Kas 06 2017

'Faşist diktatör hakaret değil, ifade özgürlüğü'

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan'ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için kullandığı "faşist diktatör"benzetmesi, hem bir tartışmanın fitilini ateşledi hem de Erdoğan'ın Tezcan aleyhine "hakaret" suçlamasıyla dava açmasını beraberinde getirdi.

Erdoğan hem ceza davası hem de 50 bin liralık tazminat davası açtı. Peki, bu söylem gerçekten de hakaret mi yoksa ifade özgürlüğünün bir parçası mı?

Konuyla ilgili Cumhuriyet için bir yazı kaleme alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski yargıcı Rıza Türmen, AİHM karar ve içtihatlarının devlet başkanlarının ayrıcalıklı bir koruma zırhına büründürülmelerine karşı çıktığını hatırlattı. 

Ayrıca AİHM bu konuda karar veren tek merci değil. Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi’nin de benzer kararları var. Türmen'e göre, iç hukukta da zaten hakaret suçunu düzenleyen maddeler var ve bir de Cumhurbaşkanı için böylesi ayrıcalıklı bir yasaya ihtiyaç yok.

Türmen, AİHM'in bu konuya dair bir kararını da hatırlatıyor:

"Colombani/Fransa (2002) davasında, Le Monde gazetesinde, Fas hükümetinin ve Kral’ın en yakınlarının uyuşturucu kaçakçılığından sorumlu olduğunu belirten bir rapor yayımlanır.

Gazetenin genel yayın müdürü, Fas Kralı’na hakaret suçundan para cezasına mahkûm olur. AİHM, Fransa yasasında devlet başkanlarına özel bir hukuksal koruma tanınması nedeniyle, ifade özgürlüğüne ilişkin Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi."

Benzer bir kararın 2011 yılında, Basklı bir siyasetçinin İspanya Kralını eleştirirken kullandığı "işkencecilerin başı" sözleri nedeniyle 15 ay hapis cezasına çarptırılmasının ardından geldi. AİHM, kararında ifade özgürlüğüne ve kişilerin devleti eleştirebilme özgürlüklerine vurgu yaptı. Hatta karar, Kral'ın partiler üstü konumunun onu eleştirilerden muaf tutamayacağının altını çizdi.

Türmen'e göre, Erdoğan siyasi bir taraf olarak tarafsız ve de hakim konumunu kaybettiği için eleştiriye açık bir hale geldi. 

Geçmişte de Cumhurbaşkanlarına hakaret gerekçesiyle yerel mahkemeler tarafından verilen ancak AİHM tarafından geçersiz kılınan karar mevcut. 

Bu örneklerden birisi de 2005 yılında, dönemin Milletvekili Ekrem Pakdemirli'nin, yine dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e "yalancı, iftiracı, dar kafalı" demesinin ardından, manevi tazminat cezası ödemeye mahkum edilmesine karşılık AİHM'in Pakdemirli lehine karar vermesiydi.

Bu örneklerin sayısı çoğaltılabilir. AİHM kararları ile yerel mahkemelerin kararları arasındaki derin görüş ayrılığı dikkat çekici çünkü AİHM devlet başkanlarının da eleştirilmesi yoluyla ifade özgürlüğünü öncelerken, yerel mahkemeler devlet başkanının saygınlığı temelinde kararlar veriyor.

Tam da bu noktada, yani Türkiye'de ifade ve basın özgürlüğünün boğulduğu bir ortamda AİHM kararları ifade özgürlüğünün korunması için elzem bir önem taşıyor. Türmen, buradan hareketle, Tezcan'ın sözlerinin değil ancak savcılığın soruşturma açması büyük bir yanlış.