Kürtlerin derdi Muharrem İnce değil, barış

Çok haber, yazı okudum, dinledim, hatta yüzü maskeli itirafçı diye bize yutturulan ilk gençliğimin “Anadolu’dan Görünüm”lerini bile izledim, şehir içi minibüslerde polis radyosunu dinleme zorunda kaldım, ama bu yazıyı okurken kadar öfkelendiğimi hiç hatırlamıyorum.

Kürtler adına konuşan Mehmet Metiner mi, yoksa kötü çevirisiyle Muhsin Kızılkaya mı, hatta itirafçılıktan türeme Kurtuluş Tayiz mi?

Hayır beni öfkelendiren üst perdeden cümleler, keşke bu saydığım Kürt hareketi içinden çıkan devşirmelere ait olsaydı.

Öfkelenmez hatta güler geçerdim.

Yazının başlığı “Muharrem İnce'yi desteklemek Türkiye'ye ihanettir”

Yazarı Hayko Bağdat.

Yazı yayınlandığından beri tartışılıyor. HDP’den de tepki gecikmedi.

Tepkiler, Hayko Bağdat’ı linç etmeye kadar bile vardı. Amacım zaten yeterince tepkileri üzerine toplayan Bağdat’ı daha da sıkıştırmak değil. Benimkisi olsa olsa birkaç hatırlatmada bulunmak.

Düşünce özgürlüğü ve fikirsel beyan elbette önemli ama bunu yaparken kullanılan yol ve yöntem, üsluba dikkat edilmeli. Başkalarını rencide edici, küçük düşürücü ifadeler kullanmaktan kaçınılmalı. Ama maalesef Hayko Bağdat buna hiç dikkat etmemiş.

Bir çok yerde “Biz HDP’liler...” diyor, ardından emirvaki lafları sıralıyor.

Hayko, HDP’ye gönül veren biri olabilir, bu memnuniyet verici ancak bir HDP temsilcisi hatta lideri gibi konuşması kabul edilemez. Kürt mücadelesinin, Kürt siyasi harekatının en önemli özelliği bireylere indirgenemez oluşudur.  Bu mücadelenin geçmişinde direniş var, mücadele var, ölüm, kan, gözyaşı, mahpusluk var, yıllarca emek var.

Kürtlerin yaklaşık 40 bin şehidi, bine yakın sadece gözaltında kaybı, yaklaşık beş bin faili belli siyasi cinayeti var, binlerce köy boşaltması, yakılmasını yaşadılar, savaşın tüm iğrenç acılarından geçtiler.

Hiç kimse yıllardır mücadele veren bir halkın oy tercihlerini belirlemeye hakkı yok. Kürtlerin temsilcileri, liderleri var (tutsak olsalar da) ayrıca özgür iradeleri var.

Kürtler siyaset bilmiyor, okuma yazması yok, köylü cahil, kime niçin neden oy vereceğini bilmiyor mu?

Kürtlerin başkasının fikirsel rehberliğine ihtiyacı mı var?

Kürtlerin yıllardır verdiği mücadele ortada.

Diyarbakır Cezaevi vahşetinden, infazlara, işkencelere, yakın tarihte günlerce cenazesi sokakta bekletilen Taybet Ana, cesedi kokmasın diye dondurucuya konulan Cizreli Cemile’ye kadar yaşanan vahşetleri, katliamlar... yazsan, ciltler olur.

Bu katliam mağdurlarının sandık tercihini ancak o halk adına mücadele vermeye devam edenler belirleyebilir.
Her türlü acıdan geçen Kürt halkının tek derdi var: “BARIŞ”.

Yıllardır savaşın acısını yaşayan onlar.

Türk devleti onları öldürüyor. Tansu Çiller’i, Süleyman Demirel’i onların köylerini, evlerini yaktı, gençlerini kaçırdı, infaz etti, cesetlerini dere, yol kenarlarına, köprü altlarına attı.

Tayyip Erdoğan, F16 savaş uçaklarıyla köylülerini, çocuklarını paramparça etti (Roboski katliamı), bodrum katlarında gençlerini diri diri yaktı (Cizre bodrum katları) şehirlerini yıktı.

Kürtlerin makus talihinde değişmeyen tek gerçek var: Türkiye’de kim iktidarda olursa olsun Kürtler ölüyor, acı çekiyor, işkence görüyor, kaybediliyor, cezaevlerinde ölüme terk ediliyor, evsiz kalıyor, mülteci oluyor.

Bütün bu mücadele sonucunda Kürtler artık “Alavere dalavere Kürt Memed nöbete” Kürtleri değil. O yıllar çoktan geride kaldı. Kürtler bugün, Ortadoğu’da en önemli aktör haline gelmiş bir halk.

Kürt siyasi hareketi, Ortadoğu denkleminde, süper güçlerin ortasında oyun kurabilen, politika üretebilen, uluslararası güçlerle taktiksel ilişkiler içinde olabilen, milyonları aşan bir tabanına ulaşan bir hareket.

Hayko Bağdat’ın yazısı uzadıkça uzuyor ancak Erdoğan faşizmini devirmek için bir çözüm sunmuyor. Baştan sona kadar Kürtlere akıl veriyor, “Muharrem İnce’ye oy vermeyin” diyor.

Peki Erdoğan seçilirse ne değişecek? Erdoğan'ın yerine gelecek olan isim (elbette bizim de gönlümüzde Selahattin Demirtaş var) beğenelim veya beğenmeyelim neden bir umut olmasın?

Hayko Bağdat kadar biz de Meral Akşener’i sevmezük, istemezük. Zaten ikinci tura kalacağı da gözükmüyor.

Selahattin Demirtaş’ın ikinci tura kalma realitesi de ortada yok, kabul edelim. Kalsa da Hayko Bağdat’ın da dediği gibi devlet buna izin vermeyecek. Doğru.

Kürt harekatının en üst kadrosundan en alt kadrosuna, yerel çalışanına kadar herkes bunun farkında. Muharrem İnce’yi de öyle kaşı gözü için ya da popülist söylemlerinden ötürü tercih edecekleri de yok. Zaten ortada alınmış böyle bir karar da yok. Kürtlerdin derdi İnce değil, barıştır, demokrasidir, özgürce yaşamdır. Bu yüzden en çok barışı dillendiriyorlar.

AKP/Erdoğan’ın Ak Sarayı devletinin anladığı savaş, ölüm, acı.... Bu yüzden AKP iktidarı devrilmeli ve Erdoğan dışındaki tüm seçeneler Kürtler için “neden olmasın?

Belki yeniden bir umut.

Erdoğan’ın 16 yıllık iktidarına artık yeter demek için küçük bir umut ışığı da olsa yakılmalı. Bu karanlık günlerde, kim buna talipse desteklenmeli.

Üstelik, Erdoğan kazansa meslektaşlarımız cezaevinden salıverilecek mi? Selahattin Demirtaş hemen bırakılacak mı?

Ölümü terk edilen ağır hasta mahkumlar tahliye edilecek mi? Binlerce KHK mağduru görevlerine geri dönebilecek mi?

İşgal ettikleri Afrin’den çekilecekler mi?

Taybet ananın, Roboski katliamının failleri bulunup cezalandırılacak mı?

Hrant Dink cinayeti tüm yönleriyle açığa çıkarılacak mı?

Binlerce kişi siyasi mülteci ve memleketine dönme özlemiyle dolu. Geri dönebilecekler mi?

Erdoğan Kürt barışını, demokrasiyi düşünce, ifade özgürlüğü ve insan haklarını sağlayacak mı?

Hangi muhalifin bu konuda umudu var?

Erdoğan faşizminden kurtulmak için toplumda oluşan küçücük umudun varlığı ortada. Bu umut yeşermişken, umut kıran, moral bozan, kafa karıştıran söylemler doğru değil.

HDP ve adayı olan Selahattin Demirtaş’ın ve Kürt siyasi hareketinin bu seçimlere verdiği önem ve farklı düşündüğü ortada. Bu yüzden, Kürtlere kimsenin akıl vermesine gerek yok. Onlar kime oy vereceklerinin gayet bilincinde.

Mevcut durumunda bunun Erdoğan olmayacağı kesin. Çünkü Erdoğan’lı iktidarda barış da demokrasi de özgürlük de ufukta görünmüyor.

Bize düşen Kürtlerin tercihine saygı duymaktır.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.