Ara 20 2017

Piyasa iyimserliği 2018’de çuvallayabilir

 

Türkiye’nin kendine özel durumundan kaynaklanan ekonomik sarsıntılarını bir kenara bırakırsak, bu yıl dünya ekonomileri açısından son derece parlak geçti.

2016’da büyük yaralar alan, para birimleri düşen, faizleri yükselen, borsaları taban yapan gelişen piyasa ekonomileri için son derece parlak geçti.

Petrol ve hammadde fiyatlarının yükselmesiyle Körfez ülkeleri, Rusya, Brezilya, Güney Afrika ve daha birçok ülkenin paraları dolara karşı reel, hatta nominal olarak değer kazandı.

Faiz oranları geriledi ve canlanan ekonomiyle işsizlik düşüşünü sürdürdü. Hem de bütün bunlar ABD Merkez Bankası’nın 3 kez faiz artırmasına, piyasaya verdiği parayı geri çekmeye başlamasına ve seneye de üç faiz artışı yapacağını duyurmasına rağmen yaşandı.

Acaba bu yaşananlar geçici bir bahar olabilir mi? Dünya’dan Uğur Civelek gelişen piyasalardaki bu iyimserliğe değinerek, ‘Tüm bu eğilimlere rağmen gelişen ekonomilerin döviz rezervleri artamamış! Eğer piyasalar ekonomi ve siyaset cephesindeki gelişmeler ile sorunlara ilişkin orta vadeli beklentileri fiyatlamış olsa idi, finansal eğilim şeklindeki sonuçlar tam aksi yönde şekillenebilirdi!’ diyor.

Bu çelişkili durumu piyasalardaki manipülasyona bağlıyor Civelek. Bunda sadece piyasa oyuncularının değil, düzenleyici konumdaki kamu kurumlarının da payı olduğunu vurguluyor.

‘Günü kurtarmak adına, temel ilkeler tüketiliyor ve sorunların istikrarlı bir şekilde ağırlaşmasına yol veriliyor! Nasıl olduğuna bakmaksızın günün kurtarılmış olması başarı sayılıyor!’ diye yazıyor. Yazar 2018’in ise daha farklı olma ihtimalinden bahsediyor. Şunları yazmış:

‘2017 senesi genelinde, piyasaları yapay bir şekilde yönlendirme çabası daha önce görülmemiş düzeylere ulaştı.

Devam etmesi beklenen bu zorlamaların gelecek yıl içinde çuvallama olasılığı hayli yüksek ve kontrollü kaos senaryoları iflas edebilir!

Jeopolitik yaraların kanatıldığı, ABD ekonomisindeki büyümenin silah olarak kullanılacağının açıklandığı, ekonomik kırılganlık algısının iyimserlik zorlamaları ile yükseldiği ve dolar faizlerine ilişkin artış söylemlerinin güncelliğini koruduğu koşullarda daha farklı düşünmek mümkün olamıyor.’