Kas 15 2017

"Türkiye'de 'sol' aslında 'sağ'dır..."

AKP'nin son dönemdeki, özellikle 2010 sonrasında imza attığı uygulamalar, pek çok kesim tarafından tepkiyle karşılandı. AKP'nin 'baskıcı' olarak nitelendirilen uygulamalarına, referandumda elde ettiği 'zaferin' yol açtığı ileri sürülüyordu. 

Referandum sonrasında Liberaller ve 'yetmez ama evetçiler' AKP'deki bu olumsuz yöndeki değişimi eleştirince, 'yetmez ama evet' dedikleri için 'hayır' cephesi tarafından her defasında eleştirilerin hedefinde oldu. 'Yetmez ama evetçiler' hedef haline geldi ve destek verenlerin isim listeleri dahi yayımlandı çeşitli sitelerde.

Murat Belge, AKP'yi ilk döneminde kendisi gibi destekleyenlerin bu şekilde hedef alındığını kaleme aldı. Belge, 'İdris Küçükömer' örneğinden hareketle, geçmişten örnekler paylaştı yazısında:

Bir süreden beri, örneğin Şerif Mardin hakkında yazdıklarıyla, Türkiye’de demokrasi sorununu demokrat bir zihniyetle ele almış herkesin ne kadar yanıldığını yazan ve bu arada Türkiye halkının 1950’de serbest seçimde oy kullanacak siyasî olgunluğa erişmemiş olduğunu da söyleyen bir “düşünür”, Emre Kongar.

AKP ve Erdoğan üst üste bir yığın seçim kazandığına göre, bu ülke halkının hâlâ oy verme “ehliyeti”ne sahip olmadığı da bu argümanlarından belli. Neyse, Emre Kongar’ın kendisi hakkında başkaca bir şey söylemeyi düşünmüyorum. Ancak burada çok kısaca özetlediğim bu “görüşler” yalnız Emre Kongar’a ait değil. Böyle düşünen bir kesim var. Çoğu da iyi niyetli tartışmaya açık insanlar. Onun için ben de bu hikâyeyi bu konumdan bakınca nasıl gördüğümü anlatmak istiyorum. 

Belge, yazısında İdris Küçükömer’in bir saptamasına da 'önemli' notu düşerek yer veriyor:

İdris Küçükömer’in önemli saptaması “Türkiye Solu” diye bilinen kesim hakkındaydı: “Bu ülkede “sol”, aslında sağdır,” diyordu. Bu sonuca nereden varmıştı? İdris’i görece de olsa yakından tanıyanlar onun 27 Mayıs’ı izleyen günlerde Talât Aydemir ve grubuyla yakınlaştığını bilirler. İdris bir komünist olarak, ülkede komünizme yol açacak bir hareket yapabileceğini düşündüğü için Aydemir’le bu yakınlığı kurmuştu.

Ancak, bu cuntacı subaylarla konuştukça onların siyasî fikirlerini daha yakından tanımaya başladı ve dehşete düştü. Komünizme gidecek yolu açmasını beklediği adamlar –kendileri de pek farkında olmadan– koyu faşisttiler! Bunu anlamak İdris’in bütün hayatını sarsarak değiştirdi; her şeyi yeniden düşünmeye başladı. Düzenin Yabancılaşması bu toptan değişimin sonucunda yazıldı.   

Belge, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün çevresinde yer alan isimlerin, Mussolini hayranı olduğunu da ileri sürüyor:

Yirmilerde “sosyalizm yapacağız” diye Sovyetler Birliği’nin peşine takılmış bir “Türkiye Halk Cumhuriyeti”nin otuzlarda ve sonrasında ne olacağını düşündüğümde gözümün önünde sevimli sahneler canlanmıyor. 

Bunlar tamam, ama Mustafa Kemal’den ve hareketinden, bunun kadrolarından, iki adım daha atsa sosyalist olacak bir hareket çıkarsamak olacak şey değil. Sosyalist hareketin birinci özelliği düzene muhalif olmasıdır; Mustafa Kemal’in CHP’si ise düzeni kuran partiydi. Atatürk kendisi değil ama yakın çevresi, Yunus Nadi, Falih Rıfkı, Mahmut Esat, Recep Peker, Şükrü Kaya v.b. hepsi Mussolini hayranıydı.