Fehmi Koru
Tem 07 2018

Büyük güne hazır mıyız?

Büyük güne hazır mıyız?

Türkiye adı ‘Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’ olarak konulmuş yeni bir sisteme geçiyor ve onun başlangıç günü yarın. Yani, 8 Temmuz 2018 günü. Yeni sisteme göre halk tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bugün yemin ederek ‘milletvekili’ sıfatını kazanacak olan üyeleri önünde yarıon yemin edecek, ardından düzenlenecek davette tebrikleri kabul edecek ve gece bitmeden de kendisinin tensip edeceği isimlerden oluşacak 16 bakanlı yeni hükümetini ilan edecek…

Dünyanın dört bir tarafından gelecek ünlü konuklar ile ülkemizin her kesiminden toplum önderleri, Musevi, Rum ve Ermeni cemaatlerinin ruhanileri ile belli başlı öndegelenlerinin de hazır bulunacağı büyük bir törenle…

Kolay değil, ülkemizin Cumhuriyet’le kıvamına kavuşmuş olan yaklaşık 150 yıllık ‘parlamenter’ sistemi, yerini parlamentonun varlığını sürdürdüğü, ancak devlete ait yetkilerin geniş çapta güçlendirilmiş bir başkan tarafından kullanıldığı yeni sistemle değişmiş olacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün partisinin il başkanları önünde yaptığı konuşmayla ülkeyi bütün sıkıntılarından kurtaracağını duyurduğu bir sistemle yönetileceğiz bundan böyle.

Dediği şu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın: ‘‘Ehliyeti ve liyakatı öne çıkarmak suretiyle yeni döneme girmiş olacağız. Bu hükümetin başında cumhurbaşkanlığı yönetim sistemiyle Ak Parti Genel Başkanı olacak.’’

Yeni dönem pek çok yeniliği içerisinde barındırıyor.

Geçmişin ‘yeni sistemleri: Tanzimat ve Meşrutiyet
Halkımız yönetildiği sistemin yenilenmesine de, yapılmak istenilen değişikliklerin muazzam törenlerle ilan edilmesine de alışkındır.

Tarih 23 Aralık 1876. İstanbul’da yapılan uluslararası bir toplantıya başkanlık etmekte olan hariciye nazırı Saffet Paşa, birbiri ardında patlayan top sesleri üzerine, şu sözlerle ‘hayırlı’ olayı duyurmuştur: “Efendiler, şu anda atıldığını duyduğumuz top sesleri, Padişah hazretleri tarafından bütün tebaanın müsavî hak ve hürriyetlerini teminat altına alan Kanun-ı Esasî’nin ilânına işarettir.” 

Padişah’ın yetkilerinin anayasa ile sınırlandırıldığı ve yasama-denetleme faaliyetlerini yapmak üzere iki meclisli (meclis-i umumi ve âyan meclisi) bir parlamenter sistemin kurulduğu yeni sisteme –Meşrutiyet’e- geçildiği ilk böyle duyurulmuştu.

Osmanlı’nın ilk yasama organı olan Meclis’in açılışı törenine Avrupa’nın önemli ülkelerinden ünlü şahsiyetler davet edilmiş, dönemin Times, Le Temps ve Levant Herald gibi etkili gazeteleri olayı izlemek üzere muhabirlerini İstanbul’a göndermişlerdi.

Meclis-i Umumî 19 Mart 1877 tarihinde faaliyetine başladı.

O günü bir metinden aktarayım:

‘‘Padişahın emri üzerine o gün bütün resmi daireler kapatıldı. Açılış töreni Dolmabahçe Sarayı’nın büyük salonunda yapılacağından salonun başına Topkapı Sarayı’ndan getirilen taht konmuştu. Bütün hazırlıklar yapıldıktan sonra, Sultan II. Abdülhamid kendisine ayrılan tahta oturdu. Padişahın yanında kardeşleri Veliaht Mehmet Reşat ve Ahmet Kemâlettin Efendi de yer almışlardı. Padişahın açış nutkunu Mabeyn Başkatibi Sait Paşa okudu. Nutuk okunurken atılan toplar o gün Osmanlı ülkesinde büyük bir olayın meydana geldiğini müjdeliyordu.’’

Meclisli yönetim Osmanlı’nın çektiği sıkıntılara çare olarak başvurduğu ilk yeni sistem de değildi.

Öncesi de var.

Tarih 3 Kasım 1839. O gün de tarihimiz açısından önemli bir sistem değişikliğinin başladığı bir gündü. Daha önce ağzından çıkanın kanun sayıldığı mutlak hükümdar en yakınlarından gelen baskılar üzerine reform yapılmasını kabul etmiş, kendisine sunulan buna dair bir metnin büyük bir törenle dünya âleme duyurulmasını uygun görmüştü.

Gülhane Köşkü içinde düzenlendiği için ‘Gülhane Hatt-ı Hümayunu’ diye de anılan Tanzimat Fermanı’nın duyurulması için düzenlenen törenle ilgili bilgiyi bu defa bir başka metinden aktarayım:

‘‘Tanzimat Fermanı’nın okunduğu gün Topkapı Sarayına dahil Gülhane köşkü içinde büyük bir merasim yapıldı. Fermanı bizzat (Londra büyükelçiliği ve hariciye nazırlığı sıfatını üzerinde taşıyan) Mustafa Reşit Paşa okudu, Padişah Abdülmecid merasimi Gülhane Köşkünden izledi. Törene sadrazam, şeyhülislam, bütün saray erkanı ve devlet adamları, ulema, esnaf cemiyetleri, Rum ve Ermeni patrikleri, hahambaşı ve İstanbul’da bulunan yabancı devlet temsilcileri katıldılar. Tarihçi Lütfi Efendi o günkü manzarayı şöyle özetler: ‘Muharrir-i fakir dahi orada kürsüye yakın yerde bulunup bi-ibaretiha Hatt-ı Hümayunu istima’ eyledim; o hüsn-i kıraat ve letafet-i hitabet görülmüş şey değil idi; akabinde toplar atılarak kurbanlar kesildi ve keyfiyet bil-cümle memalike i’lan o günden bed’ ile usûl-ı cedideye teşebbüs olundu”.

‘Usûl-i cedide’ yeni sistem demek…

Aynı kaynak hatt-ı hümayun’un  Topkapı Sarayı’ndaki kutsal emanetlerin saklandığı Hırka-i Şerif Dairesi’ne konulduğunu, duyurunun yapıldığı Gülhane Parkı’ndaki yere fermanın üzerine kazındığı bir mermer abide dikilmesinin düşünüldüğünü, ancak bundan vazgeçildiğini de kayda geçirir.

Cumhuriyet’in ilan edildiği günü de bu iki yeniliğe eklemeyi unutmayalım.

Büyük gün yarın.

Hazır mıyız?

*Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.