Yeni seçim taktiği: Resmi parti kurdurtmama

Gündemden düşmeyen erken seçimler nedeniyle her geçen gün yeni bir durumla karşı karşıyayız. Seçim sisteminin değişmesi ve partiler arası ittifaklarla birlikte, Türkiye siyasetinde artık ‘küçük’ partiler de hayati öneme sahip.

Özellikle son yerel seçimlerde onlarca belediyeyi küçük oy farklarıyla muhalefete kaptıran AKP'nin bu nedenle hem muhalefette gedikler açmaya, hem de muhalefet ittifakına eklemlenebilecek yeni partilerin önünü kesmeye çalıştığı belirtiliyor. Bu manzarayı gören muhalefet ise çoğulcu bir demokrasi adına yeni parti girişimlerinde bulunuyor.

Son dönemde Gelecek ve DEVA gibi partiler iyi bilinse de onlar kadar bilinmeyen pek çok farklı siyasi parti de kuruldu. Rakamlara göre, sadece 2020 yılında 26 yeni partinin kuruluşuna izin verildi. Yargıtay’ın “faaliyette olan siyasi partiler” sayfasına baktığımızda son kurulan partinin Gelişim ve Demokrasi Partisi olduğunu görüyoruz. Faal parti sayısı ise 108 olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bir de izin verilmeyen ya da kuyrukta bekletilen partiler var…

SAADET’i bölmek, İyi Parti’yi kriminalize etmek, HDP’yi kapatmak gibi taktikler denenirken bazı partileri de daha baştan siyaset dışı bırakarak seçim kazanma hesapları yapılıyor. Nitekim İnsan ve Özgürlük Partisi, Kürt Demokrat Partisi ve Yeşiller Partisi kuruluş dilekçelerini vermelerine rağmen çeşitli engellemelerle karşılaştılar ve hala resmen kuruluşları kabul edilmedi. 

İnsan ve Özgürlük Partisi tam üç yıl önce başvurmasına rağmen bir türlü resmi olarak kurulamadı. PİA’nın Genel Başkan Yardımcısı Murat Bozdemir’e göre devlet, Kürt siyasetinin çoğulculaşmasını istemiyor. Kürt meselesinin terörize edilmiş halinden memnun. Bu yüzden Kürt Hareketi’nin dışındaki seslerin sahaya inmemesi için bilerek böyle bir engelleme yoluna gidiyor. Çünkü devlet mümkün olduğunca az aktörle uğraşmak istiyor. 

Siyasi Partiler Kanunu’ndan bahseden Bozdemir, “ 2014’te bizim bilmediğimiz Kürt legal siyasetiyle ilgili alınmış kararlar var. Bu kararlar halka açık olmadığı için malumat sahibi değiliz. Ama biz şunu görüyoruz. 2016-17’den itibaren bir eylem planı başladı. Bu Kürt partilerine, muhalif partilere yeni programa dönüştü. Hatta Devlet Bahçeli’nin sık sık bahsettiği siyasi partiler yasasının amaçlarını buradan iyi okumak lazım” diyerek konuşuyor.

Devletin, Kürtlerin çoğulcu siyasetinin karşısında durma gerekçelerini sıralayan Bozdemir, şöyle diyor: 

“Çünkü diyor ki Kürtlerin talebi terörizedir. ‘Biz Kürtçeyi de versek, statü de versek, belediyeleri de versek bu Kürtler savaştan vazgeçmeyecektir.’ Bu algıyı pekiştirmek istiyor. Kürt siyasetinin çoğulculaşmaması için her şeyi yapacak. Çünkü on yıllardır çoğulculaşmaya karşı bir duruş var. Yani kendi rengiyle, görüşüyle, partisiyle siyasete katılabiliyorsan bu çoğulculaşmadır. Türkiye, Kürt siyasetini kısmen sola hapsetmeyi başararak mütedeyyin, Kürt meselesine duyarlı bir kesimi devlete angaje etme projesini çoktan başlatmış ve devam ettiriyor. İnsan ve Özgürlük Partisi’nin temel engellenme sebeplerinden birisi de budur."

İçeriden aldıkları bilgileri de paylaşan Bozdemir, Cumhur İttifakı’nın önümüzdeki seçimde İnsan ve Özgürlük Partisi’nin beklenmedik bir şekilde mütedeyyin seçmen üzerinde etkili olabileceğini düşündüğünü, seçimi etkileyebilecek ya da algı yaratabilecek bir durumdan dolayı buna izin vermediğini aktarıyor:

“Bize izin vermeyince, KDP gibi Kürt partilerine de izin vermediler. Aslında mesele belli bir kesimin ne olursa olsun önümüzdeki dönem Cumhur İttifakı’na sorun çıkartmayacak yerde tutulması, onu hesaplıyorlar. Biz buna ‘seçimden önce seçim kazanma’ diyoruz. Cumhur İttifakı bunun derdinde... Biz kurulma hakkımızı sonuna kadar savunacağız. Başat Kürt Hareketi ile temel noktamız özgürlükçü siyasettir. PİA’nın ilk seçimde siyasete önemli bir katkı sunacağını düşünüyoruz. Kürt siyasetinin sol özgürlükçü kanadı var. Ancak mütedeyyin, sağ özgürlükçü kanadı yok. Bizce Cumhur İttifakı da bunu görüyor ama Kürt siyaseti bunu görmedi henüz. Biz kapatılırken en çok AK Partili Kürtler kulak kabarttı.”  

İklim, çevre, ekoloji ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konuları merkezine alan Yeşiller Partisi de altı aydır kurulamadı. Yeşiller’in ileri gelenleri de bu nedenle biraz şaşkın... Yaptıkları siyasetin toplumsal bir karşılığının olduğunu ancak ülkede siyasi alanın daraltılmasından kendine düşen payın da parti kuramamak olduğunu söylüyorlar. 

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Emine Özkan, parti kurmanın anayasal bir hak olduğunu ve bu haklarının ihlal edildiğini vurgulayarak söze giriyor:

“Normalde Siyasi Partiler Kanunu’nda bahsedilen evraklar teslim edilir  ve kontrol için gönderilir gerekli mercilere gönderilir. Ardından eksik yoksa bir ‘alındı belgesi’ verilir ve partiler kurulmuş olur”. 

Ancak Yeşiller Partisi’ne ‘alındı’ belgesi verilmedi.  Eş Sözcü Özkan, “Biz evrakları teslim ettik. Bir ay boyunca bakanlığın ilgili birimiyle iletişimimiz de vardı. ‘Şunu düzeltin, bunu getirin’ gibi… Ancak kovid vakalarından dolayı ilgili birim kapatıldı ve kimseye ulaşamaz olduk. Bunun bir bürokrasi krizi olduğunu düşünsek de aklımız almıyor. Çünkü devlette devamlılık esastır. Dolayısıyla bir birimin çalışmaması söz konusu olamaz. Bir muhatap bulamıyoruz” şeklinde süreci anlatıyor. 

Bürokratik tıkanmadan başka Türkiye’de daralan bir siyaset ortamına da vurgu yapan Özkan, “Belli grupları hedef göstermeler, hak ihlalleri var. Mesela LGBTİ bireylerine yönelik tepkiler tabiri caizse başı çekiyor. Bir de HDP’ye kapatma davası var. Bir milletvekilinin vekilliğinin düşürülmesi var. Bunları, çoğulculuğu görmezden gelme ve siyasetteki daralma olarak görmek gerekir. Burada biz de partimizi kuramayarak nasibimizi aldık. Yargıtay’ın sitesine girdiğimizde yeni partilerin kurulduğunu görüyoruz. Altı aydır biz bu sorunun kaynağını, sebebini bilemedik. Her yolu deniyoruz ama muhatap bulamıyoruz. İklim krizi konusunu ele alıp ‘Evimiz Yanıyor’ diye yola çıktık. Mevcut muhalefete katkı da sunarız. Ayrıca etkimizin olduğunu da görebiliyoruz” diyerek siyaset yapmalarının engellendiğini ifade ediyor. 

Yeşiller bütün bunlar nedeniyle hukuki bir süreç başlattı. Hem ilgili birim hakkında suç duyurusunda bulunacaklar,  hem de idare mahkemesinde dava açmayı düşünüyorlar. Kürt Demokrasi Partisi de açılamayanlardan... Partinin başına gelenler ise ibretlik... Muhatap bulamadıklarını anlatan KDP Başkanı Reşit Akıcı, 18 defa Ankara’ya gitti ancak bir türlü sorun çözülmedi" diyor.

Geçen yılda 26 parti kurulduğunu ancak 3 partinin kuruluş talebinin reddedildiğini hatırlatan Akıcı, bunun Kürtlere yapılan bir haksızlık olduğunu aktarıyor. 

KDP’li isimler partilerinin kurulduğunu Kasım ayında ilan ettiler. Ancak ilanın ardından İçişleri Bakanlığı böyle bir partinin müracaatının söz konusu olmadığını ve herhangi bir onayın da verilmediğini açıkladı. Başkan Reşit Akıcı ise evrakları mail üzerinden gönderdiklerini söyledi. Daha sonra partinin evraklarını elden vermek için soluğu Ankara’da aldılar. Ancak parti kurmak için siyasi partiler birimine giden Akıcı ve arkadaşlarına, o birimde yetkili olan Saadet Hanım’ın olmadığı söylendi. Bu şekilde aylarca oyalatıldılar. KDP’liler de evrakları kargo ile, PTT ile, maille ve noterle olmak üzere pek çok farklı yoldan gönderdiklerini söylüyor. Fakat yanıt alamadılar. muhatap bulamadılar. Kendilerine lazım olan ‘alındı belgesi’ de bir türlü verilmedi. Akıcı’nın dediğine göre içişlerinden gelen bir talimat var ve bu yüzden evrakların teslim edildiğine dair olan ‘alındı belgesi’ kendilerine verilmiyor.
 

Peki partilerine yönelik bu engellemelerin sebebi hakkında neler düşünüyorlar? 

Akıcı’nın anlattığına göre her şey AKP’li Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan’ın attığı tweet ile başladı. AKP’li Sayan “HDP'ye karşı birleşen, terörü reddeden, mütedeyyin, muhafazakar, vatanın birlik ve beraberliğine tam destek veren Kürt siyasetçiler, yeni bir parti kurup Cumhur ittifakına destek verecekler. Taze ve kesin bilgidir. Haydi hayırlısı” dedi. KDP’nin kuruluşu da tam o günlere denk geldi. Ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “”HDP’ye alternatif bir Kürt partisi kurdurmak için harekete geçtiler” açıklamasını yaptı. Durum böyle olunca da basın KDP’lileri gündemine aldı.
KDP de basına Cumhur İttifakı ile bir ilişkilerinin söz konusu olmadığını deklare etti. O gün yaşadıklarını aktaran Başkan Akıcı, “İsmimiz böyle geçince basın da sorular sordu. Bu parti siz misiniz diye.. Biz de ‘Hayır. Alakamız yok. Cumhur İttifakı’nı desteklemeyeceğiz’ dedik. Aynı akşam İçişleri Bakanı çıkıp ‘böyle bir partinin müracaatı yok’ dedi. Ve talimat böyle verildi. Başka hiçbir siyasi gerekçesi yok” diyerek o gün içine düştükleri çıkmazı halen aşamadıklarını kaydediyor. 

Tüm bu olan bitene baktığımızda iktidar, eriyen gücünü korumak için bir yandan gözünü resmi partilerin kapatılmasına odaklamışken öbür yandan da oyuna dahil olmak isteyen yeni partilere de sıcak bakmıyor. 


@Ahval Türkçe