Sertaç Aktan
Haz 12 2018

NATO Parlamenterler Asamblesi PYD tanımında geri adım mı atacak?  

NATO Parlamenterler Asamblesi (NATO PA) İlkbahar Genel Kurul toplantısının sonucunda hazırlanan taslak raporda PYD, PKK'nin Suriye kolu olarak tanımlandı ancak Ahval’e konuşan PA yetkilileri bu tanımlamanın net yapılmadığını, metinde belirsizlik olduğunu ileri sürerek ilk fırsatta cümlede değişiklik yapılacağını ve belirsizliğin giderileceğini açıkladı.

PA Genel Kurulu toplantısı 25-28 Mayıs tarihlerinde Polonya’nın başkenti Varşova’da gerçekleştirilmiş ve burada AK Parti İstanbul Milletvekili Ahmet Berat Çonkar başkanlığındaki Türk delegasyonu 5 ana komisyonda çalışmalar yaparak bu tanımın taslak raporda yer alması için bastırmış ve rapora giren cümle bunun sonuç verdiğini göstermişti.

Türk hükümeti ülkede yaşanan bazı terör eylemlerinde PYD/YPG’nin parmağı olduğunu açıklamış ancak bu konuda dünyadaki muhataplarını ikna etmekte başarılı olamamıştı.

Raporda geçen bu tanım PYD/YPG ile ilgili pozisyonu konusunda yalnız kalmış olan Türkiye için, özellikle hükümete yakın medyada, ilk ve en büyük zaferlerden biri olarak lanse edildi.

Terör örgütü tanımı neden önemli?

Bir örgütün terör örgütü olarak uluslararası zeminde tanımlanması meşru müdafaa hakkını doğurduğu ve pek çok askeri adımı meşru kıldığı için Ankara tanımlamaya çok önem veriyor.

Amerika Birleşik Devletleri bugüne kadar çeşitli fırsatlarda PKK ile PYD/YPG’nin farklı görüldüğünü kaydetmiş ve PYD/YPG’ye IŞİD ile mücadele için askeri ekipman ve silah yardımı yapmıştı.

Bu yardımların yoğun olarak başladığı 2016’da ABD Türkiye’ye işin sonunda YPG’nin bölgede kalmayacağı sözü vermişti ancak aradan geçen süre içerisinde yapılan bu yardım ilişkileri olumsuz etkiledi ve Türkiye verilen sözün tutulmayacağını düşünmeye başladı.

ABD sözünü tutuyor mu?

ABD bölgede PYD/YPG’yi desteklerken Türk Silahlı Kuvetleri’nin (TSK) Afrin ve benzeri askeri operasyonlarını yapması iki NATO ülkesinin bölgede karşı karşıya gelme riskini ortaya çıkardı. Türkiye’nin batı ile -hali hazırda var olandan daha derin- ayrışmaya gitmesi riskinin artması ile ABD, Türkiye ile çeşitli seviyelerde temaslar ve müzakereler gerçekleştirmeye başladı.

Bu konudaki son gelişme her iki ülke dışişleri bakanlarının Menbiç’teki PYD/YPG varlığına ilişkin 6 Haziran’da uzlaştığı çekilme takvimi oldu. 90 günlük bu takvim süreci sonunda PYD/YPG’nin Menbiç’ten çekileceği açıklandı. Ne var ki, PYD/YPG tanımı noktasında tarafların pozisyonlarda bir değişiklik olmadı.

İşte bu nedenle uluslararası organizasyonların PYD/YPG tanımları Ankara için daha fazla önem kazanmış durumda.

Taslak rapora ilişkin çıkan haberler sonrası görüştüğümüz NATO PA Politik Komite Direktörü Steffen Sachs 11. Maddeye ilişkin olarak şunları söyledi:

“Paragraftaki bu cümle belirsiz. Aslında söylenmek istenen şey bunun Ankara’nın pozisyonu olduğu. Ankara’nın PYD ve YPG’yi PKK’nın Suriye’deki kolu olarak gördüğü.

Nitekim 62. Paragrafta müttefiklerin Suriye konusundaki görüş ayrılıklarının üstesinden gelmesi gerektiği ve ortak bir yaklaşım geliştirmesi gerektiği belirtiliyor.”

PYD ve YPG’nin ne olduğuna ilişkin farklı görüşlerin mevcut olduğunu hatırlatan Sachs 11. paragraftaki durumun netleştirilmesinin şart olduğunu ifade ediyor. Raportörün kendisinin mi PYD’yi tanımladığı yoksa Ankara’ya ait PYD tanımı olarak mı rapora geçirdiğinin belirsiz olduğunu ileri süren Sachs, her iki anlamında çıkarılabileceğini, bu belirsizliğin bir sonraki toplantıda ilk giderilecek şeylerden biri olacağını kaydediyor.

Sachs çıkan bazı haberlerde NATO PA raporunun NATO raporu olarak aktarıldığını ve bunun da ciddi bir hata olduğunu ifade ederek NATO ve NATO PA’nın organik bağı olmayan iki ayrı organizasyon olduğunu hatırlatarak ekliyor:

“Bahsi geçen rapor da son halini almamış taslak bir rapor. Bu haliyle henüz NATO PA’nın resmi pozisyonu olarak görülemez. Zaten bu raporun henüz resmi olmadığı ve sadece raportörün görüşlerini yansıttığı raporun kapağında açıkça belirtiliyor.”

‘Bu tanımlamanın bir hata olduğunu ve mutlaka aksi yönde bir tanımlamanın yapılacağını mı söylüyorsunuz yoksa raporun son halinde PYD tanımı bu haliyle de kalabilir mi?’ sorusunu yönelttiğimizde Sachs şöyle konuştu:

“Teoride baktığımızda sonuç her iki şekilde de çıkabilir. Sonuçta Türkiye’nin pozisyonu genel kabul da görebilir, görmeyebilir.

Bu nedenle cümle ‘hatalıdır’ demiyoruz çünkü bu, düzeltmenin belli bir yönde yapılacağını gösterir. ‘Cümlenin kuruluşunda bir belirsizlik mevcut ve bu belirsizlik giderilecek’ diyoruz.”

Portekizli Rapotör Julio Miranda Calha ise raporundaki tanımlamaya ilişkin Ahval’e verdiği açıklamada “Bahsi geçen cümlenin, cımbızlandığı takdirde, belirsizlik taşıdığını ve yanlış yorumlanabileceğini kabul ediyorum” diyerek amacının bu olmadığını kaydetti.

Calha, aynı paragrafın başında da olmak üzere raporun pek çok noktasında NATO üyelerinin konu üzerinde farklı pozisyonlara sahip olduğunun kaydedildiğini aktardı.

Kasım 2018’de Kanada’da Halifax şehrinde gerçekleşecek olan yıllık toplantıda metnin düzeltileceğini söyleyen raportör o zamana kadar resmileşmiş hiçbir şeyin olmadığını hatırlatarak “Bu belirsizlik ortadan kaldırılacak” dedi.

Konuyu Ahval’e değerlendiren Avrupa Jeopolitik Forumu Başkanı George Niculescu ortada YPG/PYD tanımından çok daha ciddi bir problem olduğunu düşünüyor ve bu sorunu şöyle ifade ediyor:

“Esas problem YPG/PYD’nin PKK ile eş tutulup tutulmaması değil, benim görebildiğim kadarıyla esas problem Ankara ve Washington’ın NATO’daki müttefiklik ilişkisini tehlikeye atmadan Suriye’de nasıl kendi stratejik hedeflerine ulaşacakları meselesidir.”

Washington’dan ve pek çok diğer batılı başkentlerden bakıldığında PKK ya da YPG/PYD’nin tehlikeli düşmanlar olarak görülmediğini aktaran Niculescu aksine Kürtlerin bölgede ABD’nin önemli bir müttefiki halini geldiğine, ABD’nin Suriye topraklarındaki yegâne eli ayağı konumunda olduğuna değiniyor.

Kürtlerin  Suriye’de Rus ve İran etkisini önleyici rol oynadığını anlatan Niculescu, Türkiye ile olan müttefiklik ilişkisinin ‘Trump Amerikası’ için o kadar değilse de Türkiye ve Avrupalı ülkeler açısından son derece kritik bir ilişki olduğunun altını çiziyor ve bu problemin çözümü için Dışişleri Bakanları seviyesindeki çabaların önemine işaret ediyor.

Niculescu NATO PA’nın taslak rapordaki ifadelere ilişkin olarak şöyle konuştu:

“YPG/PYD’yi PKK’nın uzantısı diye niteleyen NATO PA’nın taslak raporu Türkiye ve onun NATO müttefikleri arasında birkaç yıldır anlaşmazlık konusu olan hassas bir politik meselede yapılmış büyük bir diplomatik çam devirmedir.

Eğer bu politik anlaşmazlık yumuşatılmazsa işin sonunda hem Türkiye hem NATO müttefikleri için her iki taraf adına da potansiyel olarak yıkıcı bir ‘kaybet-kaybet’ senaryosu oluşur.”

Brüksel’den bir başka jeopolitik analist Karl Druart da PYD ile PKK’nın varlık nedenlerinin farklı olduğuna dikkat çekerek taslak raporda ciddi bir hata yapıldığını ileri sürüyor. Ancak Druart bu noktadan sonra atılacak bir geri adımın da aynı ciddilikte gerilimlere yol açabileceği uyarısında bulunuyor ve ekliyor:

“Kürtlerin tüm bölge genelinde diğer Kürtlerle ilişkileri mevcutsa da iki yapının varoluş nedenlerindeki politik kontekst çok farklı. PYD’yi militer bir yapıya sokan şey Suriye’nin yok edilmesi. Savunma amaçlı olarak başlayan bu yapı daha sonra IŞİD ile savaşta ofansif bir oluşuma evrildi.”

Hangi türde olursa olsun ABD’nin PYD’ye yaptığı yardımların uluslararası hukuk açısından illegal olduğunun altını çizen Druart her şeyden önce ABD’nin bölgedeki çatışmaya kendini bir taraf olarak sokmasının zaten uluslararası hukukun bir ihlali olduğunu söylüyor.

Druart yine de IŞİD veya Tahrir El Şam ile PYD’nin kıyaslanmasının doğru olmadığını çünkü PYD’ye verilen desteğin terörizm için değil farklı güçlerin Suriye’deki etki ve kontrol alanlarını belirlemek için verilen bir destek olduğunu belirtiyor.

Druart NATO PA’nın raporundaki PYD tanımın hata olduğunu ancak bu noktaya gelindikten sonra atılacak bir geri adımın daha büyük hata olacağını ve ilişkileri daha da gereceğini söylüyor:

“Gerçekten de bir hata yapılmıştır. Hatta çifte hata yapmıştır. Bu da organizasyon içerisindeki tutarsızlığın bir göstergesidir. Önce Moskova ile olan temaslarından/yakınlaşmasından ötürü Ankara’yı (uzaklaştırmamak adına) hoşnut tutmaya çalışırken sonrasında geri adım atmaya kalkılırsa Ankara ve Washington arasında çok daha beter bir çalkantı yaşanabilir.”

Öyle görünüyor ki NATO iç çekişmeler yaşanıyor ve tam anlamıyla bir liderlik eksikliği var. Bu da realizmin ortak çıkarlara üstün geldiği yeni bir jeopolitik dönemin başlangıcı olabilir.”