Oca 30 2018

'Hain yaftası solda daha incelikle, sağda daha kabaca yapıştırılır'

 

İktidarın en sık başvurduğu yöntemlerden birine dönüştü muhalifleri 'hain' olarak damgalamak. 

En son örneği ise Afrin operasyonunda görüldü. Suriye'nin Kürt unsurlarını hedef alan harekatı eleştiren herkes hem iktidar hem de onun aparatçıkları -medya ve yargı- tarafından hedefe konuluyor.

Ya gözaltına alınıp tutuklanıyor eleştiri hakkını kullananlar ya da medya aracılığıyla büyük bir karalama kampanyasının hedefi haline getiriliyor; dahası 'hain' ilan ediliyor.

Ümit Kıvanç, Gazeteduvar'da kaleme aldığı yazısında, ellerinde 'hain' yaftasıyla gezen ve yapıştırmak için can atanların yanısıra sol ve sağ kesimde bu ötekileştirme, ezip geçme mekanizmasının nasıl işlediğine dikkat çekiyor.

Bu kesimleri 'çıkmaz yola doğru koşanlar' olarak niteleyen Kıvanç, "Taarruz borusuyla kendilerinden geçerek çıkmaz yola doğru koşanları uyandırıp, kendi rüyalarında değil başkalarının kâbuslarında rol aldıklarını anlatmak hâlâ mümkün müdür? Bilemiyorum. Ama denemek zorundayız. Denemezsek riyakâr oluruz" diyerek bir sorumluluğa işaret ediyor.

Ardından da sol ve sağ cenahta 'hain' ilan etme mekanizmasının işleyişine dair şu yorumu yapıyor Kıvanç:

"Kabulleri tartışmaya açan, haindir. Topluca benimsenmişi sorgulayan haindir. Giderek, liderliğin çizdiği yolun tekliğini, o çizginin yönünü, giderek liderliğin yanılmazlığını, giderek liderin herhangi bir kararını tartışan haindir.

Solda bu mekanizmanın daha çeşitli ve azıcık daha incelikli versiyonları işler, sağdaysa daha yekpâre, daha kaba modelleri. Siyasî sağcılık zaten, esas olarak, varsayılan “güçlü”nün iktidarının sorgulanamazlığı üzerine kuruludur. Bunun pratiğe dönüşmüş ideal hali, sorgulanamaz iktidarlardır."

Devletin birilerini 'hain' ilan etme mekanizmasının gücüne dikkat çeken Kıvanç, 'devletin sahipleri'nin kendilerini hükmetmeyle, kudretle özdeş kıldığını belirtiyor ve ekliyor:

"Bu kudret, ancak başkasını bundan mahrum ederek ve ettikçe hissedilir, sahiplenilir, kullanılır."

Tam da bu nedenden ötürü bu 'sahip'lerin birilerini hain ilan etmesinin başkalarınıkine benzemeyeceğine dikkat çeken Kıvanç şöyle devam ediyor:

"Bu yüzden, Türkiye’nin sorunlarının çözümünde çatışma değil görüşme-konuşma yolu tercih edilsin diye gayet nazik bir mektubu imzalayan 170 kişiye cumhurbaşkanının hain demesi de başkalarınınkine benzemez. Yalnız Tayyip Erdoğan’ın sözüyle hayatımızı karartmaya hazır yetkili-yetkisiz kimselerin durumdan vazife çıkartabilme ihtimali nedeniyle değil.

Hepimizi temsil etmesi gereken ve hepimizden sorumlu olan makam tarafından hain ilan edildiğinizde, “hepimiz”in yeraldığı bütünlükten dışlanmış da olursunuz. Bu da, bugün yaratabileceği muhtemel felaketlerin yanısıra gelecekte herhangi bir şekilde o makamı ele geçirecek herkesin de başkalarını aynı şekilde dışlayabilmesine zemin hazırlar ki, sonuçta ortada devlet denebilecek meşru bir çatı kalmaz."

Kıvanç bugün iktidarın nimetlerinden yararlananların gıcık kaptıkları herkese canlarının çektiğince zulmettiğini ancak bir gün çatının ülkenin tepesine çökeceğini fark edemediklerini vurguluyor ve ekliyor:

"Oysa taptıkları devleti bizzat yıkmakta olduklarını şimdi anlamıyor, sadece rakip veya hasım gördükleri birilerine hakaret ve eziyet ediliyor diye zevk ve sevinçle kendilerinden geçiyorlar. Varolmazsa yaşayamayacakları öbür şey de hasımlar. Birilerini düşman görmeden kendilerini var edemeyenlerin günü bugün. Kendi şahsiyetlerini ancak düşmanları üzerinden tarif edebilenlerin."

Savaşa karşı çıkmanın ve barışı savunmanın bir sorumluluk gereği olduğuna değinen Kıvanç, yönetenlerin ülkeyi, toplumu acılarla dolu, kötü bir geleceğe sürüklediğini ve bunun söylenmemesi halinde içinde yaşanılan topluma ihanet edilmiş olunacağını kaydediyor.

Kıvanç yazısını şu satırlarla tamamlıyor:

"Bugünkü seferberlik hali elbette geçecek. Bu gidişle Türkiye, bildik ağır sorunlarıyla, bunları daha da ağırlaştırmış olarak yüzyüze kalacak. Çocuklarımıza, torunlarımıza nasıl bir hayat çevresi bırakacağımız elbette üzerinden atlayıp geçemeyeceğimiz bir konudur. Yaşını başını almış bizim gibi insanlara düşen, yaşadıklarından dersler çıkarmaları, çıkar ve ikbal gözetmeden, korkmadan etmeden bunları aktarmalarıdır.

Kısaca: Sürücüye “o yol çıkmaz” diyoruz, o da dönüp “hainler!” diye bize bağırıyor. Yola atıp üzerimizden de geçebilir, bu kudreti var. Fakat yol yine çıkmaz kalacaktır."