Oca 19 2018

'Türkiye sinemalarında oynayan filmle gerçekte yaşananlar birbirinden farklı'

Son dönemde Donald Trump’la baskılanmaya çalışılan ABD medyasının geçmiş yıllarından gerçek bir hikâyeyi beyazperdeye taşıyan The Post filmi, epey ses getirdi.

Steven Spielberg imzalı, gazeteciliğin evrensel ilkelerini konu alan ‘The Post’, iki yıl önce (2016) Oscar’a uzanan Spotlight’tan sonra bir kez daha bu ödüle uzanması muhtemel gazetecilik üzerine bir yapım…

Özellikle Türkiye medyasında muhalif kesimin epey bir övgüsüne mazhar oluyor film. Şu ana kadar birçok köşe yazısında filme ilişkin değerlendirmelere rastladık. Sosyal medyada da hatırı sayılır yorumlar var The Post hakkında.

ABD’li askeri ve politik yetkililerin, Vietnam Savaşı döneminde Amerikan kamuoyuna sistematik olarak yalan konuştuklarını ispat eden ‘Pentagon Belgeleri’ni, ‘vatan haini suçlamalarını göze alarak yayımlayan Washington Post Genel Yayın Yönetmeni Ben Bradlee ve yayıncı Katharine Graham’in yaşadıklarından yola çıkarak senaryolaştırıldı The Post.

Başrolünde Meryl Streep ve Tom Hanks var...

Film için bir yazı kaleme alınan Artı Gerçek Genel Yayın Yönetmeni Celal Başlangıç, Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma gönderme yaparak, “Ülkenin sinemalarında bu var ama, nezarethanelerinde, mahkemelerinde, Meclis’inde esen bambaşka bir hava giderek daha da şiddetleniyor” diyor.

OHAL, altıncı kez 3 aylığına uzatılırken dün Meclis’te HDP’li Milletvekili Ayhan Bilgen, biraz da ironi yaparak 2019 seçimlerine kadar OHAL ilanını öneriyordu.

İktidara geldiğinde Türkiye’yi sadece iki kentinde Olağanüstü Hâl olan bir ülke olarak devralan AKP iktidarı, şimdi ikbalini bütün bir ülkeyi OHAL’le yönetmekte bulmuş gibi gözüküyor.

Başlangıç, hâlâ nezarethaneleri, cezaevleri, mahkeme salonları gazetecilerle dolup taşan bir ülkede yaşadığımızı hatırlatıyor.

Ve son olarak 10 Aralık Çalışan Gazeteciler Günü’nde gözaltına alınan TV10 yöneticilerinin dokuz gün gözaltında sorgulandıktan son dün tutuklandıklarına vurgu yapıyor.

Arından birkaç gün önce gazeteciler Ragıp Duran, Ayşe Düzkan ve Hüseyin Aykol’un yıllarca hapis cezası aldıklarından dem vuruyor.

Üstüne, hakkında verilen beraat kararı bozulunca Hasan Cemal’in yine ağır hapis cezası tehdidiyle yargılanmaya başlaması…

Tüm bu olumsuz gelişmeler artarak devam ederken, ABD merkezli düşünce kuruluşu Freedom House’un 2018 Dünyada Özgürlükler Raporu’nda Türkiye’yi “kısmen özgür” kategorisinden ilk defa “özgür olmayan ülkeler” kategorisine düşürmesi mevcut tabloyu ortaya koyuyor.

Bütün bunların; Türkiye insanları gerçekleri öğrenmesin, AKP bütün bu baskıyla tehditle iktidarını sürdürebilsin diye gerçekleştiği görüşünde Başlangıç:

“Yoksa bu ülkede halkın gerçekleri öğrenme kanalları açık olsa, halkın bilgi edinme hakkı sağlansa, Erdoğan Afrin’i tehdit ederken ABD’ye posta atamaz. O zaman sorarlar ülkenin en tepesindeki kişiye, ‘Afrin’in ne alakası var ABD’yle, Afrin’de askeri gücü olan Ruslar. Sen Afrin’i tehdit ederken bizi kandırmak için mi Rusya’ya değil de ABD’ye posta atıyorsun’ diye.”

Sadece halkın değil, “ülkenin anlı şanlı gazetecilerinin” bile doğru bilgi alma hakkı olmadığını söyleyen Başlangıç, “Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, ‘Afrin operasyonu Kürtlere karşı değil’ dediğinde bir Allah’ın kulu çıkar ‘Afrin’de Kürtler değil de Madagaskarlılar mı yoksa Jamaikalılar mı yaşıyor’ diye sorardı” eleştirisini yöneltiyor ve şöyle noktalıyor yazısını:

“Amaçları gerçekleri bilmeyen, bilse de korkudan ağzını açamayan bir toplum yaratmak. İşte o yüzden Olağanüstü Hal’de ‘özgür olmayan bir ülke’ yarattılar. Bunun içindir ki sinemalarında oynayan filmle gerçekte nezarethanelerinde, cezaevlerinde, adliyelerinde, Meclis’inde yaşananlar birbirinden farklıdır.”

 

 

 

.