD’nin en büyük tarım üreticilerinden Cargill daha önce Türkiye’de GDO’lu mısır şurubu üretimiyle 2009’daki özelleştirme sürecinde de sık sık gündeme gelmişti.

Bütün bunlara karşın CHP ve konuya duyarlı muhalif kesim 2009’daki başarılarının ardından değişen piyasa dengeleri ve kamuoyu algısını tam iyi hesap edememiş olabilir. Sanırız bu argümanlarla muhalefet yapılırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün geç saatlerde medyada yer bulan 11. Kalkınma Planı toplantısında yaptığı konuşmada söylediği şu sözler atlanıyor:

‘‘Kanserle ilgili rahatsızlıkların temelinde doğal üretimin olmayışını görüyorum. Kimyasalın ağırlıkta olduğu üretimler sebebiyle darbeler yediğimize inanıyorum. Bu konular üzerinde hocalarımızın durması lazım.

Gıda kayıp ve israfının önlenmesine, tarımsal üretimde kendine yeterliliğe odaklanacağız. Biz kimyasaldan doğala mı gideceğiz, doğaldan kimyasala mı gideceğiz, bunun üzerinde bir çalışma yapılmasını talep ediyorum. GDO’lu ürünler noktasındaki hassasiyeti artırmamız gerekiyor. Hükümet olarak bu konuda atacağımız adımların hassasiyetini belirtmek istiyorum.’’

Erdoğan’ın bu açıklaması bugüne kadar şekerin alternatifi GDO’lu fruktoz şurubunun ithalatı ve Türkiye’deki üretimi konusunda son derece müsamahakar davranan AKP iktidarının 180 derece’lik bir dönüşünü ifade ediyor. Devletin başı GDO’lu fruktozun yasaklanması anlamına gelebilecek bir konuda adım atılacağı sinyalini veriyor.

Tabii bu olayın bir de geçmişi var. GDO’lu ürünlerin dinen sakıncalı bulduğu, First Lady Emine Erdoğan’ın ise bu ürünlere tamamen karşı olduğuna ilişkin açıklamaları arşivlerde hala duruyor. Yandaş medyanın da GDO konusu aleyhinde defalarca tefrikalar hazırlayıp kamuoyunda GDO karşıtı bilinci sürekli canlı tuttuğu biliniyor.

Bunlar olayın sosyal boyutu. Ekonomik yönüne gelince. Türkiye’de en çok şeker tüketiminin yapıldığı çikolata-şekerleme-atıştırmalık pazarı ikiye bölünmüş durumda. Fruktozu kullanan firmaların başında Ülker ve Eti geliriken, pancar şekeriyle üretim yapan firmalar ise Torku ve Tadelle olarak sıralanıyor. Şimdi Ülker Grubu’nun son dönemde yaşadıklarını ve AKP’nin Ülker’in yerine Torku’yu geçirmek istediği dedikodularını hatırlayın.

Diğer taraftan maliyeti düşük GDO’lu mısır şurubu yerine pancar şekerinin konulacak olması bugüne kadar maliyet dezavantajı nedeniyle geri plana atılan doğal şekerin tekrar kıymete binmesinin yolu yapılıyor.

Bu yüzden muhalefetin ‘Şeker fabrikalarını satıp kapatacaklar’ tezi yerine ‘Bu fabrikalar hangi yandaşa para kazandıracak?’ sorusunu sorması belki de daha isabetli olacak. Çünkü Hükümet şeker fabrikalarını satarken, şekerden iyi para kazanmanın da altyapısı hazırlıyor.