Kas 16 2017

'Doğan Satmış, yokluk hissine mahkûm edilmeli, dışlanmalı, gazetecilik yapamamalı'

Adalet ve hukukun işlemediği, insan haklarının rafa kalktığı bir dönemden geçiyoruz. En çok şikayet edilen haksızlıklar kadar 'cezasızlık' sorunu.

Yargı ve sistemin kilitlendiği bir noktada insanların öz iradesiyle devreye girdiği bir toplum hayalinden söz ediyor Tuğçe Tatari: Adalet sisteminin, hukukun, insan haklarının çöktüğü böyle dönemlerde öz iradesiyle devreye girebilen bir toplum...

Yanlışların karşısında topluca ve güçlü bir şekilde durabilen, çürümeyi yaratanların ve ona hizmet edenlerin cüretini kendi elleriyle kesen, kesebilen bir toplum hayalini özetliyor.

Her meslekten insanların komik gerekçelerle yargılandığını belirten Tatari, 'yargılama' makamında olan kişilerin önce evlerinde aileleri tarafından tepkiyle karşılanması gerektiğine işaret ediyor:

Yahu doğrusu da bu değil mi; kimse kabul etmemeli bir aile ferdinin bile bile haksızlığa hizmet etmesini, güce boyun eğip talimatla hareket etmesini... Bu uğurda reddetmeli anasını, babasını, kardeşini; hayat boyu görüşmemeli gerekirse. Yok abartmıyorum, aksine yaşananlar ve yaşatılanlar karşısında hafif bile söylediklerim.

Bir aileyi daha fazla rahatsız edebilecek başka benzer örnek bulmakta da zorlandığını söyleyen Tatari, "babam bu tarz bir dosyanın tarafı olsa tanımam" diyor.

İlk olarak da kendi çevresinden örnekler veriyor: Doğan Satmış...

Doğan Satmış, bir gazeteye verdiği demeçte Cumhuriyet'te yöneticilik yaptığı sırada yayımlanan Mit tırları haberleri ile ilgili açıklamalarda bulundu ve mesai arkadaşlarını suçladı. Bu açıklamaları da savcılık tarafından mesai arkadaşlarının tutuklu olarak yargılandığı dava dosyasına eklendi.

Tatari, Satmış'ın bu açıklamalarından bahisle, "maalesef tanıdığım biri. Ahbabım değil ama tanışım, selamlaşmışlığım, hâl hatır sormuşluğum var. Doğan Satmış'tan söz ediyorum" diyerek utançtan kahrolması gereken bir ayıba imza attığını hatırlatıyor ve ekliyor:

Tamamen hukuksuz yargılanan, haklarında delil bulunmayan gazeteciler hakkında delil üretmeye kalktı, bunu da sanki başka bir konuda öylesine söyleşi veriyormuş süsüyle, herkesi aptal yerine koyarak yaptı.

Mesela ben Doğan Satmış'ın, toplumun kendi içinde yokluk hissine mahkûm edilmesi gereken insanlardan biri olduğunu düşünüyorum.

Çünkü böylesi bir ahlaksızlığa meyledenin bir gün mutlaka içinde yaşadığı topluluğa da zararı dokunur.

Hâlâ sürdürebildiği Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyeliğinde tek gün bile kalamamalı.

Gazetecilik yapamamalı.

Toplum buna izin vermemeli.

Bunu yapabilenin halkla yazdıkları yoluyla ilişki kurabilmesi de yine halkın iradesiyle, yani kayıtsızlığıyla, değer vermemesiyle engellenmeli bana göre.

Daha da ileriye gideyim;

Ailesi tarafından tepki görmeli. Varsa çocuklarının yüzüne bakamamalı. 'Baba sen masum insanları, sadece durdukları yer ve yaptıkları haber nedeniyle yargılandıklarını bile bile belki sana yeni bir kapı açılır umuduyla yakmaya kalktın' demeli, 'Sen nasıl birisin' diye hesap sormalı!

Tatari, Doğa katliamcılarının, Tutuklu HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk'un annesi Hatun Tuğluk'un cenaze linçcisiyle fotoğraf çektiren İçişleri Bakanı'nın da aynı kaderi paylaşması gerektiğine inanıyor ve böyle bir toplum hayal ettiğini yazıyor.