Erdal Er
May 29 2018

Ahmet Maranki doğruyu söylüyor!

Prof. Dr. Ahmet Maranki, 23 Mayıs 2018 tarihinde Akit TV’de katıldığı bir programda şunları söylemişti:

‘’Kaf Dağı'nın arkası 25 Haziran'dır. Olmadı zaten, o zaman artık Belgrad Ormanı'nda ağacın dibinde, talim şeyimizi oraya gömdük. Çıkaracağız sokağa artık, 'Bismillahirrahmanirrahim' diyeceğiz..."

Akit TV’in sunucusu Ahmet Keser ise, TSK’nin Afrin’i bombaladığı dönemde sivil kayıpları gündeme getirenlere çıkışmış; “Yahu sivil öldürecek olsak Cihangir’den başlarız, Nişantaşı, Etiler… Di mi yani, bir sürü hain var. Türkiye Büyük Millet Meclisi var” demişti.

Farklı çevrelerden o günlerde Ahmet Keser’e şimdi de Ahmet Maranki’ye tepkiler geldi. İnternet siteleri, gazeteler her iki isimin  sözlerini; ‘iç savaş çağrısı’, ‘kan donduran ifadeler’, ‘skandal’ başlıklarıyla verdiler.

Hatta Maranki’ye deli, provokatör, muamelesi yapanların sayısı da az değil. Ahmet Hakan ise ‘bir sizden, bir bizden’ hesabı Barış Atay’a yaptıklarını dengelemek için savcıları Maranki’ye soruşturma açmaları için göreve çağırdı. Maranki’nin fitilini ateşlediği tartışmayı Türkiye’yi yönetenlerden bağımsız düşünürsek hata yapmış oluruz.

Maranki, uzun süredir çoğunluğun bildiği, susarak izlediği gerçeği yeniden insanların gözüne parmak sokarak hatırlattı. ‘Bu da nereden çıktı’ şaşkınlığını yaşamaya gerek yok; doğru olan herkesin bildiği gerçekle yüzleşip sesli konuşmaktır.

Recep Tayyip Erdoğan yönetimi16 yıldır Türkiye’de yaşayan insanları bilerek kutuplaştırdı ve  kendisinden olmayanları ‘vatan haini’ ilan edip, ‘yok edilmesi gereken düşman’ olarak sundu taraftarlarına.

Kürtler başta olmak üzere toplumun çeşitli kesimlerine ‘düşman hukuku’ uyguladı.

Eğer bugün on binlerce Erdoğan muhalifi hapisteyse nedeni tam da budur.

Türkiye’de polis, asker, yargı, devlet bürokrasisi, üniversite yönetimleri ve medya Erdoğan’ın emirlerine uygun hareket ediyor. Haliyle sokaktaki Erdoğan taraftarları da durumdan vazife çıkartıp kendinden olmadıklarını düşündükleri insanlar üzerinde baskı kurup tehdit etmeleri yeni bir durum değil.

Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak, 14 Nisan 2018 tarihinde AKP Esenler 6. Olağan İlçe Kongresi'nde konuşmuş şunları söylemişti:

‘‘Mehmetçiğimiz cephede, Afrin'de savaşıyor. Teşkilatlarımız da bir seçim savaşına hazırlanıyor.’’

Bu sözlerden sonra AKP yandaşlarının bunu televizyon ekranlarına kadar taşınması ‘hayret’ edilecek bir neden değil, sonuçtur.

Yaşanmış bir kaç örnek bizi doğru adrese götürmekle kalmayıp, fotoğrafın tamamını görmemizi sağlayacaktır.

10 başlıkta Erdoğan’ın silahlı milis örgütlenmesi:

1- AKP, 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde parlamento çoğunluğunu kaybetti ve tek başına hükümet kuramadı. Erdoğan, seçim sonuçlarını kabul etmeyerek Ahmet Maranki’nin deyimiyle ‘Belgrad Ormanları’nda bir ağacın altına gömülü olan şeyleri’ çıkartmış ve ülkeyi 1 Kasım 2015 genel seçimlerine götürmüştü.

2- Erdoğan 7 Haziran öncesi; ‘Kürt sorunu yoktur, çözüm sürecini buzdolabına kaldırdık’ demiş ardından Diyadin provokasyonu, Diyarbakır, Mersin, Adana, Ankara, Suruç’da bombalar patlamış ve kan akmıştı. Ceylanpınar’da iki polis evlerinde esrarengiz bir şekilde öldürülmesi çözüm sürecine son verip savaşın yeniden başlatılmasının gerekçesi yapılmıştı.

3- Bir diğer örnek ise 16 Nisan 2016 tarihinde ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin oylandığı referandumdu. Erdoğan, gerçekte kaybettiği referandumu kazanan taraf olmuştu. Bunu Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) yardımıyla yaptığını hafızası kuvvetli olanlar bilir.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, o günlerde sokağa çıkmamalarının gerekçesini ‘silahlı insanların’ varlığı olarak açıklamıştı.

4- Halen ne olduğunu tam olarak bilmediğimiz 15 Temmuz faili meçhul darbe girişimi sırasında bir anda sokaklara çıkıp ve askerlerin boğazını kesenleri anımsayın. Kimdi bunlar? AKP hükümeti Aralık 2017 tarihinde çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname'de (KHK), 15 Temmuz darbe girişimi ve ‘girişimin devamı niteliğindeki eylemlere’ müdahale eden sivillerin cezai sorumluluğu doğmayacağı hükmü yer almıştı:

‘‘Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına, veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.’’

Böylece darbe girişimi gecesi ve devamında öldürme, lince kadar giden yasa dışı eylemlere katılanlara yargı dokunulmazlığı getirilmiş oldu.

5- 15 Temmuz’da asker, polis envanterinde bulunan150 bin silahın kaybolduğu, bu silahların AKP yandaşlarına dağıtıldığı, Belgrad ormanları başta olmak üzere pek çok yerde silahlı eğitimlerin yapıldığı kanıtlanmış bir gerçek.

6- 30 Temmuz 2016 tarihinde Ankara'da yol verme kavgasında 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Ankara Emniyet Müdürlüğü önünde sivillere dağıtılan silahlardan biriyle cinayet işlendi. Cesur Demircioğlu, polis envanterinde bulunan MP-5 silahla vurularak öldürüldü.

Tetiği çeken Murat Maraş savunmasında, '15 Temmuz gecesi Emniyet önünde dağıtmışlardı, oradan aldım' demişti.
Ankara Valiliği, Haziran 2017 tarihinde yaptığı açıklamayla, dönemin Ankara Emniyet Müdürü Mahmut Karaaslan'ın talimatıyla 15 Temmuz gecesi silah depolarının kapılarının kırılarak sivillere uzun namlulu silah ve mühimmat dağıtıldığını kabul etti.

7- AKP’nin Kontrgerilla örgütü olarak bilinen SADAT’ın DAİŞ, El Nusra  ve ÖSO gibi yapılanmaları eğittiği, silahlandırdığı raporlarıyla ispatlanmıştır. SADAT’ın kurucusu Adnan Tanrıverdi’nin  Erdoğan’ın Başdanışmanlığına getirilmesi bu ilişkinin boyutunu gösteriyor.

8- İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 2 Ocak 2018 tarihinde Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk'e konuşmuş şunları söylemişti:

‘‘Tokat ve Konya'da silahlı eğitim kampları bulunduğunu duyuyoruz, bu iddialar söyleniyor. Araştırılırsın ve bize bilgi verilsin. Bunların seçim döneminde rol alacakları, istenmeyen bir sonuç çıkması halinde karışıklık yaratacakları yolunda yoğun söylentiler var. Bunlardan birisi de Sadat diye bir yapı. İnanın Sadat da diğer yapılar da benim için toz zerresidir. Bu malum yapılar insanları çatışmaların içerisine sürükleyecekler. Şimdiden uyarıyorum ve önlem alınmasını istiyorum.’’

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ümit Özdağ, 6 Ocak 2018 tarihinde Halk TV’de katıldığı bir programda konuya ilişkin yeni bilgiler vermişti:

“Bir silahlanma süreci yaşanıyor. Son 23 ay içerisinde 2 milyon 300 bin yivsiz tüfek ve tabanca için ruhsat verildi. Bakanlığın rakamı, çılgın bir silahlanma. Bir de ruhsatsız ve uzun namlulu ağır saldırı silahlı şeklindeki silahlanmadan bahsediliyor. Diğer yandan sadece Konya ve Tokat’ta değil, ülkenin belirli yerlerinde geçici nitelikli kamplar kuruyorlar, kaldırılıyor.”

9- 15 Temmuz sonrası kamuoyunun gündemine gelen Halk Özel Harekat (HÖH) herhalde kafası bozulan bir kaç serserinin yaptığı işgüzarlık değildir.

Sedat Peker gibi mafya liderlerinin örgütlendirilip bir parti lideri gibi mitingler yapıp Erdoğan muhaliflerini ‘ölümle’, ‘kanla’ tehdit etmesi zincirin bir halkasını oluşturmaktadır.

10- Türkiye’nin batısında Eylül 2015 tarihinde HDP’nin il, ilçe teşkilatlarını, Kürtlere ait iş yerleri ve evlerini ateşe verip yağmalayanların AKP’ye bağlı Osmanlı Ocakları olduğu ortaya çıkmıştı.

Osmanlı Ocakları (Osmanen Germania) aynı şekilde Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde de Erdoğan’ın direktifleriyle hareket eden aktif bir kriminal yapılanma. Bunlar kamuoyunda deşifre olanlar. Bir de bilinmeyenleri ekleyin bu korkunç hukuk dışı tabloya. Bu yapılara örtülü ödenekten büyük kaynaklar aktarılıyor.

Erdoğan yönetimi içeride ve dışarıda polis-asker dışında doğrudan kendisine bağlı silahlı güçler oluşturdu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 23 2018 tarihinde mafya lideri Alaattin Çakıcı’yı tedavi gördüğü Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi’nde ziyaret ettiğini de not etmek gerekiyor.

Trajik olan çoğunluk gerçeği biliyor ancak karanlıkta gerçeğe başını dönüyorlar. Birgün tüm ışıklar yandığında gerçeğe başını dönenler suçsuzluklarını ispatlamak için birbirlerini suçlayacaklardır.

Gerçek şu ki; Ahmet Keser, Ahmet Maranki’ler yukardaki tablonun yaratığı figüranlardır, asıl mesele Erdoğan kurduğu sistemdir. O halde Ahmetlerle uğraşmak yerine, işin başındakiyle uğraşmak en doğru olanıdır.

Eğer Erdoğan’ın kurduğu bu sistem dağıtılmazsa kesinlikle toplumun çeşitli katmanları arasında kanlı bir iç savaş kaçınılmazdır...