İttifaktan koalisyona muhalefetin zor sınavı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, önümüzdeki aylarda siyasi rakipleri olacak Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın da aralarında olduğu isimleri, Halkbank’ı ‘dolandırmak’la suçladı. 

Bu suçlama, suçlanan isimlerin AK Parti ve Erdoğan ile yollarının net biçimde ayırdığı anlamına geliyor. Ki, bir süredir AK Parti, partiye mesafe alanları, partiden uzaklaşmalarından endişe duyduklarına devlet ve parti içinde yeni pozisyonlar üretip bazı görevler vererek onların partiden kopmaması için çabalıyor. 

Oysa daha bir kaç ay önce Erdoğan, Ali Babacan ile bir araya gelmiş ve Babacan’ın partiden kopmaması için bir görüşme yapmıştı. Herhalde o zaman da, Babacan’ın Halkbank’ı ‘dolandıranlar’ arasında olduğunu biliyordu. Buna rağmen bir umut olarak ikna edeceğini düşünmüştü. 

Şu bir gerçek ki, bundan sonraki süreçte de, partiden kopacak isimleri bekleyen son; Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Mehmet Şimşek’in karşılaştığına benzer ithamlar olacak. 

Ama şunu da ifade edelim ki, AK Parti zayıfladıkça ve kaybetmeye başladıkça, ‘dosyası en ince olanlar’ partiden ‘en erken’ kopanlar olacak.

*** 

Bu gelişme bize bir başka şeyi de söylüyor; Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın kuracakları partinin, doğal olarak AK Parti ve MHP iktidar blokunun dışında olacağı açıktır. 

Bu muhalefet için bir imkandır. 

Nasıl mı?

Açalım. 

Türkiye siyasetine baktığımızda 14 Nisan 2017’deki Anayasa Referandumu sürecinden bu yana kabaca iki siyasi blok vardır.  

Bir yanda anayasa referandumunun sahipliği ile başlayıp, ‘Türk Tipi Başkanlık Sistemi’ üzerinden ‘Cumhur İttifakı’ adıyla ideolojik bir ortaklığa dönüşen AK Parti ve MHP birlikteliği, diğer yanda bu ittifaka karşı ‘Hayır Bloku’ olarak kendiliğinden ortaya çıkan dar tanımlama ile ‘Millet İttifakı’, geniş okuma ile de ‘demokrasi koalisyonu’ var. 

2017’den 2019’a gelen süreçte muhalefet bloku yükselirken, siyasi iktidar her seçimde güç kaybetti. Ve içinde olduğumuz süreçte iktidarın bu düşüşü devam edecektir. 

Bütün bu süreçte siyasi iktidarın dış politika başta olmak üzere iç politikada ‘gündem değiştirme’ amaçlı her operasyonu, kaçınılmaz olan siyasal ömrün sona erişini uzatmak için yapılan zorlama hamlelerden başka bir anlam ifade etmemektedir. 

***

Bu iki iktidar blokundan AK Parti-MHP, siyaseten daha homojen, devletin tüm güç ve imkanları elindeyken; muhalefet bloku ise heterojendir ve iktidarın sahip olduğu tüm imkanlardan da yoksundur. 

Bu iki iktidar bloku, siyaseten iki temel pozisyonu temsil ediyor.

AK Parti-MHP bloku, 16 Nisan 2017 Referandumu ile evrensel hukuk normları ile kıyaslandığında eşi benzeri olmayan ‘Türk Tipi’ bir yönetim sistemine geçti. Kazananın her şeyi aldığı, yürütmenin, yasamayı etkisizleştirip, yargıyı kendi denetimine aldığı bu sistemin, evrensel hukukta karşılığı yok. 

Bu açıdan ölçüsü hukuktan ziyade, büyük ölçüde siyasal çıkarı maksimize etmeye çalışan bir keyfiliğe dayanan bu sistem, demokrasi değil bir tür tek adam yönetimi kurumsallaştırıyor. 

Buna karşı, tüm siyasal farklılıklarına rağmen muhalefet ise bu sisteme ve kurumsallaşan keyfiliğe karşı bir araya geliyor. 

Özetle bu iki bloktan ilki, ne kadar homojen ise ikincisi ise o kadar heterojen ve çoğulcudur. Ve muhalefet bloku hem 31 Mart hem de 23 Haziran yerel seçimlerinde demokrasi koalisyonu olarak büyük başarı elde etti. 

***

İki yerel seçimde elde edilen başarının arkasında tüm siyasal farklılıklara rağmen demokrasiyi, özgürlüğü ve adaleti savunmak var. 

2019 yerel seçimlerinde elde edilen başarı bu haliyle CHP-İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı’nın değil HDP, SP ve diğer demokrasi güçlerinin de destek verdiği daha geniş okuma ile bir demokrasi koalisyonunun başarısıdır. 

Bu açıdan yeni dönemin en büyük sınavı, Millet İttifakı’nın kurumsal olarak demokrasi koalisyonuna evrilip evrilememesi ya da tıpkı 2019 yerel seçimlerinde olduğu gibi adı konulmadan genişleyerek sürdürülüp, sürdürülemeyeceğidir.  

Muhalefet blokunda yer alan partilerin, toplumun farklı sorunlarına farklı çözüm önerileri olsa da; ülkenin nasıl yönetileceği, siyaset yapma anlayışı, demokrasi, özgürlükler ve adalet konusunda bakışları Cumhur İttifakı’nın tersi bir pozisyondadır. 

Siyaseten heterojen olsa da, muhalefetteki partileri ad koymadan, hep birlikte el sıkışmadan, demokrasi, özgürlük ve adalet ekseninde bir araya getiren siyasetçi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Üstelik bu siyasi hamleyi, siyasi konumunu ve geleceğini riske atarak yapmış ve başarılı olmuştur. 

***

Bu dönemde Kemal Kılıçdaroğlu’nu bekleyen zor bir görev daha bulunmaktadır. Bu görevin bir tarafı parti içi, bir tarafı parti dışıdır.  

Bu noktada parti içi yönü kadar önemli olan parti dışı yönüdür. 

O yön, siyasi mimarlığını yaptığı Millet İttifakı’nın, demokrasi koalisyonuna dönüşüp dönüşmeyeceğidir. 

Geçtiğimiz hafta Maltepe Ekonomi Forumu’nda ayaküstü sohbet etme imkanı bulduğum CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz aylarda ifade ettiği; “Demokrasi koalisyonun başarısı İyi Parti ile HDP’nin konuşabilmesine bağlı” sözünden hareketle, melaen şunları ifade etti. Şimdi daha çok seçeneğimiz var, Ali Babacan da, Ahmet Davutoğlu da pekala bu  koalisyonun doğal parçası görünüyor. Bu dönemde, Türkiye’nin mücadelesi, demokrasi yanlıları ile demokrasi karşıtları arasında. Bizim görevimiz demokrasiden yana olanların bir araya getirmek ve bir arada tutmak. 

***

Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan kuracakları partilerden Davutoğlu doğrudan AK Parti’nin içini hedef alırken; Babacan merkez sağ parti olarak göreli olarak parti çeperinde duranları hedef alıyor. 

Ama bu hali ile bile Erdoğan’ın hedefi oldular. Bu, bundan sonra siyasi iktidar tarafından benzer adımlar gelme olasılığıdır. 

Demokrasiden yana olanlar ile karşı olanların mücadelesi belli ki, yeni dönemde hızlanarak devam edecek. 

Siyasi iktidarın var olan gücünü korumak için devlet ve iktidar olarak sahip olduğu tüm gücü kullanacağına şüphe yok. 

Bu açıdan baktığımızda şunu söyleyebiliriz; ‘Evet, her şey yeni başlıyor...’


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.