Sezin Öney
Ara 02 2017

Kendi gönlünün efendisi düzenbaz bir hedonist

‘‘Güzel bir film başladı
Ben kadirim sende hülya
Onlar gibi olamadık
Bir yıldız kaydı

Bir yıldız kaydı gökten
Kalbimi söktü
Kökten
Her şey tersine döndü
Davacıyım felekten
Kurşun yedim yürekten

İşte geldi filmin sonu
Anlamadık neydi konu
Boş ver artık onu bunu
Bir yıldız kaydı’’


Bu sözler, Reza Zarrab'ın İbrahim Tatlıses'in söylediği "Filmin Sonu" şarkısının sözleri...

Gerçekten, biz de "anlamadık neydi konu" ama Reza Zarrab isimli kişilik son 4-5 yılımıza damgasını vurdu. Filmin sonu nerede gelecek, film nerede kopacak bilmiyoruz, onu da bilemiyoruz.

O kadar ki, 1983 doğumlu bu adam, 1943'ten bu yana  süregelen ABD-Türkiye ilişkilerini tamamen çökertme potansiyeline dahi sahip.

Kim bu Zarrab?

Türkiye'deki 1980 Darbesi'nin üçüncü yıl dönümünde doğmuş: Nüfus kayıtlarına göre, 12 Eylül 1983 Tebriz doğumlu. Gerçi, bazı başka kayıtlara göre de, doğumgünü 13 Temmuz. İstanbul'da "magazin dünyasının gözbebeği" iken, orayı burayı kapatıp doğumgünü kutlanırken 12 Eylül'ü seçmiş.

Henüz bebekken, iki yaşında ailesiyle Türkiye'ye gelmiş. 16 yaşına kadar da Türkiye'de, İstanbul Bahçelievler'deki Özel Gürsoy Koleji'nde okumuş.

Bu okul, "Zorrab" soyadı ile kayıtlı Reza daha mezun olmadan, sahibinin kumar borçlarından ötürü el değiştirmişti.
Reza Zarrab öğrenciliğinde, karnesi kırıklarla dolu, sessiz ve silik bir kişilik olarak niteleniyor.

Sınıfta kaldığı derslerse, "İnkilap Tarihi ve Atatürkçülük " ile "Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi"; ama kurul kararı ile de sınıfları geçiveriyor. Liseye devam etti, mezun oldu mu; meçhul.

Bilinen şu, ailesi 1996'da Dubai'ye göç ediyor ve Nafees Exchange ve Al Salam Center Exchange adı altında döviz ticareti şirketleri kuruyorlar. Reza ise, 1999'da bir delikanlı olarak, ailesini Dubai'de bırakıp İstanbul'a dönüyor.

2000'de Carnegie Mellon Üniversitesi'nin "açık öğretim" tarzı verdiği bir "E-ticaret" kursunun sertifika programına katılıyor ama onun dışında eğitimine devam etmek, diploma almak gibi bir çabası yok.

Zarrab, 2000'den sonra Türkiye'de ne yapıyor bilemiyoruz. Ama, Türkiye için önemli biri haline gelmiş olmalı ki, 2007'de Bakanlar Kurulu kararı ile "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı" yapılıyor.

Arada geçen 7 yıllık süreçte, Azeri şarkıcı Günel Zeynelova ile ilişki yaşadığını, bu sayede İbrahim Tatlıses başta olmak üzere magazin dünyasının figürleri ile haşır neşir olduğunun izini basından sürebiliyoruz.

Azeri şarkıcı Günel Zeynelova
Azeri şarkıcı Günel Zeynelova ve Reza Zarrab...

Ailesinin Reza'nın, şarkıcı Günel ile beraber olmasına kızarak kendisiyle üç yıl da görüşmeyi kestiği de anlatılıyor. Ancak, 2007 civarı, ailesi de hem İran'da hem de ötesinde "kilit" hale geliyor; Kapalıçarşı'da kuyumcu dükkan sahibi Reza'da da birileri bir cevherler görüyor.

Tolga Tanış'ın, Hürriyet'te  4 Haziran 2016'da "Zarrab'ı kim Türkiye vatandaşı yaptı" başlıklı yazısında şöyle deniyordu:

Zarrab’ın üstüne kayıtlı şirketleri araştırıp o yıllarda İçişleri Bakanlığı yapan Abdülkadir Aksu’yla konuştuğumda ise Zarrab’ın savunma avukatlarından kendisinin ne zaman ve nasıl TC vatandaşı olduğunun belgesini edindim.

Buna göre Zarrab, 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 6’ncı Maddesi ve Bakanlar Kurulu’nun 1 Haziran 2007 tarihli toplantısındaki 2007/12274 sayılı kararıyla vatandaşlığa alındı. Ve ilgili madde öyle demese de, avukatlar Zarrab’ın‘istisnai vatandaş’ olduğunu söylüyordu.

Ayrıca arada 3 yıllık Dubai arası olsa bile Zarrab’ın 1986’da Türkiye geldiği ve vatandaşlık başvurusunu da Mahmud Ahmedinejad’ın İran’da iktidara geldiği 2005’te yaptığı belirtiliyordu. 26 Aralık 2005’te, 23793066 dosya numarasıyla.

Zarrab'ın kendisi, 2013'teki 17-25 Aralık sürecinde tutuklandığında verdiği ifadelerde şöyle konuşmuştu:

Türkiye vatandaşlığına 2006 veya 2007 yılında geçtim. Eniştem ve ablam da Türk vatandaşıdır. Bir tek ağabeyim geçmemişti. Ben ağabeyimin Türk vatandaşlığına geçmesi için yol yordamı öğrenmek amacıyla bakan Muammer Bey’den sordum.

O da bana yasal yolları izah etti. Normal prosedür ile Türk vatandaşlığına geçti. Bunun karşılığında hiçbir menfaat söz konusu değildir. Hatta vatandaşlık işlemi normal süresi gereken süreçten çok daha uzun sürdü.

Bakanlar Kurulu’nun hepsinin onayının da gerektiği de dikkatinize sunuyorum. Hatta son imza olarak Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın da imzası gerekiyor. Tapeleri kesmişler, asıl lazım olanları koymamışlar.

Pasaport seviyor Reza; Azerbaycan vatandaşlığı aldığı söyleniyor (bu iddia Bakü tarafından reddedildi), Makedonya vatandaşlığı var (bu vatandaşlık, Avrupa'da serbest dolaşım sağlıyor).

Ayrıca, St Kitt ve Nevis Adası vatandaşlığı almaya da teşebbüs etmiş: Doğu Karayipler'deki bu adanın vatandaşı olunca, Britanya Milletler Topluluğu'nun parçası sayılıyor ve Kanada, Britanya gibi ülkelere vizesiz seyahat edebiliyorsunuz.

"T.C. Vatandaşı" olmasından kısa bir süre sonra, Günel Zeynelova olan ilişki de krize giriyor. Zira sahneye Ebru Gündeş çıkıyor.

Reza Zarrab'ın, önce "silik İran göçmeni öğrenciden" "İstanbul gecelerinin magazinel aşk böceğine" dönüşümü ertesinde, son transformasyonu esnasında Ebru Gündeş'in rolü ne?

Zarrab, kendinden 10 yaş büyük bu Arabesk yıldızına aşık mı oluyor, yoksa bazılarının iddia ettiği gibi Gündeş'in ününü kendisine sosyal basamak atlatmak ve bir tür "dokunulmazlık" kazanmak için mi kullanıyor? Tüm bunlar, Zarrab'ın Türkiye'deki varlığı, yükselişi gibi muamma.

Neyse ki, magazin basını ketum değil: onlardan bu aşk hikayesinin tüm detaylarını öğreniyoruz. Şarkı sözleri yazarak Tatlıses'ten Sibel Can'a çeşitli isimlere dağıtan baygın bakışlı esrarengiz delikanlı, Gündeş'e "Sadece Sevdim" şarkısını "hediye ediyor" ve Gündeş'in başka bir şarkısında geçtiği gibi "Gönlünün Efendisi" oluveriyor.

Zarrab Gündeş

Magazin basınına verdiği röportajlara göre, "Gündeş'e zaten 10 yıldır hayran".

Bu durumda, o zamanlar 25 yaşında olan Zarrab'ın 15 yaşından beri Gündeş'i radarına almış olması gerekiyor.

Bırakalım dağınık kalsın; tek bildiğimiz, 2008-2009 arası bir dönemde Zarrab, Zeynelova-Gündeş arası bir yüksek gerilim hattı yaratıyor. Ve dönem, Zeynelova'nın Zarrab'a, "Kafana sıkarım" tehditlerini savurması ile mahkemede noktalanıyor. Zeynelova, 6 ay mahkumiyet cezası alıyor.

Ve bu arada, Reza Zarrab meşgul; çünkü kozasından birden holding sahibi iş adamı olarak çıkıyor.

Sözü Cumhuriyet yazarı, deneyimli Ankara gazetecisi Çiğdem Toker'e ve 21 Aralık 2013 tarihli, "Rıza Sarraf'ın Açık Sicili" yazısına bırakalım:

"Aslında Rıza Sarraf’ın sadece yaşı bile (29) kurduğu rüşvet düzeninin, devasa bir kara para aklama faaliyetiyle bağlantılı olduğunu gösteriyor.
Mali varlığındaki olağan dışı artış ve hızlı büyümesinin ip uçları ise Ticaret Sicili kayıtlarında çok net...
38.5 milyon TL sermayeli beş şirket Son beş yıl içinde, Türkiye’de art arda beş şirket kurmuş Rıza Sarraf. Hızlı sermaye artırımları, şirket kurucularının şüpheli durumları hepsi kayıtlarda. Tek tek bakalım:
●Royal Denizcilik ve Endüstriyel Makine Sanayi Ticaret: 25 Ocak 2008’de, 1 milyon YTL sermaye ile kuruluyor. Ortaklar: Rıza Sarraf, Ahad Khabbaztamimi, Abdullah Happani (rüşvet trafiğini fiziken yürüten isim)Turgut Happani, Humayun Zatparva.
Şirket, bir buçuk yıl sonra, sermayesini 5 milyon TL’ye yükseltiyor. (20 Temmuz 2009) Eylül 2011’de, ortaklıktan ayrılan Khabbaztamimi’nin yerine Rıza Sarraf’ın kardeşi Mohammed Zarrab geliyor.
Ekim 2011’de, unvan değişikliğine gidilip denizciliğin yanına, “kıymetli madenler” faaliyeti ekleniyor. Böylece altın, pırlanta alım satımının önü açılıyor. Nisan 2012’de ilginç bir gelişme var. Mohammed Zarrab’ın İran olan uyruğunun Sansic Adaları olarak değiştiği ticaret siciline işleniyor.

(Not: Böyle bir adayı ben bulamadım. Sicile işlenirken hata olabilir. İhtimal ki, parayla vatandaşlık satan vergi cenneti adalardan biri) Royal Denizcilik Moskova Radisson Oteli için 5 adet lüks restoran gemisi üretmiş.

  • Royal Holding AŞ, 31 Aralık 2010’da 5 milyon TL sermayeyle kuruluyor. Ortaklar: Rıza Sarraf, Mohammed Zarrab, Abdullah Happani, Amir Fathrazi, Hamid Reza Fathrazi. Şirketin amacı, kurulmuş veya kuracağı sermaye şirketlerinin yatırım finansman meselelerini çözmek, fonları birleştirip artırmak olarak tanımlanıyor.
  • Royal Binicilik Ltd. Şti. 7 Mart 2011’de 500 bin TL sermayeyle kuruluyor. Kurucular Umut Bayraktar, Yücel Özçil. (Şu an gözaltında olan her iki ismin de adı Bakan A.’ya rüşvet trafiğinde geçiyor.  (Yücel Özçil ise yıllar önce SPK tarafından borsa işlemlerinde yasaklanmış bir isim.) Şirket amacı, atların üretilmesi, beslenmesi, nesil ıslahı, alım satım ve ihracat ithalat, çiftlik kurmak.
  • Safir Altın Ticaret İthalat ve İhracat Ltd. Şti. 16 Nisan 2012’de 5 milyon TL sermaye ile kuruluyor. İki ortağından biri Rıza Sarraf, diğeri Royal Denizcilik. 20 Kasım 2012’de Royal Denizcilik 2 milyon 450 bin TL’lik hissesini Rıza Sarraf’a devrederek ortaklıktan ayrılıyor.
  • Are Havacılık AŞ 20 Temmuz 2012’de 500 bin TL sermaye ile kuruluyor. Tek kurucusu Rıza Sarraf.
  • Şirketin amacı, ticari hava taşımacılığı, hava taşıma taksiciliği, yurtiçi-yurtdışı özel hava taksi seferleri, uçak helikopter, hava ambulansı kiralanması ve alım satımı. Are Havacılık çok hızlı büyüyor. Kuruluşundan sadece üç ay sonra,sermayesini 500 bin TL’den 15 milyon TL’ye çıkarıyor.
  • Royal Mobilya Ltd. Şti. 8 Kasım 2012’de 1 milyon TL sermaye ile kuruluyor. 3 ay sonra 28 Şubat 2013’te sermayesini 8 milyon TL’ye çıkarıyor. Geçen ay ise statü tadiline giderek AŞ oluyor."

Toker'in yazısına ek olarak, şu notu düşelim: bu şirketlerin kayda geçen varlıkları buzdağının gözüke(bilen) kısmına benziyor.

Safir Altın Ticaret, 2012 yılında Türkiye'nin 12 milyon dolarlık altın ihracatının yüzde 46'sını tek başına gerçekleştirdiğini bizzat öne süren şirket.

Ancak, işin bu kısmı dahi buzdağının ucu gibi...Çok daha büyük bir "pastadan" söz ediyor olabiliriz.
Reza Zarrab, işsiz güçsüz bir genç iken 2008'de birden Türkiye'nin önde gelen iş adamlarından biri olmaya doğru giderken, asıl "yürü ya kulum" olan ailesiydi.

Zira, baba Hüseyin Zarrab, 2005-2013 arası İran'ın Cumhurbaşkanı olan Mahmud Ahmedinejat'ın sağ kollarındandı. O dönemde, İran'ın nükleer programı yeniden faaliyete geçiriliyor.

Zarrab

İran milliyetçileşir ve daha da içe kapanık hale gelirken, Batı'nın uyguladığı ambargoları fırsata çeviren bir kayıtdışı ekonomi çemberi oluşuyor.

Reza Zarrab'ın Farsça Whatsapp mesajlarında da geçtiği iddia edilen bir tür "finansal cihat" ekonomisi doğuyor İran'da yani. Bu çemberin orta yerinde de, Bebak Zencani ve onun emrindeki Hüseyin Zarrab var.

Bebak Zencani de, ticarete Türkiye'de koyun postu satarken atılmış ve iddialara göre, Ege Üniversitesi'nden mezun olmuş biri. Ancak, Zarrabların hayatı karanlıksa, Zencani'ninki daha da karanlık...

İran'da, Devrim Muhafazıları Ordusu ile olan yakın ilişkileri, Zencani'yi yaklaşık 9 milyar dolarlık rüşvet ağının ortasına oturtan asıl faktör.

Reza Zarrab'dan yaklaşık 10 yaş büyük olan Zencani, makam şoförlüğünden birden "İran'ın en zengin insanı" haline dönüşmüş biri.

İran'ın yılda yaklaşık 400 milyar dolarlık bir cirosu var; şu an Evin Cezaevi'nde tutuklu olan Zencani'nin verdiği ifadelere göre, Türkiye'de yaklaşık 9 milyar dolar "rüşvet dağıttığı" iddia edildi.

İran devletinin,"yeryüzünde yolsuzluğu yayma" zannıyla idamını istediği Zencani'den, ülkeden "çaldığı" yaklaşık 3 milyar doları iade etmesi isteniyor. Zencani ise, bu para konusunda Zarrab'ı işaret ediyor.
Zencani'nin kendisinin de, Türkiye'de "Kont" şirketler grubu şeklinde bir çok ticari teşebbüsü var. Ancak, Zarrab'ın "Reisim" diye hitap ettiği öne sürülen Zencani'nin ötesinde, kendisini Türkiye'nin "yerli ve milli" işadamı olarak konumlandırmaya ayrı bir özen gösterdiği dikkat çekiyor.

Reza, Türkiye'deki ikbal günlerinde, Royal Holding'in açılış sayfasında kendini şöyle tanıtıyordu:

İş hayatındaki başarımın altında yatan sırrımın, tutkularım ile işimi iyi harmanlayabilmem olduğunu düşünüyorum. Zaten bünyemizdeki şirketlere baktığınızda bir denizcilik, bir binicilik ve bir havacılık firması gözünüzden kaçmayacaktır. Bölgenin parlayan yıldızı olan Türkiye’yi gururlandıran bir holding olmak, benim ve şirketlerimin öncelikli hedefidir.

Zencani, İran'daki davasında, sürekli kendisini ülkesine sadık bir "dava adamı" olarak nitelerken ve asla başka bir ülkenin vatandaşı olmadığını öne sürerken (Danimarka vatandaşı olduğu yönünde iddialar vardı); Zarrab, en baştan beri kendini garantiye almak konusunda ekstra bir özen içinde olduğu imajını veriyor.

Kanlıca'da ikiz yalılarda oturduğu dönem denizden koruma istemesinden, bir dönem yaşayıp durduğu panik ataklara, tüm entrika trafiğinin ortasında vesveseli bir ruh hali olagelmiş.

Öte yandan, 17-25 Aralık 2013'ten sonra tutuklu kaldığı iki aylık süreçte verdiği ifadelerde de, Reza'nın "önce kendini koruyan" ve "gerekirse konuşabilecek  müzevir" yönü de gözlenmişti.

Örneğin, bu ifadelerinde, Yeni Şafak muhabirinin kendisinden, İran'la altın ticareti haberini "yapmamak" için 1 milyon dolar istediğini söylemesi gibi, karşı tarafa "zarf atan" satır araları vardı. Ayrıca, Kanlıca'daki yalının altının adeta oyulup, yeraltında özel bölümler yaptırması da ayrıca birşeyleri herkesin gözleri (ve kulaklarından) uzak tutmaya çalıştığı izlenimini veriyordu.

Zarrab'ın, Ebru Gündeş ile olan ilişkisini adeta gözlere sokar biçimde yaşaması da dikkat çekiciydi. Gündeş'i "Duty Free" gibi bir tuhaf ismi olan attan Maserati arabalar Bodrum ve Dubai'de evlere yüz milyonlarca dolarlık hediyelere boğmasına, yalısının önüne kamyonla gül yaprağı döktürmesine, taze balık yemek için zıpkınlı dalgıç ekibi tutmasına, yalının duvarlarına "seni seviyorum" diye yazarak evlenme teklif etmesine abartılı ve narsist bir sosyopat profili vardı.
Son kertede, Zarrab hedonist; derdi keyif, hovardalık ve para-o bir sefa tiryakisi.

Ama şeytan tüyü de olsa gerek. İbrahim Tatlıses'e, hapse girip çıktıktan ve Amerika'ya gidişi için gün saymaya başladığı dönemlerde şu açıklamayı yaptırmış biri:


Gördünüz mü, ben kimseye boşu boşuna evlat demem, Reza'ya evlat demişsem o doğrudur. Senin ihracattaki başarını tebrik ediyorum ve gözlerinden öpüyorum. Beni mahçup etmedin evlat.!!!


Tatlıses'in bahsettiği başarı da, Habertürk gazetesinde Mayıs 2015'te yayınlanan, Reza Zarrab'ın "Türkiye'nin en büyük 13. ihracatçısı" olduğu haberi.

Dava adamı değildi Reza Zarrab, kendi gönlünün efendisi, adım adım çıkar imparatorluğunu inşa eden bir "düzenbaz" idi. Düzenden faydalandı, düzen ve aktörlerini kullandı ve doğru zamanda, en işine yarayacak biçimde de çıktı.

Ama Reza Zarrab'ın en önemli özelliği, bir magazin röportajında muhabire sarfettiği şu sözlerde gizli:


Bugün beni biraz tanıyabildiysen farkındasındır hayatımın her adımını belgeleyip arşivleyerek yaşayan bir insanım.