Şub 18 2018

'Yılların laik Türkiye’sini yavaş yavaş şeriat ele geçiriyor'

Türkiye'deki siyasi ve dış politik gelişmelerin, ülkenin yönetim biçimi üzerindeki etkileri çok sıcak bir tartışma olmasa da hala ele alınıyor.

AKP'nin ülkeyi laik, demokratik bir cumhuriyet olmaktan çıkarıp, İslamcı bir yönetim türüne doğru mu sürüklüyor yoksa altı daha fazla çizilen dini değerler dayatması sadece politik birer argüman mı? 

Bu konuda Washington Enstitüsü uzmanlarından Soner Çağaptay, The Washington Post için kaleme aldığı yazısında, Türkiye'nin artık 'kağıt üstünde laik' olduğu tezini işliyor.

Yazının satır başları şöyle:

Son birkaç haftadır Türkiyeli yetkililer onlarca yıldır süregelen bir teamülden koparak en azından kâğıt üzerinde hâlâ laik bir cumhuriyet olan Türkiye’nin Suriye’de sürdürmekte olduğu askerî harekâtı “cihat” olarak tanımlamaya başladılar.

20 Ocak’ta başlayan harekâtın ilk iki gününde Diyanet İşleri Başkanlığı ülkedeki yaklaşık 90,000 caminin hepsine Fetih suresini okuma emrini verdi. “İslama hakaret edenlere” yönelik şiddeti onaylayan cihat kavramını ana akım bir hâle getirmek, bir topluma şeriat örtüsü giydirmede önemli bir adım. Ne yazık ki, Türkiye yavaşça bu yolda ilerliyor gibi görünüyor. 

Batı’da şeriat hukuku genellikle İslamcı aşırıcıların ve İslam Devleti benzerlerinin yaptığı kafa kesme eylemleri gibi fiziksel cezalandırma yöntemleriyle ilişkilendirilir. Ancak aslında yalnızca İran ve Suudi Arabistan gibi az sayıda ülke şeriatı bu şekilde uygulamaktadır.

Çoğu Müslüman ülkede, şeriatın farklı ve daha yumuşak biçimlerini davet edecek şekilde dini ve seküler yasalar karma bir biçimde bulunmaktadır. Bu örneklerde şeriat hukuku yasal, siyasi ve idari tedbirlerden oluşan karmaşık bir ağı beslemektedir.

Devlet gücüyle birleşerek Ramazan’da oruç tutmak gibi İslami uygulamaları halka dayatır. Aynı zamanda dinin gereklerini yerine getirmeyenleri şeytanlaştırır ve İslam’a hakaret olduğu düşünülen ifade ve eylemleri cezalandırır. 

Bu nedenle genelde gözlemlenen uygulamasında şeriat siyah bir cübbe veya cellat kılıcı değil, daha ziyade tüm toplumu çevreleyen ve geçirgenliği olmayan bir örtü gibidir. Birçok inançlı Müslüman dindarlıklarına yön veren şeriat hukukun ya tüm ilkelerine ya da bazılarına uymayı seçer.  

Ama siyasi bir kuvvet olarak şeriat, gücünü iktidardan gelen veya toplumsal baskı mekanizmalarından alır. Bu unsurlar birlikte, vatandaşları İslam'ın muhafazakâr bir yelpazesine bağlı kalmaya zorlarlar. 

1. Dünya Savaşı sonunda Mustafa Kemal Atatürk tarafından laik bir cumhuriyet olarak kurulan Türkiye kendisini nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında farklı bir konuma itecek şekilde şeriatı resmî alanın dışında tutmayı uzun süredir başarmaktaydı.

Seküler anayasal sistem yerinde duruyor olsa da benim araştırmalarım, anketler ve Türkiye’deki yakın zamanda ortaya çıkan gelişmeler beraber değerlendirildiğinde Türkiye’de tehlikeli bir kayma yaşandığını gösteriyor.
Son yıllarda, Recep Tayyip Erdoğan tarafından yönetilen hükümet bireysel özgürlükleri kısıtlamanın yanı sıra “İslamı aşağılayan” veya İslami uygulamaları umursamayan bireyleri de cezalandırmaktadır. 2017 Kasım’ından beri merkezi hükümet tarafından yönetilen ulusal polis teşkilatı İnternette din üzerine yapılan yorumları izliyor ve bu tür yorumların “İslama hakaret ettiğine” karar verirse ifade özgürlüğünü baskılıyor. 

Arka planda, kamuya açık olarak İslam hakkında eleştirel ifadeler kullanan bireylerin tutuklanması olağan hale geldi. Örneğin, dünyaca ünlü Türk piyanist Fazıl Say İslam üzerine “kışkırtıcı yorumları” yüzünden iki kere kovuşturmaya uğradı. Suçuysa, Twitter’da ezan hakkında gayet nazik bir espri yapmaktı. 

Türkiye’nin devlet denetimindeki televizyon kanalı TRT İslami uygulamaları yerine getirmeyenleri lekelemektedir. Kanal, 2016 Haziran’da canlı yayında “namaz kılmayanlar hayvandır” ifadesini kullanan teolog Mustafa Askar’ı konuk etmişti.

Erdoğan’ın toplumun üzerine şeriat zarı giydirmesine yönelik çabalarının ana ayağını eğitim oluşturuyor. Emniyet teşkilatı gibi, Türkiye’nin eğitim sistemi de merkezi hükümet yönetiminde olup, Eğitim Bakanlığı devlet okullarında yurttaşlara muhafazakâr İslami uygulamaları yönünde baskı uygulamaktadır. 

Yeni yapılan tüm okullarda mescit olmasını şart koşan hükümet, dini pratikleri halk eğitim sistemine resmî olarak sokmaktadır. Örneğin kısa sure önce İstanbul’da bir eğitim görevlisi, öğretmenlerden öğrencileri camide sabah namazına götürmelerini istedi. 

Erdoğan’ın İslami uygulamaları kendi siyasi gücüyle harmanlama çabalarını Diyanet’in yeni ve yükselmiş statüsünden daha iyi hiçbir şey anlatamaz.  Atatürk bu bürokratik kurumu dini hizmetlerin kendi laik anlayışıyla düzenlenmesi için 1924 yılında kurdu. 

Diyanet’in başkanı daha önce bir bakanlığa bağlıyken, Erdoğan kurumun yeni başkanı Ali Erbaş’a fiili olarak başkan yardımcısı statüsü vererek statüsünü yükseltti. Erbaş artık önemli kamuya açık etkinliklere Erdoğan’ın yanında katılarak üçüncü köprüden, Türkiye’nin Suriye’deki Kürt milislere karşı yürüttüğü harekâta kadar her şeyi kutsuyor. 

Yeni siyasi gücünden gelen bakış açısıyla, Diyanet şeriat hukukunun ana unsurlarını topluma tanıtmak için emirler vermeye başladı. Kısa sure önce kurum, şeriat hukukuna göre yetişkinlik buluğ çağında başladığı için web sitesinde kız çocuklarının 9 erkek çocuklarınınsa 12 yaşında evlenebileceğine yönelik bir fetva yayınladı.  

Diyanet, yalnızca çok sert kitlesel tepki aldığı için bu fetvayı – şimdilik – geri çekti.  Daha da yakın bir tarihte, 9 Şubat’ta, kurum, kamusal eğitimi Erdoğan-rehberliğindeki dinin boyunduruğuna daha da fazla sokacak şekilde Türkiye’deki 60,000’e yakın devlet okulundaki her sınıfta “Diyanet temsilcisi ” belirleneceğini duyurdu.

Ancak Erdoğan’ın Türkiye’de İslam hukuku ilan edeceğini düşünenlerin uzun bir süre daha beklemesi gerekecek.  Değişiklik, bir gecede olmayacak. Şeriatın ince ve hafif örtüsü, ülke üzerine indikçe yavaş yavaş olacak. 

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar