Haz 03 2018

'Nagehan Alçı ile kaşını alan imamla ne yapacağız?'

Normalin anormal, absürtlüğün de normal sayıldığı Türkiye sosyal dokusu içinde, toplumun karşı karşıya kaldığı, şok dalgası gönderen figür, olay ve durumlarla nasıl başa çıkabileceği üzerinde hayli kafa yorulası bir konu.

Gazetecilerin iktidara yaranırken muhalefet karşısında şahin kesilip iktidar partisi uzantısı gibi davrandığı örneklere en hızlı ve en keskin tepki sosyal medyadan gelse de, kimi zaman dinin 'muhafazakar' çeperin kimi figürleri karşısında verilecek tepkinin içeriğinin bilinemediği örnekler de her geçen gün artıyor.

Artıgerçek yazarı köşe yazarı Ayşe Düzkan, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce ile girdiği polemikle gündeme gelen Nagehan Alçı'nın kadın kimliği üzerinden eleştirilmesine karşı çıkıyor. 

"Söz konusu gazeteci kadın olduğunda bunu kadınlığıyla ilgili temalar üzerinden yapmak yani egemenlik ilişkisini yeniden üretmek hakkımız değil" yorumunu yapan Düzkan, gazetecilerin muhalefet adayları karşısında madara olmasını ise bu durumdan ayrı bir yerde değerlendiriyor. 

Aslında, olması gerekenin gazetecilerin sorularıyla siyasetçileri köşeye sıkıştırması olduğuna işaret eden Düzkan, gazetecilerin başarı kriterleri ile mesafe katetmesi realitesinin yok olduğu ortamda donanımsız oldukları için dişli biri ile karşılaştıklarında çaresiz kaldıklarına değiniyor. 

Düzkan, eleştiri çizgisinin nerede çekilmesi gerektiği ile ilgili şu satırları kaleme alıyor:

"Bunları eleştirmek bir yana biraz dalgamızı geçmek hepimizin hakkı. ancak söz konusu gazeteci kadın olduğunda bunu kadınlığıyla ilgili temalar üzerinden yapmak yani bu egemenlik ilişkisini yeniden üretmek hakkımız değil. erkeklerin aklına, çaresiz bile kalmadan, iktidarlarına başvurmak geliyor çünkü ideolojik tercihler, insanı rahatsız edecek bir siyasal bilinç haline de gelmemişse, uzun yolda ağır gelen bir bagaj gibi kolayca bir kenara bırakılabiliyor."

Ardından, sosyal medyada dolaşan kaşını alan ve fit vücutlu imamı hatırlatan Düzkan, kıl ve tüyün günümüzde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği açısından önemli olduğunu belirtiyor  ve , "Cinsiyet ve cinsel yönelim üzerine kurulu kastın en tepesinde bulunan heteroseksüel erkekler bütün kadınların ve eşcinsel erkeklerin kendilerini arzuladığı fikriyle teselli bulduğundan (eşcinsel erkeklerin birbirlerini arzulayabilecekleri ihtimalini pek akıllarına getirmediklerinden) bir erkeğin kıl yönetimi konusundaki tercihleri onun eşcinsel olarak kodlanmasına sebep oluyor" tespitinde bulunuyor.

Düzkan yazısını şu yorumlarla sürdürüyor:

"Kendisini solcu addeden, gezi güzellemesinden ve nostaljisinden geri durmayan, gezi’de lgbti+ hareketin nasıl kendileriyle omuz omuza direndiğini ballandıra ballandıra anlatanlar, eşcinsel imam olduğu zaman fabrika ayarlarına yani atadan babadan gördüklerine dönüyor. (evet, lgbti+’lerin KENDİLERİYLE omuz omuza direndiğine inanıyorlar, özne KENDİLERİ. onur yürüyüşlerinin gezi sönümlendikten sonra da kıyamet gibi kalabalık olması ve her yıl bir biçimde gerçekleşmesi gözardı edilebilecek bir ayrıntı tabii. 8 mart’ı kabul ettiler işte, neyimize yetmiyor!)

sadece homofobiden söz etmiyorum. eğitimsiz bırakılmış insanları cahil oldukları için aşağılamak, kafasına yatmayan bir fikri dillendirene “gerizekâlı”yı yapıştırıvermek de yaygın. oysa solcu, alemlerin akıllısı değil, ezilenlerin, sömürülenlerin hakkını savunandır değil mi?

kendinizden olmayanla dayanışma, ali bulaç’ın, nazlı ılıcak’ın ya da cemaatçi oldukları gerekçesiyle tutuklananların haklarını savunmakla olacak bir iş mi? örneğin imamla alay etmek istiyorsanız, eşcinselliğini kullanabilir misiniz?

hadi ya!"