Hayko Bağdat
Haz 07 2018

Madem cezalıyım, film yazarım ben de…

Hollywood’un meşhur korku filmleri vardır hani, finali büyük sürpriz ile biten...

Benzerlerini mutlaka izlemiş olmalısınız. “Altıncı His” filmi vardı mesela. Bruce Willis finalde başka çıkıyordu hani...

Öyle bir film uyduralım…

Bir adam, karısı ve çocuklarıyla yeni bir eve taşınır. Göl kenarı, villa tipi, sessiz, huzurlu, güvenli bir ev olsun taşındıkları. O eve yerleştiklerinde, kadın uzun süredir özlemini çektiği çalışma odasına, kütüphaneye, şık mutfağa, çocuklar bahçeye, göle, ağaca, adam da sükunete kavuşacaktır. Adam da çocuklar da kadın da artık mutluluk bulacaklardır.

Çiftin bazı sorunları vardır ama o ev onlara iyi gelecektir. Belki de artık boşanmayacaklardır bu ev sayesinde. Neredeyse filmin ilk bölümlerinde bunun bir korku filmi olduğunu unuturuz; o evi, o aileyi ve onların gündelik hayatlarını izlemeye başlarız.

Bir süre sonra evde hiç olmaması gereken bir şey olur. İşte o anda hatırlarız tekrar korku filmi izlediğimizi. Neye bilet aldığımızı da biliyoruz neticede. Gaipten bir ses duymaya başlar ev ahalisi. O ses, ev sahiplerini rahatsız etmeye başlar. Evde siluetler belirir. Ve biz izleyiciler o gaipten gelen sese, silüete çok kızarız.

Evdekilerin hayatı tam düzene girmek üzereyken, çocuğu korkutur o ses mesela. Çocuk gece koşar, annesinin babasının yatağına girer. Kadının psikolojisi bozulur, doktorlara falan götürmek zorunda kalır adam.

Sonra bu çaresizlik içerisinde yeni tedbirler almaya başlar. Eve tesisatçı çağırır. Papaz çağırır. Biz o ana kadar, oturduğumuz yerden aileyle birlikte aynı taraftayızdır, o sesi sussun, yok olsun isteriz.

Sonra sürprizli kısmı gelir filmin, bir çekmece açılır, bir fotoğraf çıkar gizli bölümden. O sesin kaynağının kime ait olduğunu çok merak ediyoruz ya. Anlarız, o evin eski sakinlerinden bir kadındır. Bir cinayete kurban gitmiştir; cesedi de o evin bodrumuna gömülmüştür.

Tam olarak ne yaptığını bilmiyordur. Yaşıyor mu, öldü mü, arafta mı, cennette mi, cehennemde mi? Bilemeyiz. O, usulüne göre gömülmediği için, cinayete kurban gittiği için kızgındır sadece.

Çıkardığı ses, iletişim kurulabilecek bir ses de değildir henüz.

O andan itibaren evin sakinleriyle o sesin arasında bir diyalog, bir iletişim başlamasını isteriz. Artık o sesin susmasını  değil, evin yeni sakinleriyle beraber işbirliği yapmasını bekleriz. Hatta bazen ev sakinlerine kızarız:

“Yahu anlamadın mı, o seni korkutmaya çalışmadı, sana fotoğrafı uzatıyordu, sen korktun kaçtın. Keşke fotoğrafı alsaydın da görseydin. Biraz sabredip dinleseydin sesi” deriz.

O ses, biraz da o evin sakinlerini korumak istiyordur aslında. Katil serbesttir...

Katil mahkum edilmemiştir…

Katil haklıdır hatta…

Katil eve dönebilir, dönecektir. O aile katilin yeni cinayetlerinin hedefidir. O ses, o çocukları katilden korumak istemektedir…

Artık, filmin son bölümlerinde, ev sakinleri ve cinayet mağduru ses ile beraber, katledilmiş ve adaleti sağlanmamış ruha ait cesedin yerini ararız. Ona usulüne göre bir cenaze yapacağız çünkü. Onu başka türlü huzura erdiremeyeceğiz.

Katil yeniden ortaya önce çıkmadan bunu yapmalıyız. Onu durdurmanın tek yolu onun bir katil olduğunu yüzüne haykırmakla gerçekleşecek. Usülsüz gömülmüş ölülere fatiha okuyunca, onlara bir mezar yeri bulunca, katil de sesler de yok olacak…

Türkler ve Kürtlerin, Ermeniler ile arasındaki durum budur işte. Uzun süre bu sesi çıkaranlara kızdı halklarımız. Huzuru kaçıranın o ses olduğuna inandırıldılar. O yüzden yeni cinayetler işlendi. Katil yeniden ve yeniden haklı çıktı hep. Beraat etti.

Katilin katlettiği her insana bir de biz kızdık üstelik. Öldürülenin suçlu olduğuna emindik… Katledilmiş bir hir halkın ölülerine küfrettik, adlarını küfür diye söyledik, ayıp ettik… Bizler, hep katilin hafifletici sebeplerini anlamaya çalıştık. Onu hep kahraman saydık…

Hrant Abi’yi de o yüzden öldürdüler. Sesinden rahatsız oldular işte. Evin neşesini kaçırdı diye öldürdüler…

Bizleri o yüzden tehdit ediyorlar. Bizleri de bodruma saklamak istiyorlar. Ama bodrumdaki sesler nasıl susacak? Kimler kimler var orada? Başka kimlerin cinayetine adalet gelmemiş? Bu ses nasıl susacak arkadaşlar?

Bu ses için sizin yapacağınız, yapmaya mecbur olduğunuz tek bir şey var. Sabırla, korkmadan, kızmadan, elini beline atmadan, belden aşağı vurmadan…

Dinlemek…

Kimse evinin arka bahçesinde bir mezar taşı istemez, biliyorum. Çocuklar oynayacak orada. Salıncak kurulacak. Zamanı değil, yersiz bir konu, biliyorum…

Ama ölüler zaten evin bodrumundaysa ya?

Artık ne yapabiliriz?

Yolu yok, usulüne göre bir cenaze yapacağız. Önce Ermenilere…

O ölüleri gömeceğiz, katili bulacağız, ancak böylece yeni cinayetleri durduracağız. O ses bize yardımcı olacak.

Bizler belki de hala o sesi çıkarıyoruz.

Filmin neresindeyiz bilmiyorum.

Ama görevlerimiz var, onu biliyorum…

“O evde yaşamak istiyorsak, yapmamız gereken görevlerimiz var.”

Korku filmleri, gerilim filmleri belli bir saate kadar izlenebilir, fazlası yorar.

Diken üstünde durma hali ev sakinlerini de, o sesi çıkaranları da, sinema salonundaki izleyicilerini de yorar...

Anlatmaktan çok yorulduk. Anlattığımız için çok öldürüldük.

Ermeni meselesini artık bitirmeliyiz…

Sizler için bitirmeliyiz.

Sizler, yani sağ kalanlar…

Sizler, yani evimizin sakinleri olanlar…

Bizi duyun…

Katil serbesttir…

 

Not: Salyangoz (İnkılap Yayınevi – 2014) adlı kitabımdan bir bölümdür