David Lepeska
Kas 07 2017

Erdoğan’ın ihtişama giden yolu

İki hafta önce Ankara’da bir mahkeme, Göçmen Bürosu’nun Türkiye’ye girmemi yasaklama kararının iptali konusunda bir duruşma gerçekleştirdi. Nisan 2016’da ülkeye girişim yasaklandı, 18 ay sonra temyiz duruşmam sonunda yapılıyor.

Avukat bir arkadaş İstanbul’dan gelerek dava dosyamı takdim etti: sınır dışı edilmemin sebepleri o zamanlar yasanın gerektirdiği gibi söylenmemişti, Göçmen Bürosu da yasak için herhangi bir sebep göstermeyi beceremedi, yalnızca Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ulusal güvenliğe karşı bir tehdit oluşturduğumu ilan eden kararına atıf yaptı (bunun için de henüz bir sebep göstermiş değil).

Önümüzdeki haftalarda hâkim bir karar verecek ama kararı iple çekmiyorum. Geçen Temmuz’daki darbe girişiminden beri süren Olağanüstü Hal, Türkiye yargısının güvenlikle ilgili davalarında gözle görülür bir sürüncemeye neden oldu. Fakat OHAL olmasa bile, sözünü sakınmayanlar soyu tükenmekte olan bir tür.

Cumhuriyet gazetesi
Çağlayan Adliyesi önünde Adalet Nöbeti (AFP)

Daha bu hafta Türkiye’de yarım düzine gazeteci gözaltına alındı, söylentiye göre Batılı haber merkezlerini (Wall Street Journal dâhil) sözde fonlayan bir gazetecilik örgütüyle bağlantıları olduğu gerekçesiyle. Hazır o merkezden bahsetmişken, bir Türk mahkemesi yakın zamanda WSJ muhabiri Ayla Albayrak’ı, 2015 yılında Türkiye’nin Kürtlerle çatışmasıyla ilgili yazdığı bir makaleden dolayı, hapis cezasına çarptırdı. (Albayrak o dönemde New York’taydı ve hala özgür fakat Türkiye’ye dönemiyor.)

Kürtlerin durumu hakkında yazı yazmanın yeri göğü birbirine katma eğilimi var; Ankara’nın Kürt çatışmasının medyaya yansımasıyla ilgili yasaklamaları, Türkiye’de yabancı muhabirlerin sayısının azalmasının temel sebebi.  Benim kovulmama sebep olan da muhtemelen bu oldu (emin olamam, bana söylemediler).

Türkiye tarafından kovulan veya tutuklanan yabancı gazeteciler listesi her hafta büyüyor: Der Spiegel’den Hasnain Kazim, Fransız gazeteci Olivier Bertrand, WSJ’dan Dion Nissenbaum, NYT’dan Rod Nordland, Die Welt’den Deniz Yücel, Stern Magazine’den Raphael Geiger, BBC’den Jiyar Gol, Bağımsız Hollandalı gazeteci Fredericke Geerdink, fotoğrafçı Mathias Depardon, Sputnik’ten Tural Kerimov, Alman muhabir Volker Schwenck – liste uzayıp gidiyor.

Crackdown
Dünya çapında hak örgütleri, Türkiye'yi baskıları durdurmaya çağırıyror (AFP)

“Ülke sanki gazetecilerden arındırılmış gibi hissettiriyor” diyor, Buzzfeed’de çalışan ve basın üzerindeki baskıyla alakası olmayan sebepler yüzünden geçen ay İstanbul’dan ABD’ye taşınmış olan, Mike Giglio.

Tabii ki, Türk gazeteciler de hedefteler. Gazetecileri Koruma Komitesi, Türkiye’de tutuklu 81 muhabir sayıyor – bu dünyadaki en yüksek tutuklu gazeteci sayısı.

Aktivistler ve hak savunucuları aynı su alan gemideler.  Geçen hafta, İzmir’de bir grup insan hakları avukatı gözaltına alındı, üstelik Uluslararası Af Örgütü’nden bir grup hak savunucusunun davasından yalnızca birkaç gün sonra. Ayrıca geçen hafta önemli bir insan hakları aktivisti olan Osman Kavala İstanbul’da havaalanında gözaltına alındı. O zamandan beri darbeyle bağlantılı olmakla suçlandı. Ancak gerçek suçunun, Türkiye ve Kürtler arasında köprü kurmak için yürüttüğü kayda değer çalışmalar olduğu kesin.

Gazetecilerin ve aktivistlerin çoğu ya tutuklanmış, ya sürgün edilmiş, ya korkutulmuş ya da yargılanmaktayken; hükümete eleştiriden neredeyse muaf bir devletle karşı karşıyayız. Artık ortada olmayan bir şeyi fark etmek zor, fakat Türkiye’nin uluslararası medyadaki yeri önemli derecede azaldı.

Yüksel Caddesi
Türkiye'de direnmek... (AFP)

Sonuç olarak bir dizi aciliyeti olan haberle ilgili yalnızca kısıtlı bilgimiz var: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlarını yenileriyle değiştirme dalgası; Türkiye’nin en karizmatik siyasetçisinin (adı Erdoğan değil) devam eden tutukluluğu; Türkiye-ABD arasında devam eden diplomatik münakaşanın arkasındaki gerçek hikâye; Af Örgütü aktivistlerinin, gazetecilerin ve başka kimselerin şaibeli davaları; akademinin içinin boşaltılması; büyük inşaat projeleriyle bağlantılı yolsuzluk hikayeleri; Ankara’nın tartışmalı Suriye politikası ve tabii ki, Türkiye’nin güneydoğusundaki savaş.

Bunların hepsi, tabii ki, haber yapıldı ve buradan, Türkiye gibi bir tehlike alanında hala çok sıkı çalışan aktivist ve gazetecilere hakkını teslim etmek gerek. Fakat haberlerin devamlı olarak daha da derinleştirilmesi, konularla ilgili yeni içgörüler kazanılmasını sağlardı.

Erdoğan karşıtı dalga büyümekte olsa da (ya da tam da bu yüzden), her geçen gün Türkiye’yi Erdoğan’in rüyasına daha da yaklaştırıyor: muhalefetin ayak bağı olmadığı ve vatandaşların vereceği kararların bilgiye dayanmadığı (ve böylelikle belki de kendisinin sonunu getirmeye karar vermedikleri) bir devlet.