Şub 19 2018

‘Türkiye’nin otoriterliğe kayışı tam gaz sürüyor’

Gazeteci yazarlar Ahmet ve Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak ve diğer dört kişinin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldığı gün, yaklaşık bir yıldır tutuklu bulunan Türk-Alman gazeteci Deniz Yücel de tahliye edildi.

Serbest bırakılır bırakılmaz, özel bir bir uçakla Türkiye’den ayrıldı Yücel. Herkes gibi Yücel de Almanya-Türkiye arasındaki bir pazarlığın unsuru olduğunu biliyor ve bunun için de öfke duyuyordu. Hem de bir silah pazarlığının.

Görünen oydu ki, Altanlar bu türden bir pazarlık için pek de uygun adaylar değildi. Bu iki karar ve gelişme, Türkiye demokrasisinin ne denli zayıf ve göreceli olduğunu, dahası otoriterleşme ve keyfilik ithamlarının ne kadar yerinde olduğunu ortaya koyması açısından bir anlam ifade ediyor.

Türkiye’yi izleyen Batılı medya da bu ikircikli tutumun farkında ve bunu eleştiriyor. Tıpkı The Spectator’da konuyla ilgili bir yazı kaleme alan Alice Beale gibi.

Beale, Yücel ve Altanlar’ın tutuklanmasına neden olan suçlamanın aynı, yani ‘terör’ olduğuna değiniyor -PKK, Gülenci ya da İslamcı- ve hepsinin 2016 yılındaki darbe girişiminde yer almakla suçlandığını hatırlatıyor ve yazısını şöyle sürdürüyor:

Hiçbiri gazetecilik yaptığı için cezaevinde değil. Ancak, Erdoğan geçen yılki bir röportajı sırasında, teröristlerin sözlerini yayınlayanların kendilerinin de terörist olarak görüleceğini söyledi. Bu da hükümetin çizgisi dışında herhangi bir şey yayınlamayı neredeyse imkansızlaştırıyor.

Altan kardeşler, onlarca yıldır Türk kurulu düzenindeki birer dikendi. Taraf Gazetesi’nin genel yayın yönetmeni olarak Ahmet Altan, orduya soruşturma açılmasına ön ayak oldu ve Ermeni soykırımı kurbanları hakkında yazdığı bir yazı nedeniyle kovuşturmaya maruz kaldı.

Mehmet Altan tanınan bir ekonomi yazarı. Nazlı Ilıcaksa, gazeteci olmadan önce bir ana muhalefet partisi milletvekiliydi. Üçü de darbe girişiminden sonra suçlandı ve eğer karar tersine çevrilmezse cezaevinde ölecekler.

Dünyanın en çok gazeteci hapseden ülkesi Türkiye, hızla otoriterliğe kayıyor. Kimileri, Erdoğan’ın DNA’sında tek bir demokrasi dizisi barındırmadığını ve bu gidişatı başından beri bildiklerini söylerken, pek çok Türk de, bir zamanlar onun özgürleştirici olduğunu düşünmüştü.

Türkiye’yi AB’ye götürmek istemişti. Kürtlerle barış yapmaya girişmiş, kendisini ülkenin laik düzeninin koruyucusu ilan etmişti. Şimdi ise, gerçek demokrasinin önündeki en büyük engel. Ve ülkenin otoriter eğilimlerine dair kişisel deneyimi vardı.

Analistler, Türkiye’deki gidişatın kırılma noktası konusunda ayrı düşebilirler ancak, kör olanları dışında, hepsi Erdoğan’ın demokratlığının öldüğü konusunda hemfikir. Erdoğan şimdi kindar, aşırı milliyetçi ve paranoyak.

Her ne kadar yetkililer, gazetecilere ceza yağdıran kararı Erdoğan’ın değil de yargının verdiğini söylese de, Cumhurbaşkanı’nın, artık her gün olan, konuşmalarından birinde işaret edilen birisi, ya tutuklanır ya da yargılanır.

Bazı Türkler, iktidara gelen her liderin otoriterleşmeye yenik düşmesini bir lanet olarak görüyor. Kitlelerin tapınması aşırı zehirleyici ve Türkiye, demokrasinin seyrinde gitmesine elvermeyecek kadar değişken.

Diğerlerine göreyse, Erdoğan iktidarı kaybettiğinde başına geleceklerden endişeli ve bu nedenle tüm mekanizmaları elinde tutuyor.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar