May 29 2019

Emre Alkin: Piyasalardaki dalgalanmaların sakinleşmesini beklemek hayalperestlik olur

Bazı açıklamalar veya uygulamalardan tatmin olmayınca ya resmi web sitemdeki yazılarla ya da TV'deki yorumlarımla uyarmaya çalışıyorum. "Hoca eleştirme fazla, elimizden geleni yapıyoruz" diye serzenişte bulunanlar oluyor elbette. Halbuki amacımız elimizden daha iyi işlerin gelmesi için katkıda bulunmak.

Eleştiri yapanları şu kategoride ele almak lazım:

- Her şeye kötü diyenler
- Her şeye iyi diyenler
- İyi olana iyi, kötü olana kötü diyenler

Ben son kategoride yer almaktayım. İyi olana iyi dediğim için de eleştirilenlerdenim. Ancak, bizim gibiler son zamanlarda "böyle olmaz" demeye başlamışsak, eleştirilen kişilerin "bunlar da diğer tarafa" döndü demeyip, kendi uygulamalarına bir dönüp bakmalılar. Ben söyleyeyim: Son zamanlarda maalesef günü kurtarmak adına veya herkesi memnun etmek adına çok fazla yanlış iş yapılıyor. Çalışana hürmetimizi olduğu için, eleştirilerimizi yumuşak bir tonda hatta bazen de esprilerle yapıyoruz. Buna rağmen halen alınan oluyorsa, yapacak bir şey yok. Kendilerine bir dönüp bakmaları en doğru davranış olacaktır.

Belki de bu haftanın en önemli verisi Cuma günü açıklanacak olan 1. Çeyrek Büyüme verisi olacak. Açıkçası şu ana kadar yaşadığımızı "teknik resesyon" şeklinde adlandırma çabalarına mesafeli yaklaştım diyebilirim. Çünkü resesyonun "teknik ve pratik" olarak adlandırıldığını hiç görmedim, duymadım.

Buna rağmen, piyasaların olduğundan daha kötü gösterilmesine de karşı olduğumu her seferinde ifade ediyorum. Türkiye'nin ne Arjantin ne Venezuela ne de Zimbabwe gibi şartları yok. Bu ülkelerden farklı olarak Türkiye'nin finansal piyasaları saat gibi çalışıyor, kritik altyapıda herhangi bir sorun yok, derinleşen sosyal huzursuzluk yok. Sadece çok ciddi diplomatik problemleri var. Bir de mevcut sorunları "yokmuş" gibi değerlendirme alışkanlığı var.

Biz bunları tartışırken, AB'ye üye 21 ülkede Avrupa Parlamentosu için sandık başına gitti. Hem solun hem de sağın aşırı uçları oylarını artırırken, köklü partilerin oyları geriledi.

Bundan başka birçok Avrupa Ülkesinde yerel ve genel seçimler yapılacak. Maalesef Avrupa Ülkelerinde aşırı milliyetçiliğin giderek yükseldiğini görüyoruz. Tüm bunlar olup biterken, İngiltere'de Başbakan May'in ani istifası, anlaşmasız bir Brexit ihtimalini yükseltti diyebilirim. Tabii bu durum Türkiye için iyi bir haber değil elbette. Brexit'ten sonra, Birleşik Krallığa yaptığımız ihracatın hangi anlaşma ile yapılacağı konusunda kimsenin herhangi bir fikri yok diyebilirim. 

Hafta sonu davetli olduğum her yerde CDS primleri ve Dolar/TL kuru arasındaki tuhaflıktan soru geldi bana. Soğukkanlı bir şekilde bu soruları şöyle cevapladım:

- Dalgalı kurda eğer TL'niz varsa dolar alırsınız, yoksa alamazsınız. Likidite olmadığı için döviz kurları yükselmiyor.

- CDS Primleri Türkiye'nin borç ödeme riskinden değil, diplomatik riskinden dolayı artıyor.

- Eğer Türkiye 2002-2013 arasındaki hikayeye geri dönerse her şey bir anda düzelebilir.

Ancak bu şekilde insanları sakinleştirebiliyorum diyebilirim. Kabul etmek lazım ki, hem dünya hem de Türkiye'nin konjonktürü şimdilik yeni bir hikaye yazmak için elverişli değil. Bu sebeple piyasalardaki dalgalanmaların kolay kolay sakinleşmesini beklemek hayalperestlik olur. 


Bu yazı Emre Alkin'in kişisel blogundan alınmıştır.