Reyhanlı halkı: Nasıl bir anlaşma var ki Türkiye hain oluyor?

Suriye savaşıyla birlikte füze, bomba, çatışmayla anılan bir şehir haline gelen, Suriye savaşının İdlib ayağında önemli rol oynayan Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde, son aylarda art arda yaşanan olaylar nedeniyle tansiyon hiç düşmedi. Geçtiğimiz günlerde Cilvegözü Sınır Kapısı’nın Suriye tarafı Bab El Heva Kapısı Türkiye ve Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan karşıtı gösteriye sahne oldu. 

Erdoğan’ın posterinin yakıldığı, ‘Hain Türkiye, Erdoğan’ ‘Bizi dondurmacı Rusya’ya sattın’, ‘Reyhanlı’ya gidiyoruz, onlara bizi nasıl satacaklarını öğreteceğiz” sloganlarının atıldığı eylemde, Reyhanlı’ya geçmeye çalışıldı. Türkiye tarafından kolluk kuvvetlerinin müdahalesiyle kimsenin içeri alınmadığı iddia edildi. Fakat Reyhanlı halkı içeri alınmayanların gece yarısından sonra duvarın üstünden atlayarak içeri girdiğini söylüyor. Diken üstünde olan Reyhanlılar, bu yaşananların deneme olduğunu, tekrar saldırı olacağını belirtirken bazı yurttaşlar ise “Nasıl bir anlaşma var ki Türkiye hain oluyor” sorusunu soruyor

Suriye ordusunun Han Şeyhun’a girmesi ve Morek’teki Türk askeri gözlem noktasının kuşatma altında kalmasının ardından sıkıntılı bir süreç yaşayan Türkiye sınırda da sığınmacı baskısı ve örgütlerin protestosu ile karşı karşıya kaldı. Özgür Suriye Ordusu’na mensup oldukları iddia edilen ve videolarda bazılarının ellerinde silah olduğu görülen yüzlerce kişi Bab el Heva Sınır Kapısı’na yığılarak, Cilvegözü tarafına geçmek istedi. Hatay Valiliği’nin kararı ile sınır kapatıldı ve Suriye tarafından geçişlere izin verilmedi. Bunun üzerine sınır kapısını kıran kalabalık karşı tarafa geçmeye çalıştı. “Hain Türkiye, hain Erdoğan”, “Bizi dondurmacı Rusya’ya sattın”, “Reyhanlı’ya gidiyoruz, onlara bizi nasıl satacaklarını öğreteceğiz” sloganları atan öfkeli kalabalık, Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın posterini yaktı. Eylem yapanların açıklama yaptığı videolarda çarpıcı ifadeler yer aldı:

“Bu kalabalık, Esad’ın katliamlarına göz yuman güvenlik konseyine gözdağıdır. 2011’den beri başlayan devrimin hala alevlenmiş halidir. Asıl devrim budur ve devam edecektir. Ve ayrıca garantör olması gereken Türkiye’nin Esad ile işbirliği yapıp, bizi katletmesini göz yumanlara karşıdır. Bu büyük kalabalık Esad ve işbirlikçilerini devirene kadar ve bu ülkede özgür olana kadar mücadeleye devam edecektir.” 

 

Türkiye tarafından kolluk kuvvetlerinin müdahalesiyle Reyhanlı tarafına geçenlerin geri çıkarıldığı olaylar, cumartesi sabaha kadar sürdü. Sonraki süreçte de yapılan görüşmeler sonunda 31 Ağustos itibari ile Suriye ordusu ateşkes ilan etti.  

İdlib; Suriye’nin çatışmaların en yoğun yaşandığı sıcak bölgesi. Birleşmiş Milletler  (BM) bir süre önce çatışmalardan dolayı Suriye sınırına yeni bir göç dalgası olacağı uyarısını yapmıştı. BM’nin yanı sıra bölgedeki durumları takip eden birçok siyasetçi ve Ortadoğu uzmanı İdlib’ten gelecek olası bir göç dalgasının hem İdlib’le sınır komşusu olan Reyhanlı ilçesi başta olmak üzere Antakya ve tüm Türkiye’ye problem çıkarabilecek bir sürecin başlamış olacağının altını defalarca çizdi. Yeni bir göç dalgasını; ekonomik ve sosyal olarak ne Hatay’ın ne de Türkiye’nin kaldıramayacağı demeçlerle de dile getirildi. Ayrıca konuşmalarda dikkat çekilen bir konu da yaşanacak göç dalgasıyla beraber sadece siviller değil, sivil adı altında yüzlerce cihatçının Reyhanlı’ya geçeceğini, zaten cihat üssü konumunda olan Reyhanlı, Hatay başta olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde bombaların patlayacağının altı çizildi. 

Tam da bu süreçte Reyhanlı’da art arda iki patlama meydana geldi. Bir arabanın infilak ettiği birinci patlamada, iki Suriyeli yaşamını yitirdi. Diğer patlama ise bir yardım kuruluşunun bodrumunda boya tinerden dolayı patlama yaşandığı açıklandı. Reyhanlılar iki olayın da basında yanlış yer aldığını, iki olayın da patlayıcı maddeden dolayı olduğunu ifade ediyor.

Ahvalnews olarak tansiyonun yüksek olduğu bir cuma günü geçiren Reyhanlı’ya giderek, hem yaşananları yerinde gözlemledik hem de Reyhanlı halkını dinledik. 

Antakya Merkez ile Reyhanlı Merkez arası 45 dakika. Yol boyunca karşılıklı tarlalar eşliğinde Reyhanlı’ya gidiliyor.  Reyhanlı, ilçeye gelenleri çöl sıcağı ve belediye tarafından yaptırılan deve heykelleriyle karşılıyor. Eski dönemlerde adı İrtah olan Reyhanlı, kervanların dinlenme yeriymiş. İlçenin eski sakinleri Reyhanlı’nın 70’li-80’li yıllarda sol düşüncenin hâkim olduğu bir yer olduğunu söylüyor. Öyle ki ‘küçük Moskova’ olarak anıldığı belirtiliyor. Şimdilerde ise Reyhanlı; bomba, füze, savaşla anılan bir ilçe haline geldi. Yerli halktan daha fazla Suriyeli nüfusun yaşadığı ilçe, Suriye’nin bir vilayeti izlenimini veriyor. İlçenin en uzun ve en merkezi yeri Atatürk Caddesi’nde tabelası Türkçe olan bir esnaf bulmak güç. Antakya’nın aksine burada herkes kendi mahallesinde değil. İlçenin her tarafında bir Suriyeliye rastlamak mümkün. 

Cilvegözü’nde olayların nasıl başladığını ve neler olduğunu öğrenmek için ilk durağımız Reyhanlı’ya 5 km. uzaklıkta yer alan sınır köyü Bükülmez oluyor. Bükülmez Köyü Atme Mülteci Kampı’yla karşı karşıya. Adının kamp olduğuna bakmayın, bildiğiniz şehir inşa edilmiş. Nerede başladığı görülüyor ama nerede bittiği görülmüyor. Öyle ki Reyhanlı’dan daha büyük… Bükülmez Köyü’nde bir görgü tanığı şöyle anlatıyor: 

“Karşı taraf her Cuma Beşar’a karşı eylem yapıyor zaten. Bu eylem de Cuma namazı sonrasında oldu. Birden kapıya dayanmışlar. Slogan atıp bağırıyorlardı. ‘Türkiye madem Rusya’yla ittifak yapacaktı baştan yapsaydı. Bu kadar insan ölmezdi’, ‘Hain Erdoğan, bizi sattın’ diye bağırıyorlardı. Aralarında kadın, çocuk, sivil insan yoktu. Aslında iki gün önceden böyle bir şey olacağının duyumunu aldık ama çok ciddiye almadık. Böyle bir eylem yapabileceklerini düşünmedik. 25 karakol askeri vardı, ilk olaylar yaşandığında. Hangi birine engel olsunlar. Sonra takviye geldi. Biz köylüler hepimiz askerimize yardıma çıktık. Gece saatlerine kadar arbede sürdü. Hiçbirimiz gece uyumadık. Bu tarafa gelenler geri gönderildi. Ama ortam yatışınca duvardan atlayarak bu tarafa geçenler olduğunu duyduk. Gece boyunca heronlar uçtu, termaller çalıştı.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın posterinin bu tarafta değil sınırın Suriye tarafında Türkiye’nin 1 km içerisinde istihbarat kapısında yakıldığını vurgulayan Bükülmez köylüsü, “Poster yakılması Suriye tarafında oldu. İstihbarat kapısı var. Hastalar, yardımlar, bu kapıdan geçer. Poster o bölgede yakıldı. Bu denemeydi tekrar yapacaklar. Gözleri dönmüştü bunların. TOMA’lara vuruyorladı. Askere vur vur diye bağırıyordu” şeklinde konuştu. 

Bomba, füze, çatışmaların kendilerine normal geldiğini söyleyen görgü tanığı, “Can güvenliğimiz yok ama biz buna alıştık. Füze, bomba sıradan geliyor bize. Gece sessizliği olduğunda karşı taraftan gelen çatışma, çığlık, çocuk ağlaması seslerini duyuyoruz. Bunların hepsine alıştık. Dört yıl önce ben de çatışmada kaldım ve ölümden döndüm” dedi. Görgü tanığı ayrıca, olayların ardından köylülerin, köyde yaşayan Suriyelilere saldırmak istediğini ama olayları yatıştırdıklarının altını çizdi. 

 Sınırın kenarına derme çatma bir ev yaparak yaşayan Suriyeli aileye de teybimizi uzattık. Beş yıl önce Halep’e beş km uzaklıkta Hama’ya yakın köyden ailesiyle birlikte buraya geldiğini söyleyen Mohamad: “Yaşananlardan üzüntü duyduk. Anlam veremiyoruz. Türkiye’nin Suriye gibi olmasını istemiyoruz. Biz de tedirginiz. Biz savaşı hala yaşıyoruz. Bu konuyla ilgili sosyal medyaya baktık. Ama herhangi üstlenen bir örgüt olmadı. Kim yapmıştır bilmiyoruz. Karşı taraftan görüştüklerimiz var. Ama böyle bir olayın olacağını duymadık” diyor.

Sınırın ardından ise Reyhanlı merkezde Reyhanlılarla konuştuk. Onlar da en az sınırdakiler tedirgin, ancak bir o kadar da alışkınlar. Füze düşmesi, patlama, çatışma Reyhanlılar için sıradan olaylar haline gelmiş. Kime mikrofonu uzatsak söyleyecek bir sözü var. “Devlet Reyhanlı’yı gözden çıkardı da haberimiz mi yok” diye söze başlayan Abdullah Çetin, “Suriye savaşıyla beraber Reyhanlı da savaş bölgesi oldu. Yedi senede Reyhanlı’nın kültürü, ekonomisi her şeyi bitti. Çarşıda Suriyeli esnaf, caddeler Suriyeli. Biz mülteci konumuna düştük. Otururken, yürürken her an yaz füzeyle ya patlamayla ölebiliriz. Tedirginiz. Bizim tedirginliğimiz yeni değil. Devlet Reyhanlı’yı unutmuş gibi” diye konuştu. 

Sınırda yaşanan olayı akşama doğru sosyal medyadan öğrendiklerini vurgulayan Çetin, “Videoları izledik. Kadın, çocuk, yaşlı yok. Genç insanlar. Çetecilere benziyorlar. Geri gönderildiği söyleniyor ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum. 50 kişi yakalandıysa 200 kişi geri geldi. Bu insanların gözü dönmüş. Onların burada olduğunu bilmek bile bizi tedirgin ediyor” diye sözlerini sürdürüyor.

Adını vermek istemeyen bir başka Reyhanlılı ise duygularını şu sözlerle ifade ediyor:

“Reyhanlı zaten yarasını sarmadan her gün yeni bir olay yaşıyor. Tedirginliğimiz hep vardı. Fakat IŞİD’li cenazesiyle beraber arka arkaya yaşanan patlamalar korkularımızı artırdı. Cenaze bir anda olmadı. Planlıydı. Buradaki Suriyeliler istedikleri her an toplanıyorlar. WhatsApp grupları olduğu söyleniyor. Sonrasında art arda iki patlama oldu ve şimdi de bu olay. Basında her şey yanlış aktarılıyor. Patlayan araba için LPG dediler. Yalandı. Amonyak nitrattan yapılma bir patlayıcı patladı. Araba Suriye’den gelmedi. Reyhanlı’dan Suriye’ye gidiyordu. İkinci patlama yardım derneğinin deposunda boya malzemesi patladı dediler. O da yalandı. Boya malzemesi böyle patlar, yangın çıkarır mı? Hepsi bir yana yardım derneğinin deposunda boya malzemesinin, tinerin işi ne? Son olayda da hepsi geri gönderildi deniliyor… Gece hepsi duvarın üstünden atlayarak geri geldi. Ayrıca simsarlar var. Simsarlar gece isteyen herkesi getiriyor.” 

Eylem yapanların videolarda “Türkiye bizi sattı diyorlar” sözünü hatırlatan yurttaş, “Düne kadar hiçbir sorunları yoktu. Şimdi ne oldu. Bunlarla Türkiye arasında bir anlaşma var ki Türkiye hain oluyor. Suriyeliler daha önce de Reyhanlı merkezde bir eylem yapmıştı. Eylemde Türkiye’nin vaatlerini yerine getirmediği söylüyorlardı. Türkiye’nin bunlara ne vaadi var bilmiyorum” diye konuşuyor.

Reyhanlı etnik bakımdan Arap, Kürt, Türk, Çerkeslerden oluşuyor. Reyhanlı Çerkeslerinden Mehmet Günay, doğma büyüme Reyhanlılı. Atalarının 1864’te Reyhanlı’ya geldiğini anlatıyor. Günay da tıpkı diğer Reyhanlılar gibi devletin Reyhanlı’yı unuttuğunu düşünüyor:

“Reyhanlı ekonomisi nakliye ve tarım üzerinden dönüyordu. Kapı kapandı nakliye bitti, dolar yükseldi girdiler arttı, tarım da bitti. Mallarımız elimizde kaldı. Sosyal olarak dersen; yerli halktan çok Suriyeli var. Kendi kültürlerini empoze ettiler bize. Diğer yandan savaşın dibindeyiz. Burada yaşanan her olay bizi daha çok korkutuyor. Sınırdaki olayı videolardan gördüm. Dehşet vericiydi. Kadın, çocuk, mağdur insan yoktu orda. Geri gönderildiği söyleniyor. Ama ben inanmıyorum. Belli bir saatten sonra hepsi duvardan geri geliyor. Sınırlarımız iyi korunmuyor. Tek istediğimiz bu olayların daha da büyümemesi ve yeniden yaşanmaması.” 

Günay, yakın zamanda Reyhanlı’dan taşınacağını da sözlerine ekliyor. 

Reyhanlı sokakları her daim kalabalık ve canlı. Suriyeliler bankaların önünde kuyrukta sıra bekliyorlar. Sırada olanlardan birine teybimi uzatıyorum. Adının Hasan olduğunu söyleyen Suriyeli, kuyruğun nedeninin devletin yatırdığı çocuk parası olduğunu söylüyor. Sınırda yaşananları sorduğumuzda ise cevabı şöyle oluyor: “Üzücü bir olay. Tekrarı olmaz umarım. Ama bana göre bu olay Esad’ın bir oyunuydu. Bir provokasyondu. Türkiye’ye zarar gelsin istemeyiz.”

Suriyeli bir esnafın olayla ilgili yorumu ise şöyle: “Biz savaştan kaçtık. Türkiye, Suriye gibi olsun istemiyoruz. Biz yaşanan olaya çok üzüldük.”


© Ahval Türkçe