Ara 10 2017

Aslı Erdoğan: Hukuk sistemi bütünüyle çöktü


Kapatılan Özgür Gündem gazetesinin yönetici ve yazarlarına yönelik davada dört ay tutuklu yargılandıktan sonra Aralık 2016’da tahliye olan yazar Aslı Erdoğan Vincenzo Padula Ödülü'ne layık görüldü.

Son olarak hafta başında “Uluslararası Kurgu” dalında İtalya’da Vincenzo Padula Ödülü alan Aslı Erdoğan, “Eylül’de Almanya’da Erich Maria Remarque Barış Ödülü'nü almıştım. İtalya’da da bu hafta ödüllendirildim. Pazar günü Almanya’da bir ödül daha alacağım. Ama asıl önemlisi, ocak ayında Fransa’da Simone de Beauvoir Ödülü’nü alacağım. Önce cezalar yağıyordu. şimdi de ödüller” diyor.

Roma’da düzenlenen Piu Libri Piu Liberi (Daha Çok Kitap Daha Çok Özgürlük) Yayıncılık Fuarı’nda “İsyan etmek, direnmek, yazmak” adlı söyleşinin ardından Doğan Haber Ajansı’ndan Esma Çakır’a da özel bir mülakat veren yazar, cezaevi deneyimini, savaş deneyimine benzetiyor:

Geriye dönmek mümkün değildir. Cezaevinde değişip değişmediğini anlamak dahi kolay değildir. Oradan dışarıya çıktığımda insanlara değişip değişmediğimi sordum. İlk aldığım ‘evet’ cevabının ardından ağladım.

Kendisine verilen ödülleri, birer çiçek gibi memnuniyetle kabul ettiğini ifade ediyor Aslı Erdoğan ve bu süreçte yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

"Açıkçası çok zorlandığım zamanlar oldu Türkiye’de. Bu dışlanma, bu yalnızlaştırılma olmasaydı ve edebiyatım hakkında biraz daha bir şeyler konuşulsaydı belki hapse girmeyecektim. Bilmiyorum, belki de girecektim. Ahmet Altan çok daha ünlü bir yazar. O da cezaevine girdi. Belki de hiç aldırmıyorlar böyle şeylere."

Cezaevinden çıkmasının üzerinden 1 yıl geçti ama hâlâ yazmaya başlayamadığını söylüyor Aslı Erdoğan. Anlattıklarına göre, yaşadığı travmayı henüz atlatabilmiş değil:

Geçen aralıktan beri baya bir süre geçti ama bu sürenin 5 ayı mahkeme salonunda geçti. Ondan sonra 3 ay pasaport mücadelesi ile geçti. Benim davam henüz bitmedi, yalnızca tahliye oldum! Gelecek endişesi hiç bitmedi. Yani çıktım gittim cezaevinden, gibi bir lüksüm yok. Her an ceza alabilirim. Bu davadan olmayabilir, yarın kafaları kızar, size söylediğim bir cümleye verirler 10-15 yıl. Hani böyle 5 ay, 10 ay da değil, 15 yıldan açılıyor davalar, 3 müebbet falan isteniyor. Trajikomik bir durum.

Sakince yazı yazmaya döneyim, deme lüksüne çok az kişi sahip. Ben bunlardan biri değilim açıkçası. Bir Araf’tayım şu an. Benim yaşımda (50), hiç hazır olmadan cezaevine girmek ağır bir travma. Bir dolu sağlık sorunuyla ve bu haksızlık hissiyle… Ben ne yaptım ki cezaevine girdim? Hep yaptığım işi yapıyorum; 20 yıldır köşe yazıyorum. Aynı şeyleri yazıp duruyorum. Bunlar birden bire niye suç oldu, hâline geliyorsunuz elbette. Bütün bu duygular ve posttravmatik stres sendromu yaşıyorum. Fiziksel hasar da var.  Hop, koy kenara, otur yaz henüz olmadı ama içimden yazma isteği geliyor, onun doğduğunu hissediyorum. Çok özledim yazmayı. Bıraktım kendiliğinden olsun, kendiliğinden gelsin.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ile birlikte 50 bini aşkın insan tutuklanmış durumda. Aralarında birçok gazeteci ve yazarın da bulunduğu bu kitle içine dahil olmuş birçok kişi hakkında iddianame bile hazırlanmış değil henüz.

AB ve ABD ile ikili ilişkilerde yaşanan derin krizler de ortada. Bütün bunların yanına bir de günden güne kötüye giden ekonomi de ekleniyor. Ve hemen her kesimde “Türkiye ne olacak, ne oluyor?” sorusu yanıtını bekliyor.

“Entelektüel olarak, bu kelimeyi en geniş anlamıyla kullanıyorum, okur-yazar olarak şu an hiçbirimizin ‘Türkiye ne olacak, ne oluyor?’ sorusuna da sırtımızı çevirme lüksümüz yok” diye vurguluyor Aslı Erdoğan ve ekliyor:

“Türkiye’de durum hakikaten vahim. On binlerce insan cezaevinde ve çoğu sudan sebeplerle içeride ve ben bunu bizzat yaşadım. Daha da kötüsü, hukuk sistemi hiç işlemediği, her şey tamamen keyfî olduğu için ne zaman çıkacaklarını bilmiyorlar. Bu, bir insana yapılabilecek en korkunç işkence. Ve bu durumda, biz hepimiz aslında onlarla birlikte ya da ben de bir eski mahkûm olarak bizlerle birlikte, demeliyim, cezaevindeyiz. Yani bu keyfî hapsetmelerde son kişi çıkana kadar biz o cezaevinden çıkamayacağız.”

Türkiye, 15 Temmuz travmasından henüz sıyrılabilmiş değil. Tarihi kırılmanın yaşandığı bu tarihten sonra birçok gazeteci, yazar, aydın ve sanatçı, radikal kararlar alarak ülkeyi terk etti. Bir anlamda sürgün hayatını tercih etti denebilir. Bu isimlerin hemen hemen hepsinde ortak görüş şu: “Ülkede hukuk geri gelene kadar dönmeyeceğiz.”Aslı Erdoğan da, eylül ayında ödül töreni için gittiği Almanya’dan dönmediğini söylüyor ama bunun bir iltica ya da yerleşme olmadığının altını çiziyor:

Tek valizle geldim Almanya’ya. Hâlâ aynı kılıktayım. Frankfurt’un yazarlara verdiği bir burs var. Bir ya da 2 yıllık. Tam tamına onun süresi geldi (ekim ayı). Yani kalsana burada oldu. Yani 1 ya da 2 yıl uzatılabilen gelip geçici bir statü. İltica etmiş değilim. Kapıları kapamadım Türkiye ile. Sadece bir bursu kabul ettim. Hâlâ turist vizesiyleyim.

Aslında Almanya’da 20-25 gün kaldım; ödül törenleri, konuşmalar için hep geziyorum. 2015 başından beri hiç yurtdışına çıkmamıştım, özlemişim bunu. Biraz turistik de bir durum. Dönmüyorum, sürgündeyim falan öyle bir psikolojide değilim yani. Taşınmadım. 20 Eylül’den beri üzerimde aynı kıyafetler var. Sanki yerleşmek istemememin bir işareti gibi gidip elbise de almıyorum kendime. Yarı göçebe halde şimdilik bekliyorum. Mahkemeyi bekliyorum. Türkiye’de ne olacak, onu bekliyorum. Güya geleceği okumaya çalışıyorum ama beceremiyorum.

Yaşananlara çok tepkili Aslı Erdoğan. “Hukuk sisteminin bütünüyle çöktüğü günlerde yaşıyoruz. Herkes her an her şeyden tutuklanabilir. İnsanlar artık sadece tek örgüte değil 3 örgüte üye olmaktan tutuklanıyor. Ne diyebilirim bu durumda?” diye soruyor. 

Verdikleri kararlarla hiç şüphesiz tarihe not düşüyor bugünün hâkim ve savcıları. “Herhalde farkındalar karşılarındaki insanların bütünüyle masum olduğunun” diyor Aslı Erdoğan da:
“Onlara şunu demek isterim: Ben yapmazdım! Dünya üzerinde hiçbir kuvvet beni, suçsuz olduğunu bildiğim insanı hapse yollatmaya yetmez. Ben bunu yapmam, istifa ederim. Suçsuz olduğunu bildiğim birini bırakabilir miyim, onu bilmiyorum.

Gerçekten tutuklanma korkusu olan bir hâkim olsam yapabilir miydim, gücüm ona yeter miydi? Gerçekten bu soruya cevap veremem ama herhalde istifa ederdim böyle bir ikilemle karşılaşmamak için. İçeridekilere tek diye bileceğim şu: İnanın, bitecek. Eninde sonunda haklılığınız görülecek. Sizleri unutmadık, biz de sizlerle hâlâ içerideyiz. Yalnız değilsiniz.”