ABD’nin BAE’ye petrol satışının anlamı: 100 yıllık bağımlılık bitti

ABD’de kaya gazı ve kumul petrolü üretiminde yaşanan devrim, son  100 yılda dünyada petrol çevresinde oluşturulan tüm ekonomik ve siyasi dengeleri değiştirmeye başladı. Önceki yıl Portekiz’e yollanan orta ölçekli bir tankerle LNG ihracatına başlayan ABD, son olarak Körfez’in en büyük petrol üreticilerinden Birleşik Arap Emirlikleri’ne petrol sattı. Ve böylece dünyadaki enerji savaşları yeni bir aşamaya evrildi. 

Aslına bakarsanız dünyanın en büyük ekonomisinin petrolde dışa bağımlılığı halen tam olarak sona ermiş değil. Ancak 10 yıl öncesinde günlük 12.5 milyon varil olan ithalat 2.5 milyon varile düşmüş durumda.

Ve bir süre sonra ithalat bağımlılığının bitmesi bekleniyor. Bu değişimi sağlayan siyasi altyapı eski başkan George W. Bush döneminde alınan stratejik bir karara dayanıyor: ABD’yi enerji ithalatından tamamen kurtarmak. 

Konunun ekonomik boyutu ise elektrik teknolojisinin yavaş yavaş petrolün yerini alması ve ABD’nin günde 12 milyon varil üretim kapasitesine ulaşıp Suudi Arabistan’ı geçmesine dayalı. 

Diğer taraftan ABD’nin hala geçmiştekine göre az da olsa petrol ithal ederken, diğer taraftan petrol ihracatına başlamasının nedeni ise dünyadan gelen talep. Bu talebin temeli ABD’de çıkartılan kumul petrolünün kalitesinden kaynaklı. ABD’nin kumul petrolü, piyasada ‘şampanya’ olarak adlandırılan yüksek graviteli petrollerden bile daha yüksek niteliklere sahip.

Neredeyse rafineriye girmeden bile dizel olarak kullanılabilecek kalitede. Hatta bu yüzden ABD’de Körfez petrollerini işlemek için kurulan yüksek teknolojili rafinerilerin bile önümüzdeki yıllarda işsiz kalıp kapanacağı yönünde beklentiler oluşmaya başladı. 

Tüm bunlar yetmezmiş gibi Başkan Trump’ın, Obama döneminde Meksika Körfezi’nde yaşanan Deep Water Horizion felaketinin ardından açık deniz petrol aramalarına getirdiği yasağı kaldırma ve Milli Park olarak kabul edilen Alaska bölgesinde petrol çıkartma iznine yönelik adımları, piyasalardaki dengeyi ABD lehine değiştirecek yeni adımlar olarak kabul ediliyor. 

ABD aynı zamanda piyasalarda büyük bir fiyat avantajı da yakalamış durumda. Bundan 10 yıl öncesine kadar navlun fiyatlarının da etkisiyle geleneksel olarak Avrupa’ya göre daha yüksek fiyattan satılan ABD petrolü artık Avrupa’nın kullandığı Brent adı verilen petrole göre yüzde 5-10 daha ucuz fiyattan işlem görüyor. Bu durum geleneksel petrol ihracatçıları olan OPEC ülkeleri ve Rusya’nın tahtını da sallayan bir gelişme.

Çünkü düşük fiyatları ayakta tutmak için bu ülkeler son yıllarda sürekli olarak üretim kısıntısına giderken pazardaki açığı sürekli olarak ABD firmaları dolduruyor. Rus uzmanlar, arz boşluğunun ABD tarafından kalıcı olarak doldurulmasının kendi ekonomileri açısından en büyük tehlike olduğu görüşünde. 

ABD’deki enerji devriminin diğer bacağını oluşturan kaya gazı ise pazardaki büyük gaz üreticileri olan Rusya, İran ve Katar için diğer büyük bir tehlike. Çünkü halen 10.5 milyon tonluk LNG üretim kapasitesi olan ABD bir bölümü bu yıl, kalanı da 2024’e kadar tamamlanacak 36 dev terminal yatırımıyla bu kapasiteyi 312.5 milyon tona yükseltmek için yatırım yapıyor.

Piyasada en büyük LNG üreticisinin halen 77 milyon tonla Katar olduğu düşünüldüğünde, ABD’deki üretim artışının ne anlama geldiği sanırız daha iyi anlaşılabilir.

ABD’nin bu üretim artışını nerede kullanılacağı ise şimdiden dünya çapında sorunlara neden olmuş durumda. Kasım sonunda bir açıklama yapan ABD Enerji Bakanlığı yetkilisi John McCarrick’in sözleri bu açıdan önem taşıyor.

McCarrick Reuters’ta yer alan habere göre Rusya'nın Türkiye'ye uzanacak ikili doğalgaz boru hattı projesi Türk Akımı'na karşı olduklarını belirterek, ‘Rus doğalgaz şirketi Gazprom ile Avrupalı alıcılar arasında anlaşmaya varılırsa, Avrupalı  şirketlerin Amerikan yaptırımlarına maruz kalma ihtimali öncesinde, hattın "çizgilerini" incelemeleri gerekecek’ dedi. McCarrick, sözlerinin devamında 

ülkesinin sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ihracatını yöneten kuralları serbestleştirdiğini belirtti. Ve talebi yükseltmek için gerekli altyapıyı oluşturmak amacıyla Avrupalı müttefikleriyle çalışma yaptıklarını kaydetti.

Öte yandan,  Rus doğalgaz devi Gazprom’un uluslararası piyasalardan borçlanırken yatırımcılara verdiği bir prospektüste ‘ABD ambargosu yüzünden Türk Akımı tamamlanamayabilir’ notunu düştüğü 7 Temmuz 2017 tarihinde Reuters Ajansı’nda yer almıştı.

Bütün bunları alt alta koyunca Ortadoğu’da değişen dengeler de daha iyi okunabiliyor. ABD’nin geleneksel üretim alanlarına bağımlılığı azalıyor. Buna karşın hem rakipleri hem de partnerleri olan Çin, Japonya ve Avrupa’nın bağımlılığı sürüyor, hatta artıyor. Bu durum bazılarının son dönemde gündeme getirdiği ‘ABD Ortadoğu’dan çıkmak istiyor’ sözlerini akıllara getiriyor.

Belki de son olarak Irak’tan asker çekme açıklamasını da bu bakış açısıyla değerlendirmek gerekli. Tabii ABD bunu yaparken, Ortadoğu’yu rakipleri için daha karmaşık ve içinden çıkılmaz hale getirdikten sonra yapabilir. 

ABD’nin, BAE’ye yaptığı petrol ihtiyacı sembolik de olsa bu küresel bir değişimin işaret fişeği olarak görülebilir. 100 yıldır söylenen ‘ABD Ortadoğu’ya muhtaç’ mottosu yakın zamanda ‘Ortadoğu ABD’ye muhtaç’ olarak değişmesi mümkün. Tabii enerji olarak değil, bölgede kurulu ülkelerin güvenlik ihtiyacı olacaktır bu. 

Şimdi akıllara yeni bir soru geliyor. ABD gerçekten böyle bir adım atar mı? Başkan Trump’ın da dediği gibi: Her şey Amerika için…