Haz 09 2018

'Erdoğan’ı demokrasi treninden atabilirler mi?'

Türkiye, 24 Haziran’da tarihi öneme sahip, rejim değişikliğinin de resmiyete kavuşacağı bir seçime gidiyor. 

The National Discourse’dan Adam Turner imzasıyla yayımlanan “Erdoğan’ı demokrasi treninden atabilirler mi?” başlıklı analizde, 24 Haziran’a giden süreçte bugüne kadar yaşananlara ve seçim için öngörülere yer veriliyor.

Yazıda, “24 Haziran, Türkiye’deki seçmenlerin, İslamcı ve bazen de çılgın davranan liderleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı indirmek için muhtemelen en son ve en iyi şansları” yorumu yapılırken, “Erdoğan’ın 16 yıllık kadrolu pozisyosununu uzatması yönündeki kampanyasını tehlike altına atan iki şey var. Türk para birimi tam anlamıyla tükenme riskiyle karşı karşıya, ve bu durum üllkenin ekonomik refahını ciddi şekilde tehlikeye atıyor. Diğeri ise, normalde parçalanmış olan muhalefet partileri sonunda Erdoğan’a karşı olan düşmanlıklarını koordine etmeye başladılar. Fakat muhalefet koalisyonu,  cumhurbaşkanlığı adayı tutuklu olan solcu Kürt partisi HDP’yi dışarda bırakıyor” deniyor.

Yazı şöyle devam ediyor: 

Hiç şüphe yok ki, Türk muhalefetinin başarılı olması ABD’nin ulusal çıkarlarına da uyuyor. Geçtiğimiz 20 yıl içerisinde Erdoğan Türkiye’yi, ABD ve Batı ülkelerinin iyi ve sadılk bir müttefiki olmaktan uzaklaştırıp yaygaracı ve istikrarlı bir muhalefet haline dönüştürdü. 

Erdoğan yönetimindeki Türkiye, ABD’ye karşı gitgide düşmanca tavırlar sergilemeye başladı. Örneğin Türkiye, içlerinden biri papaz olan iki Amerikalı’yı şaibeli suçlamalarla alıkoyuyor. Türkiye ABD ile, önceleri Erdoğan’ın müttefiki olan ve Gülen Harekatı’nın başı, Türk İslamcı Fethullah Gülen’i takas etmek istiyor olabilir. Erdoğan, 2016’daki başarısız ihtilal girişiminden sonra Gülen’le bozuşmuştu, olanlardan dolayı Gülen’i suçladı. Erdoğan ayrıca, iki Amerikalı eleştirmeni de suçladı ve Türk savcılar her ikisi hakkındada  suç duyurusunda bulunup bir de başlarına ödül koydular. Türkiye, Suriye’de Kürtlerle çalışmak istedikeri için ABD kuvvetlerini saldırmakla tehdit etti. Erdoğan’ın ABD’ye sık sık yaptığı ziyaretlerinde Türk güvenlik kuvvetleri, onu barışçıl şekilde protesto eden Amerikalılara saldırdı.

Türkiye ayrıca hiç güvenilmez bir NATO müttefiki haline de geldi. Örneğin, Türkiye, Avrupa’daki NATO müttefiklerini düzenli olarak Ortadoğu göçmenleriyle tehdit ediyor. Özellikle NATO üyesi Yunanistan’la aralarındaki sorunları körüklemeye devam ediyor. Sadece 2017’de, Türkiye’nin Ege Denizi’nde rekor denebilecek sayıda ihlal kaydı var: 3,317 hava sahası ihlali, 1,998 adet karasuları ihlali söz konusu.  Türkiye fazladan bazı adaların kendine ait olduğunu iddia ediyor ve Erdoğan resmi olarak, modern Türkiye devletinin sınırlarını belirleyen anlaşmanın revize edilmesi için istekte bulundu. Türkiye ayrıca Kıbrıs’ın bir kısmını işgal etmeye devam ediyor ve Yunanistan’ı bu konuda da tehdit etti. Hatta Türkiye, Rusya’dan füze sistemi S-400’lerden satın aldı, sistem NATO’nun askeri mimarisinin gerektirdiği şekilde entegre edilemeyecek olsa da Temmuz 2019’da teslim edilecek.

Türkiye ayrıca, NATO’nun nükleer silahlarının bulunduğu ABD’nin Güneydoğu’daki İncirlik Hava Üssü’yle ilgili de oyunlar oynadı. 2003’te Türkler, ABD’nin üssü kullanarak Irak’a saldırmasına izin vermedi. 2015’te, başta tereddüt etseler de, Türkiye ABD’ye IŞİD’le savaş konusunda destek verdi, ama bu “Kürtlerin doğu sınır bölgesinde daha fazla alan kazanmasını engellemek için bir oyalama” da olabilirdi. 2016’daki ihtilal girişiminden sonra ABD’ye baskı yapmak için üssün elektrikleri 6 gün boyunca kesildi, ardından Türk birlikler üssün etrafını sardı. Bu arada 2016’da Türkiye, Suriye’deki operasyonları için Rusya’ya İncirlik’i kullanması için öncelik verdi, ki Rusya’nın üsse hiç ihtiyacı yoktu.

Önceki ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı’nın belirttiği gibi Türkiye, batı çıkarlarını hedef alan İslamcı ideolojiye ana sponsor olduğu “yeni bir rol” üstlendi. Türkiye Batı yaptırımlarından hileyle kurtulması için İran’a yardım etti. Türkiye, sınırlarından insan ve malzeme geçirilmesine  izin vererek IŞİD’e yardım etti, ayrıca petrol karaborsasında satışların 1 milyar doların üzerinde büyümesinde kilit bir rol oynadı. Dahası Türkiye, ABD’ye karşı çalışan terörist organizasyon Hamas’ın önde gelen finansörlerinden, her yıl örgüte 250 milyon dolar sağlıyor ve Hamas’ın liderlerinin ülkede faaliyet göstermesine izin veriyor. 

Kısa süre önce, Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye Afrin’i işgal etti, belki de Suriye’nin sakin (tabii işgale kadar) olduğu söylenebilecek tek bölgesini. Erdoğan Afrin’i hedef aldı, çünkü bölge Suriye’deki tek gerçek ABD müttefiki olan Suriyeli Kürtlerin kontrolü altındaydı. Erdoğan şiddetli Kürtfobisinden muzdarip, çoğunlukla sebebi büyüyüen Türk Kürtleri topluluğuna karşı beslediği korkusu. Suriye Kürtleri SDF’nin belkemiğini oluşturuyor, yaklaşık 2 bin ABD birliğiyle beraber çalışıyorlar ve Suriye’de IŞİD’e karşı elde edilen başarının esas öncüleri. Ayrıca Suriye’nin kendilerine ait bölümünde genel anlamda ılımlı ve demokratik bir hükümet kurmayı başardılar. Bu, maalesef başarılı Türk işgali yüzlerce Kürt asker ve sivilin ölümüne, yüzbinlerce insanın zorla yeniden yerleştirilme/etnik temizliğe amruz kalmasına, Suriye’de Türk kontrolündeki bölgenin genişlemesine ve IŞİD’le yapılan savaşta geckimeye sebep oldu. Şimdi Türkler SDF’nin kontrolü altındaki ve ABD birliklerinin konuçlandığı Arap şehri Menbiç’i tehdit ediyor, ve Amerikalı zayiatı olabileceği ihtimalini de açık bırakıyor.

Bu arada Türkiye, Suriye İdlib’deki diğer cihatçılarla da “dost”, hem de El Kaide’yle ilişkilendirilen gruplar da dahil olmak üzere.

Politik kariyerinin ilk yıllarında Recep Tayyip Erdoğan şu ünlü sözlerini söylemişti: “Demokrasi bir tren gibidir; gideceğin yere ulaştığında trenden inersin.” Görünen o ki, son durağı 24 Haziran olabilir. Oraya ulaşmadan trenden atlamak için bu son şansı olabilir.
 

http://thenationaldiscourse.com/can-erdogan-be-thrown-from-democracy-train-2891/