Sezin Öney
Ara 24 2017

Her devrin adamı: Fatih Terim

Bir ömür onunla geçti desek yeridir… Futbol ile ilgilenen ilgilenmeyen, herkesin hayatına bir şekilde çalımını attı Fatih Terim.

Ne de olsa Terim, Türkiye'nin her bakımdan gelmiş geçmiş “en en” teknik direktörü. Her devrin adamı; “İmparator”…

“İmparator” olarak, hem fiziksel görüntü, boy pos, hem de hal ve tavırlar açısından gerçekten de bir İmparator’a; Napolyon’a benzeyen bir yanı var Fatih Terim’in.

Yüksek dozdaki hırsı, riski ve iddialı olmayı, hatta gösterişi sevmesi, büyük oynayıp büyük kaybetmesi ve kendini bir “İmparator” olarak baştan yaratması, Napolyon ile Terim’i benzeştiren yönler.

Öte yandan, Alper Görmüş’ün 2008’de Aktüel için kaleme aldığı “Fatih Terim” portresinde yazdığı gibi, Terim’in son derece yerli ve milli bir hali de var:

Fatih Terim neden sürekli olarak ‘olumlu-olumsuz’, ‘iyi-kötü’, ‘dost-dışlayıcı’ davranış kalıplarıyla, bir o bir bu yüzüyle gündeme gelip bizi şaşırtıyor? Bence buna yol açan şey, otoriter kişilikle öğrenilmiş demokratik davranış kodları arasındaki sürekli gerilim... Türkiye gibi; Terim’e bakan Türkiye’yi görür.

Otoriter kişilikle, öğrenilmiş demokratik davranış kodları arasındaki sürekli gerilim…

Fatih Terim

Tam olarak nedir bu? Otoriter kişilik aslında kültürel ve yetişme, hayatta var olmak şartları için elzem diye kafaya kodlanan kişilik özellikleri, davranış biçimleri…

Demokratik davranış biçimleri de, “olması gerektiği gibi”, döneme-ortama uyum sağlamak için gerektiği biçimde yapılan, benimsenen tavırlar. Adeta “sezon modası” gibi giyilen, sonra “akım” ve “ortam” değişince, bir kenara atılan ve tam tersine geçilen hareketler…

Ben Görmüş’ün aksine, Terim’in Türkiye’nin sadece bir yüzü olduğunu düşünüyorum: otoriter kişilikle öğrenilmiş demokratik davranışlar arasında bocalayan figürlerin ötesinde de, çok fazla değişik profillere sahip bir ülke olduğumuzu.

Evet; dönem “İmparatorlar” devri. Sadece Türkiye değil, ötesinde de, “sert erkekler” ve hatta “sert kadınların”  zamanı…Fatih Terim de, bu dönemde, tüm “öz” renkleriyle, öğrenilmiş değil içselleştirilmiş yönleriyle arzı endam ediyorlar: tıpkı bir tavuskuşunun kuyruğunu tam bir yelpaze olarak açmış olması gibi, Terim tarzı profiller en “makyajsız” halleri ile karşımıza çıkıyorlar.

Fatih Terim

Hikâyesine en baştan başlayalım: Adana’da 4 Eylül 1953’te içine doğduğu ortamdan…

Babası Talat Terim, bir Kıbrıs Türk’ü. Küçük yaşta yanlış tedavi sonucu, bir bacağını neredeyse kaybediyormuş ve daha dört yaşında kötürüm olmuş. Bu nedenle lakabı da, “Topal” olmuş. Ailesini seyyar satıcılık yaparak geçindirmeye çalışan, son derece güç koşulların insanı yani baba Terim. Oğlu için de, “geleceğini kurtarması” için gördüğü çıkış yolu, okumak.

Okumak denince de, oğlunu Endüstri Meslek Lisesi’ne göndermek ve motor ustası olmasını sağlamak.
Ancak, oğul Terim’in tutkusu farklı, hayalleri büyük…Bir yandan, küçük yaştan itibaren babası ile zor işlerde çalışıp para kazanmaya çalışıyor, öte yandan da futbol tutkusuyla topun peşinden koşuyor.

Sonunda da futbol galip geliyor ve Fatih Terim, okulu Endüstri Meslek Lisesi’ni bırakıp tam zamanlı olarak “topçu” oluyor. 16 yaşında Adana Demirspor’un formasını giymeye başlıyor. Genç takımında, “amatör” oldukları için kimse para almıyor; ancak, Terim’e, ailesinin durumu nedeniyle 150 liralık bir maaş gizli gizli veriliyor. Ve 19 yaşına geldiğinde de, takım kaptanı olur artık Terim.

Fatih Terim
Fatih Terim, Adana Demirspor kadrosunda iken...

O zamanlar forvet; hatta öyle bir “atakta” ki, şöyle de bir anısı var. Kaptan olarak, çıkış tüneli önünde, kaptan olarak konuşmasını yapıp, sahaya koştuğunda ve ardına dönüp baktığında kimseyi göremiyor: öyle bir hızlı koşmuş ki (kendi deyişiyle) kimse yetişememiş.

1972 yılında, Milli Takım macerası başlıyor; ilk kez o yıl, Tekin Onay tarafından, milli formayı giymek için davet alıyor.

Ve, milli takımın Romanya maçı ertesinde de, 1974-75 sezonunda Galatasaray’a transfer oluyor. Altı yıl formasını giydiği Adana Demirspor, kalması için çok ısrarcı oluyor ama başka hayallerin topuna çoktan girmiş vaziyette Terim.

11 yıl Galatasaray formasını giydi; hiç şampiyon olamadılar ve artık “defansa” geçen Terim, oynadığı 327 maçta, 16 gol attı. Bu dönemde, 51 kez de “milli” oldu. Ancak, futbol oyuncusu olarak kariyerinden daha etkileyicisi, jübilesi oldu. Fenerbahçe Stadı’nda yeşil sahalara, helikopterle indi. Bir oyuncu olarak futbola vedasını,  “büyük finali” Terim’in kendisi şöyle anlatıyor:

Formam gözüksün diye kapıyı da açacaktık. Çok korktum, yanımdakinin omzunu çürütmüşümdür herhalde. Bu arada maç devam ediyordu ama halk toplanmıştı, polis de. Biz tur atıyorduk, hiçbir şey görünmüyordu maçta. Tam helikopterle o kalabalığın üzerine geliyorduk, bir rüzgâr! Herkesin şapkası uçtu tabii. Ve böylelikle boşaldı saha içindeki kalabalık.

Fatih Terim
Fatih Terim, jübilesinde sahaya helikopter ile indi...

Bu jübile öncesine bakıldığında ise, futbolcu olarak kariyerinde, golleri ve oyunculuğundan çok, “öfkesi” ile anımsanacak bir çizgisi var açıkçası…

1983’te, şampiyonluğu kaybetmenin kızgınlığını Fenerbahçe kaptanı Erol’a kafa atarak çıkarması; 1984’te, Fenerbahçe oyuncusu Karaliç’e tokat atarak iki maç ceza alması; 1985’te, hakem Hamza Alan’ın üzerine yürümesi ve yüzüne tükürmesi…

“Keskin sirke küpüne zarar” sözü Terim için geçerli değil. Hep “birileri” Terim’i koruyup kolluyor. 1980’de Fenerbahçeli taraftarları devre arasında dövünce tutuklanıyor örneğin; ancak, sabaha serbest bırakılıyor. Keza, daha öncesinde de, 1977’de Galatasaray Kongre üyesini Gündüz Aktuğ’u dövdüğünde de, Terim hakkında “yakalama emri” çıkarıldığı öne sürülmüştü. Hatta Aktuğ, olayda yüzüğü ve 10 bin lirasının da gasp edildiğini iddia etti. Konu kapandı; söz konusu Terim olunca, hep olduğu gibi.

Dönem gazetelerine bakarsak; Terim’in öfke nöbetlerine tek neden olan, futbol da değildi.
1981’de, Büyük Maksim Gazinosu'nun çıkış kapısında kıskançlık nöbeti geçirip, Müjde Ar hayranı olan ve Ar’a çiçek gönderip şarkı isteğinde bulunan Turgay Canyurt'un kafasını yardığı da yazıldı çizildi. Ertesi yıl da, Fulya hanım ile dünya evine girecek, gazino hayatından çekilecekti.

Fatih Terim
"O'na (Müjde Ar) yaklaşan dayağı yiyor."

Günahı mı alınıyordu; yoksa Terim cidden “maço” bir figür müydü?

Çok net olarak söylenebilecek bir şey; sevgi ve nefret halkalarının tam odağında, oldukça kutuplaştırıcı bir çizgisi olageldiği.

Bekleneceği üzere de, jübilesi ertesi bir emeklilik hayatını tercih etmedi. Asıl biçimde de “imparatorluğa”, futbolculuğu sonrası, teknik direktör olarak kendini yeniden yaratarak soyundu. İki yıl, “antrenörlük kursuna” gittikten sonra, ilk önce 1987’de, Ankaragücü’nün teknik direktörü olarak karşımıza çıktı; iki yıllık bu maceradan sonra da, 1989-90 döneminde Göztepe’nin antrenörü oldu.

Ve 1990’da, asıl gözdesi Milli Takım’a dönüş yaparak, Türkiye 21 Yaş Altı Milli Takımı'nı çalıştırmaya başladı. Aynı zamanda da, A Milli Takım'da Sepp Piontek'in yardımcısıydı. Terim’in antrenörlüğü dönemindeki, “Ümit Milli”, yani 21 Yaş Altı Takımı, yıldız fabrikası gibiydi: Rüştü Reçber, Abdullah Ercan, Alpay Özalan, Bülent Korkmaz, Arif Erdem, Tugay Kerimoğlu, Hakan Şükür, Sergen Yalçın gibi isimler hep o takımdan yetişti.

Fatih Terim

Bu isimlerden bazıları, Hakan Şükür ve Arif Erdem gibi, kariyerleri Terim ile çok yakın geçen isimler, şimdi FETÖ soruşturması kapsamında “başı belada” kişiler. Gene, Gülen Cemaati’ne yakın olduğu iddia edilen Orhan Buruk ve Emre Belözoğlu da, Terim’in yıldız karmasındandı.

Al Jazeera Türk’te, 31 Mart 2015’te yayınlanan Fatih Terim’in portresinde, şimdi FETÖ/PYD soruşturması kapsamında mal varlığına el konmuş olan Arif Erdem’in şu sözlerine yer verilmiş:

“Futbol hayatının neredeyse tamamını Fatih Terim ile geçiren Arif Erdem onu şöyle anlatıyor:
‘Disiplini seven, işin en iyisini yapılmasını isteyen, kaybetmeye tahammülü olmayan bir insan. Eğer kaytaran bir insan olduğunu görse büyük tepki gösterirdi. Biz de bunu bildiğimiz için çok çalışırdık."

Terim’in, kariyeri boyunca çok yakın olduğu bazılarıyla yolu, sonraları böyle sessiz sedasız ayrılırken, Rüştü Reçber örneğinde olduğu gibi bazılarıyla da oldukça patırtılı gürültülü ayrılacaktı. Malum, son aylarda Reçber ve Terim’in atışmaları, manşetlik haber olup duruyor.

Dönelim, Terim’in antrenörlük CV’sine: 1990-1993 tarihleri arasındaki Ümit Milli Takım hocalığını, sonunda “kızıl elması” A Milli Takım Teknik Direktörlüğü izledi; ilk maçına Ekim 1993'te çıktı. Milli takım antrenörlüğünde, dönüm noktası, İnönü Stadı'nda oynanan ve 2-1 Milli Takım’ın galibiyetiyle sonuçlanan İsveç-Türkiye maçı oldu.

1996’da, Milli Takımı, İngiltere'de oynanan Avrupa Futbol Şampiyonası finallerine taşıdı. Aynı sene, Galatasaray'ın başına geçti ve takıma, dört yıl üst üste şampiyonluk da getirdi. Ve 1999-2000 Sezonu'nda Galatasaray'a UEFA Kupası'nı da kazandırdı.

Fatih Terim
Fatih Terim, UEFA kupasını kaldırırken... (Fotoğraf: Reuters)

Bu dönemde, “İmparator”luktan “Emperatore”liğe de geçiş yaptı ve İtalya Futbol 1.Lig takımlarından Fiorentina'nın Teknik Direktörü olur. 2001-2002 futbol sezonunda ise dünyaca ünlü Milan takımı ile anlaştı; ancak, ilk yarının ortasında bu görevi bırakmak zorunda kaldı.

Fatih Terim
Adriano Galliani ve Fatih Terim (Fotoğraf: AFP)

Terim’in, İtalya kariyerini kısa sürmesinde, “patronlarla” anlaşamamasının yattığı söylenebilir. Fiorentina’dayken takımın sahibi Cechi Gori ile sık sık kavga ettiği öne sürülüyordu.

Fatih Terim
Filippo Inzaghi, Andrea Pirlo, Manuel Rui Costa, Fatih Terim ve Paolo Maldini... (Fotoğraf: EPA - Daniel Dal Zennaro)

Milan’da ise, yerine getirilen Carlo Angelotti, 2010’da basılan biyografisi, “Sıradan Bir Dâhinin Güzel Oyunları”nda şu ifadeleri kullanmıştı:

[Milan Başkanı Adriano Galliani’nin] beni seçmesindeki en önemli neden, benimle şarap keyfi yapabilecek olmasıydı. Terim ise, diğer yandan, sıkı bir diyet ile et suyuna çorba ve içme suyunu tercih ediyordu. Terim'le ilgili bir başka konu da şuydu: O, bir “Biri Bizi Gözetliyor” hayranıydı. Daha Galliani, yemeğini bitirmeden masadan ayrılır ve ofisinde BBG izlemeye koyulurdu. İnsanlar canlı yayında seks yapacaklar mı, bunu merak ediyordu. Yapıyorlardı nitekim. Daha sonra Milan kendisini sepetledi. Riske girmemek adına kontratımı imzalarken sağ elimi kaldırdm, kalbime götürdüm ve ‘Milan'la her zaman BBG evi üyelerinden daha çok ilgileneceğime yemin ederim’ dedim.

Sebep her neyse, Terim için yurtdışı defteri kapandı; 2002’de Galatasaray’ın antrenörlüğüne döndü. 2004’de kadar Galasaray’da, 2005-09’da da Mili Takım’da antrenörlük yapacaktı.

Sonra, 2011-13’te Galatasaray ve 2013-17’de gene Milli Takım. Ve şimdi gene, “nerede kalmıştık” Twitter mesajı ile duyurduğu üzere, kürkçü dükkânı Galatasaray…
Ve tabii, 2017 sezonuna asıl damgasını vuran, “kebapçı baskını hadisesi”.

Fatih Terim
Fatih Terim, bir dönem Adana Demirspor'da kulüp başkanlığı da yapan Selahattin Aydoğdu ile...

Temmuz 2017’de, Alaçatı'da Adana Yüzevler Kebap adlı işletmenin sahibi Selahaddin Aydoğdu ve çalışanları ile Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim ve damatları arasında yaşanan “tartışma” yani…

Aydoğdu, sonradan gözaltına alındığında, şöyle bir ifade vermişti:

14 Temmuz 2017 günü iş yerimde otururken saat 21.16’da telefonumda 0536511XXXX telefon numarası ile Fatih Terim Hocam olarak kayıtlı olan Fatih Terim Hocam olarak kayıtlı olan Fatih Terim yukarıda bildirmiş olduğum numaramı arayarak, benim işyerimin bitişiğinde bulunan işyeri arasında bulunan paravanla ilgili sorular sordu ve konuyla ilgili konuşmaya başladık. Bu paravanın benimle alakası olmadığını, bu kararın Clup Baba’nın (iş merkezinin ismi) sahibi olan E.O’nun kararı olduğunu söyledim. Bu konuda konuşma devam ederken bana ‘benim damadımın yanında neden dükkân açıyorsun’ deyince konuşma tartışmaya döndü. Bu tartışma giderek alevlendi. Beni, ‘O zaman benim Çeşme’ye gelip gereğini yapmam gerekiyor’ diyerek tehdit etti. Ben de kendisine ‘Beni tehdit etme’ dedim. Daha sonra telefonu kapattım. Bu konuşmadan sonra beni iki defa daha aradı ancak ben aramalarına yanıt vermedim. İşyerim içerisinde oturmaya devam ediyordum. 15 Temmuz 2017 günü saat 00.15 sularında işyerime damatları olan ve isimlerini daha sonradan öğrendiğim Ahmet Boran Çetin, Volkan Bahçekapılı ve yanında ismini bilmediğim 1.65 boylarında 50-55 yaşlarında sakallı biri ile gelerek ‘Ben geldim’ dedi ve bana saldırdı, yumruk attı. Bunun üzerine ben de kendimi savundum. Bu olay yaklaşık 5 dakika kadar sürdü. Daha sonra aramıza girdiler ve bizi ayırdılar.

Aydoğdu, DHA'ya yaptığı açıklamada ise şunları söylemişti:

Olayın bizimle alakası yok. Sadece komşuyuz. Aramızdaki duvarı tahta çitle bölmeye kalktılar. Ahşaptan 7 metre uzunluğunda böldüler. Çarşı yönetimi uyardı zaten onları. Ben şikâyet etmişim yönetimi ben doldurmuşum gibi davrandılar. Fatih Hoca beni aradı, 'Sen mi şikâyet ettin?' dedi. Dedim ki 'Ben etmedim benimle alakası yok.' Sonra 'Damatlarımın yanında niye dükkân açtın?' dedi. Ben de 'Herkes nasibini yer, burası çarşı. Senin damatların benim yanımda mekân açtı' dedim. Sonra beni tehdit etmeye başladı. 'Hocam beni tehdit etme' dedim. Sonra 'Benim oraya gelmem lazım' dedi. 'Buyur gel hocam' dedim. Buraya geldi şov yaptı. Dükkânımı bastı ama iki dakikada kaçtı. Delikanlı adam kaçar mı? Yıllarca kimsenin yapamadığını ben yaptım. Şimdi de araya adam sokuyor şikâyetimi geri alayım diye. Madem mekân basıyor. Arkasında dursun. Bana haber göndermesin. Şikâyetimden vazgeçmeyeceğim. O geldi mekânımı bastı. O ve damatları ve birkaç tanımadığım adamlar vardı. Geldi ve kayboldu. Maç yeni başlıyor sonuca bakacağız.

Fatih Terim

Yeni Şafak’ta da yer alan, “Gerçek Hayat” dergisindeki “Fatih Terim: İmparator mu Kabadayı mı?” başlıklı yazıda ise şöyle demişti:

O kavganın gerçek (ama en gerçek) nedeninin ne olduğunu şimdilik pek kimse bilmiyor. Fatih Terim’in hiçbir zaman yıldızının barışmadığı futbolcular Arda Turan ve Caner Erkin, Fatih Terim’le kavga eden kebapçı Selahattin Aydoğdu’nun hatırlı müşterileri arasında bulunuyor. Terim’le kavga eden Aydoğdu’nun söylediği şu sözler, belki de kavganın gerçek sebebi hakkında bir fikir verebilir: “Allah geçmişte insanlara yaptığı haksızlığı bana denk getirdi. İnsanların ahını aldığı için bana denk geldi. Yıllarca kimsenin yapamadığını ben yaptım.

Bu vaka, Rüştü Reçber ile Terim arasında da polemiğe sebep oldu. Reçber spor yorumları yaptığı Hürriyet’te şöyle bir yazı yazdı:

Şimdi hocam...

Birileri sizi görevden almadan kendi gururunuzla bırakmanız lazım değil mi?

Ve kimse “Dünya Kupası’na katılma mücadelesi içindeyiz. Bu işi büyütmeyelim” demesin.
Bazı durumlar vardır ki, bir karar uygulandığında zarar görürken, aslında doğruluğun temelini atmışsınızdır. Karşılığını da zamanla alırsınız.

SON BİR NOT

HOCAM... Basın toplantısındaki söylemleriniz hangi noktada olduğunuzu bir kez daha gözler önüne serdi. Mazeretinizin özrü bile kabahatinizden büyük... Çünkü hocam, bu ülkenin polisi var, savcısı var, mahkemesi var!

Bunun üzerine Terim’in, Reçber’e yazdığı şu e-mail, “tehdit ve hakaret” suçlamalarıyla yargı önüne gitti:

Günlük hayatında kullandığın kelime sayısından fazlasını yazılarında kullanabiliyor olmana çok sevindim… Belki de sevgi ve şefkat ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir ortamın yok. Sadece bende kalması gereken anıların bulunduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Hadi bir de herhangi bir şey yapmadan önce ‘Haddimi aşıyor muyum aşmıyor muyum' diye bir değil 2-3 kez düşün. Hayat ektiklerini biçtiriyor. Temennim, senin ektiklerinin sana zarar vermemesi ve ben nerede yanlış yaptım dedirtmemesi.

Reçber’in başvurusu sonuçsuz kaldı; savcılık, Terim'in cevap ve eleştiri hakkını kullandığına ve bunların ifade özgürlüğü kapsamında olduğuna kanaat getirdi. Terim hakkında takipsizlik kararı verildi.

Fatih Terim
Arda Turan, Fatih Terim ve Mehmet Ağar, Boğaz'da milli maç öncesi bir araya gelirken...

Bu dönemlerde, Terim’e eski dostu Mehmet Ağar’ın destek olduğu ve “kebapçı baskınından” Galatasaray’a geçişe kadar birçok konuda arka çıktığı söyleniyor. Terim ile kesin söylenebilecek bir şey varsa, her devirde kendini yeniden yarattığı ve her devrin adamı olduğu; şimdi de, gene son golü Galatasaray’a mı, yoksa kendisini sevmeyenlere mi attı bilinmez-ama işte, “İmparator” olarak gene “alanda”.
 

Fatih Terim
Fatih Terim, Galatasaray ile bir buçuk yıllık sözleşme imzaladı... (Fotoğraf: Berk Özkan - Anadolu Ajansı)