Ermeni toplumunda patrik kavgası: Mor musun, turuncu mu?

Ermeni cemaati bu pazar yeni patriğini seçmek için sandığa gidiyor. Önceki Patrik Mutafyan’ın 12 yıl önce hastalanmasının ardından yıllardır talep edilen bu seçim birçok tartışmayı ve soru işaretini de beraberinde getirdi.

Patriklik makamı Ermeni toplumu için dini ve toplumsal en üst makam. Devlet ve uluslararası toplum nezdinde de Patriklik makamı Ermeni toplumunun başı ve yöneticisi olarak kabul ediliyor. Patrik, Ermeni cemaatinin en güçlü kişisi, cemaate ilişkin maddi ve manevi tüm kararlarda da söz sahibi.

Patrik kararlarını gerekirse veto edecek bir mekanizma söz konusu değil. 1960’tan önce ise daha demokratik bir yapı söz konusuydu. Patrik, alacağı kararları cemaat üyelerinden oluşan 40 kişilik Cismani Meclis’e sormak zorundaydı ve kararlar bu meclisin onayıyla alınabiliyordu. Ancak 60 yılından sonra meclis lağvedildi, Patriğin yetkileri artırıldı. Hal böyle olunca Patriklik makamı daha büyük büyük bir güce ve öneme sahip oldu.

Ermeniler 1998’de seçilen Mesrop Mutafyan’ın bu yılki ölümünün ardından 11 Aralık’ta yeni Patriğini seçecek. Ancak  Mutafyan’ın hastalanıp görevini yerine getiremediği son 12 yıl boyunca beklenen bu seçim süreci birçok Ermeni için “tartışmalı ve adaletsiz” geçiyor. Her şeyin fitilini devletin gönderdiği yeni seçim talimatnamesi ateşledi. Talimatnameyle Patriklik seçimine katılım için İstanbul Patrikhanesi’nden olma şartı getirildi. Böylece Patriklik için yarışabilecek doğal aday olan 13 din adamından 10’unun önü kesildi. Kalan üç adaydan biri seçimin bu şartlarda adil olmayacağı gerekçesiyle aday olmazken diğer iki aday Ateşyan ve Maşalyan seçime katıldı, iki aday haksızlık olduğunu dile getirseler de diğer adayların önünü kapayan yeni maddelere resmi olarak itiraz etmediler.

Bu şartlardaki bir seçimin adaletsiz olacağına yönelik Ermeni toplumundan gelen güçlü eleştirilere “Devlet böyle istiyor, yapacak bir şey yok” yanıtı verilirken dilekçeyle itiraz hakkının bile mevcut Patrikhane tarafından kullanılmaması dikkat çekti. Gelinen noktada birçok Ermeni’nin aklında soru işaretleri var. Ahval’e konuşan ve ismini vermek istemeyen seçim sürecinin adaletinden sorumlu Müteşebbis Heyet üyelerinden istifa eden bir isim şöyle konuştu:

“Devlet istediği için mi seçim iki adayın arasında geçiyor yoksa cemaatten bazıları devleti yanlış yönlendirdiği için mi talimatname böyle çıktı? Patrikhane, talimatnamedeki adaletsizliğe karşı neden itiraz hakkını bile kullanmadı? Oysa 98 yılındaki Patrik seçiminde yaşanan benzer sorun itiraz hakkının kullanılmasıyla çözülmüştü.”

ş

Tüm bu yaşananlar Ermeni toplumunda büyük tartışmaları da beraberinde getirdi. Mevcut adaylar da seçim kampanyalarını ayrıştırıcı bir dille yapınca Ermeni Patrikhanesi Emlak Komisyonu eski üyesi Şahin Gezer’e göre Ermeni toplumu ilk kez bu kadar gerildi ve kutuplaştı: “ Adaletsiz bir şekilde diğer 11 adayın hakkı yenerek seçime gidildi. Şimdi iki aday var ve seçim süreci korkunç geçiyor. Karşılıklı iftiralar, hakaretler… Ben iki tarafı da desteklemiyorum. Ateşyan görevde kaldığı yıllar boyunca Ermeni toplumu için hiçbir şey yapmadı, sadece kendi çıkarlarını gözetti. Maşalyan’ı ise patriklik makamına oturacak yeterlilikte görmüyorum. Ama iki adayın da taraftarları çok ateşli bu da Ermeni toplumunu çok gerdi ve kutuplaştırdı. Şimdi biz de taraflardan biri olamaya zorlanıyoruz. ‘Ya bendensin ya da onlardansın’ anlayışı hâkim. Kardeş abisine, Amca yeğenine, kadın kocasına küstü bu seçim yüzünden. Ağıza alınmayacak hakaretler ediliyor. Seçimden sonra Ermeniler toplum olma özelliğini nasıl geri kazanacak bunu merak ediyorum.”

Gezer, mevcut Patrikhane yönetimini şöyle eleştirdi: “Seçimin adil olmasını sağlamakla görevli olan Müteşebbis Heyet ve mevcut Patrikhane devletten gelen ve diğer 10 adayın seçime katılmasını engelleyen talimatnameye itiraz bile etmedi. Sekiz Müteşebbis Heyeti üyesi bu yüzden istifa etti ama bir şey değişmedi. Peki, neler oluyor, neden bu talimatnameye itiraz bile edilmedi? Başka oyunlar mı dönüyor? İki patrik adayı da ‘talimatnamenin böyle geleceğini biliyorduk’ diyorlar, nerden biliyorlardı? Neden müdahale edilmedi? ‘Devlet istedi’ deniyor tamam devlet istediyse senin itiraz hakkın var neden onu kullanmadın? Bunu kimse açıklamıyor. Ermeni toplumunun geniş kesimi bu adaletsizliğe karşı. Patriklik makamı saygın bir makamdır, ben koskoca bir toplumun bu iki adayın arasına sıkışıp kalmasını ve bu adaletsiz seçimi hazmedemiyorum.”

Seçim sürecinin sağlıklı yönetilmesiyle sorumlu müteşebbis heyetin bir üyesi olan ancak daha sonra istifa eden bir isim de Ahval’e seçim sürecini şöyle özetledi:

“Patrik Mutafyan hazretleri hastalanıp görevini yerine getiremeyince yeni patrik seçimine yönelik hangi talebimiz olduysa Patrik Genel Vekili (Ateşyan)  müsaade etmedi. Bunun için 6 bin imza toplandı ama dikkate bile almadı. Sayın İçişleri Bakanı Beşir Atalay, o dönem yaptığımız görüşmede ‘Biz sorununuzu çözdük zannediyorduk’ dedi. Yani sorun farklı birimlerde çözülmeye çalışılıyor ama o noktaya giden bilgiler artık hangi çevreler tarafından nasıl taşınıyor onu bilmiyoruz. 2017’de yeniden seçim baskısı oluştu. Çünkü patrikhanenin dini hükümlerine göre yedi yıl makamında oturmayan bir patrik azledilmiş sayılır. Patrik hazretleri yedi yıldır hastaydı dolayısıyla Ruhani Kurul seçime karar verdi ama seçim yine engellendi. Çünkü aynı Patrik Genel vekili (Ateşyan) istifa edip seçim talebinde bulunmadı.”

Müteşebbis heyetin eski üyesi sözlerini şöyle sürdürdü:

“Daha sonra Patrik Hazretleri vefat etti ve seçim süreci doğal olarak başladı. Seçim güvenliğinden sorumlu Müteşebbis Heyet ve Patrikhane olarak devlete seçim tarihi ve talimatnamesi için başvurduk.  Talimatname gelince gördük ki İstanbul Patrikhanesi(ne mahsusiyetten bahsediyor. Yani yurtdışında görev yapan 10 doğal patrik adayı seçime giremeyecek. Bunun kabul edilemeyeceğine dair ben ve birkaç arkadaşım ısrarla karşı çıktık. Devletten düzeltme talep edilmesini istedik ama bunu yapmadılar. Ben ‘Devlete itirazımızı bildirelim, devlet mevcut görüşünde ısrar ederse talimatnameyi düzeltmezse ‘tamam’ bu şartlarda seçime girelim’ dedim. Ama bir yazıyı bile yazmadılar.”

Kaynağımız sonraki süreci ve sonuçlarını da şöyle anlattı:

“Üyesi olduğum Müteşebbis Heyet’in  görevi, seçim çalışmalarında adaleti ve eşitliği sağlamaktı. Ben de bu şartlarda seçimin adaletsiz olacağını söyleyerek istifa ettim. Dolayısıyla bunun devlet tarafından kasıtlı olarak verilmiş bir karar olduğuna inanmıyorum. Çünkü 1998 yılındaki seçimde devlet bize ‘Halk değil ruhani kurul kendi arasında seçsin’ diye yazdı,  biz de buna karşılık yazıyla ‘1863 nizamnamesinin uygulanmasını talep ettik. Üç ay sonra devlet bize ‘olur’ dedi ve Mutafyan seçildi. Şimdi de devlete yazı yazılsa durum yine değişebilir diye düşünüyorum ama yazılmıyor.”

İstifa eden Müteşebbis Kurulu üyesi Patrik adaylarının seçim kampanyasını ise şöyle değerlendirdi: “98 seçiminde adayların donanımları, yabancı dil konusundaki bilgileri, dini eğitimleri, hitabet yetenekleri konuşulurdu. Şimdi bunların hiçbiri insanların gündeminde değil.”

Ruhani bir lider seçmek için yapılan Patriklik seçim kampanyası ise oldukça ilginç geçiyor. Ruhani din adamlarının taraftarları oy kazanmak için adayın isimlerinin yazdığı bedava kalemler ve kolyeler dağıtıyorlar. Kahvaltılar, brunch’lar ve akşam yemekleri organize ediliyor. Adaylar ise kampanya sürecinde çok para harcandığına yönelik eleştirileri bunları kendilerinin değil taraftarlarının düzenlediğini söyleyerek yanıtlıyor.

İki patrik adayının da seçim propagandası boyunca kendilerini sembolize eden renkleri var. Ateşyan taraftarları mor renk kravat ve fular kullanırken, Maşalyan taraftarları ise turuncu kravat ve fularlarla seçim çalışmalarını yürütüyorlar. Kilisede yıllardır gönüllü çalışan Nurisa Hanım seçim sürecini söyle anlatıyor: “Kulis yapılıyor. Kiliseye sık sık gitmeyen insanlar pazar günü kilisenin bahçesine geliyor grup grup sizleri etkilemeye çalışıyor. ‘Gelin mor olun’ ‘gelin oranj olun’ diyorlar. Bir buçuk aydır bu insanlar kilisenin bahçesinde dolaşıyor, oysaki ben her pazar giderim. O insanların çoğunu daha önce görmedim. Ben şu anda bir aydır zaten düzenli gitmiyorum. Çünkü o şeyin içine girmek istemiyorum.”

Patriklik seçiminin ilk basamağı olan pazar günü (8 Aralık) Ermeni toplumu delegeleri seçecek, delegeler ise 11 Aralık’taki seçimde Patriğin kim olacağına karar verecekler. Talimatname krizine karşı Ermeni Cemaatinden Toplum Girişimi isimli bir grup mahkemeye başvurarak söz konusu maddelerin iptal edilmesini ve seçimin yürütmesinin durdurulmasını istedi. Ancak mahkemeden şu ana kadar herhangi bir karar çıkmadı. Ermeni toplumunda iki adayın seçmenlerinin dışında bir kısım mevcut duruma tepki için seçimi boykot etmeyi, bir başka kısım boş oy kullanmayı Toplum Girişimi isimli grup ise seçimde zarflara oy yerine ‘adalet istiyoruz’ yazılı kâğıtları koyarak Patrik seçimindeki uygulamaya tepki göstermeyi planlıyor.


© Ahval Türkçe