Roboskililer için katliam bitmemiş, halen devam ediyor

 

Yıl 2012, Aralık ayının ortaları.

Soru-Cevap programı için Medya Savunma Alanlarındayız.

Savaş devam ediyor.

Şemdinli, Çukurca, Şırnak ve Hakkâri’de yoğunlaşan çatışmaların hızı biraz düşmüş olsa da savaş uçakları neredeyse her gün Medya Savunma Alanlarını bombalıyor.

Gazeteci arkadaşlarım Mehdi Doğan ve Geli Wan’la birlikte bir hafta sürecek uzun bir yolculuğa hazırlanıyoruz.

Yolculuğumuzun amacı Roboski katliamında bir ağabeyi, bir kardeşi ve bir yeğenini kaybeden gerilla Cudi Roboski ile röportaj yapmak…

Çantalarımızı toparlıyoruz.

Tecrübesi olanlar ‘çantalarınızı hafif tutun’ diye uyarıyor.

Yağmur durmadan yağıyor.

Hava soğuk.

Yağmur, sel, çamurdan yürümek zorlaşıyor.

Gare şimşekleri Venezuela’daki Zulia bölgesini aratmıyor…

Henüz kar düşmemiş ama eli kulağında…

Radyonun verdiği hava raporuna göre kar İstanbul’u felç etmiş.

Spiker ekliyor, ‘’kar yağışının doğu illerini etkisi altına alması bekleniyor.’’

Gün değil, saat sayıyoruz.

Kar yağmadan, yollar kapanmadan gitmemiz gerekiyor.

Tam 15 yıldır Kürdistan’da kış mevsimini yaşamamış birisi olarak bir taraftan da hayıflanıyorum; ‘kar neden yağmadı?’ diye.

Geli, “Erdal arkadaş gideceğimiz yerde kelebek kanatları kadar büyük kar yağacak” diyor.

‘Kelebek kanatları…’

Geli’nin ‘kelebek kanatları’ dediği karın ağır ağır yağışını hayal ediyorum.

Mehdi, son sözü söylüyor; “Gideceğimiz yerde çok kar var!”

Günlerdir yağan yağmur yola çıkmamızı engelliyor.

Bekliyoruz…

19 Aralık sabahı yağmur duruyor, güneş yüzünü gösteriyor.

Seviniyoruz.

Mehdi, ‘fırsatı kaçırmayalım, hemen yola çıkalım’ diyor.

Öyle de yapıyoruz.

Yolculuğumuzun birinci saatinde gökyüzünde bulutlar yine kapanıyor.

Adımlarımızı hızlandırıyoruz ancak nafile yağmur ve karla karışık yağmurdan kurtulamıyoruz.

Bir yağıyor, bir duruyor.

Sis önce dağların başına, sonra vadilere kadar iniyor.

Görüş mesafesi 2-3 metreye kadar düşüyor.

Bulunduğumuz alana yakın ne bir gerilla kampı, ne sığınacak bir mağara, ne de gidip kapısını çalacağımız bir köy var!

‘Ne yapalım?’ diye birbirimize bakıyoruz.

Önümüzde yola devam etmenin dışında bir seçenek yok.

Yağmur yağdıkça, zaman geçtikçe hem yüküm, hem yürüyüşüm ağırlaşıyor…

Sigara paketi bile fazla geliyor.

Her şeyi atmak istiyorum.

Geli, çantamı almak istiyor ancak ben inatla “yok” diyorum.

İyi yanı arazi sert ve korkutucu çamur yok.

Korkutucu olan ise çoğunlukla yokuş tırmanıyoruz.

8-10 saatlik bir yürüyüşten sonra HPG Basın İrtibat Merkezi biriminin üstlendiği kampa ancak ulaşabiliyoruz.

Zar zor kendimizi ‘manga’ adı verilen sığınağa atıyoruz.

Islak elbiselerimizi çıkartıp, gaz sobasının ısısında kurutuyoruz.

Sabah olduğunda yarım metreyi aşan karın yağdığını görüyoruz.

Kar yağışının durmasını, havaların açmasını bekliyoruz.

Birkaç gün süren kar, duruyor nihayet.

Yeniden yola çıkıyoruz.

Üç gün süren yolculuktan sonra Cudi Roboski’nin bulunduğu alana ulaşıyoruz.

Karanlıkta göz gözü görmüyor.

Burada bizi HPG Ana Karargah komutanlarından Dr. Bahoz Erdal bekliyor.
Sayın Erdal’la 2006 yılında yine Kürdistan dağlarında tanışmış ve röportaj yapmıştık.

Gecenin karanlığında birbirimizi seslerimizden tanıyoruz. Işık yakmak yasak.

‘Hoş geldiniz’ diyor.

Hal hatır soruyoruz. Çay içiyoruz.

Ayak üstü Avrupa’daki gelişmeleri soruyor.

Sonra, “acelemiz var, bizim gitmemiz gerekiyor. Sizi bekliyordum, yoksa daha erken gidecektim. Cudi arkadaş, sizin yanınızda kalsın. Arkadaşlar burada gereken neyse yaparlar. Bawer arkadaş sizi bekliyor” diyor.

Sayın Erdal’dan röportaj sözü alıp vedalaşıyoruz.

Gecenin karanlığında düşe kalka Bawer Dersim’in bulunduğu kampa ulaşıyoruz.

Bawer Dersim’le hemşeri ve yakın köylü olmamızdan kaynaklı ortak tanıdıkları konuşuyoruz.

Daha doğrusu Bawer Dersim soruyor, ben yanıtlıyorum.

Tam 24 yıldır (şimdi 32 olmuş) dağda.

Bir ömür…

Anlatacak, konuşacak çok şey var.

Dersim’den yollandığı söylenen toraqı(çökelek) bize ikram ediyor.

Kuru ekmeğin üstüne sürüp, çayla yiyoruz.

Sabah önce Sayın Dersim’le ardından Cudi Roboski ile program çekiyoruz.

Cudi Roboski, 12 kardeşin beşincisi.

Babasının adı Cemil Encü.

2005 yılında geçirdiği kalp ameliyatı sonucu hayatını kaybetmiş.

Annesinin adı Xoxe. Türkçe şeftali anlamına geliyor.

Adı Behçet Encü. Gerillada Cudi Roboski adını almış. 1986 yılında Roboski’de doğmuş. 2006 gerillaya katılmış.

‘Roboski nasıl bir yer?’ diye soruyorum.

Gözleri parlıyor ve gülümsüyor.

‘’Çok güzel bir yer.’’

‘’Roboski’nin iki dağı var. Birinin adı Daweti, diğeri ise Tanin dağıdır’’ diyor.
Roboski’nin dağlarından gururla söz ediyor Cudi Roboski.

Roboski’nin bir de çayı var. Adı Ro. Güneş, aydınlık anlamına geliyor.

Aslında hayat demek…

Roboski’ye ruh veren de bu çaymış.

İkimiz de bilerek sözü uzatıyoruz. Asıl konuşmamız gereken konudan kaçınıyoruz.

Sözü zor olana getiriyorum. O da anlıyor.

Yüzünü bir dağa dönüyor. İç çekiyor. Eliyle işaret ediyor. İşaret ettiği yere dönüp bakıyoruz ikimiz de.

‘‘Roboski, şu dağın ardıdır.’’

Katliamı nasıl haber aldın diye soruyorum?

‘‘O gün, haber aldım.’’ (katliam günü) diyor…

”Zor oldu tabi. Ben dağa çıktığımda çoğu küçüktü. Fotoğraflarından tanıdım onları.Ağabeyim Hüsnü henüz 29 yaşındaydı. Benim bir büyüğümdü.’’

Nasıl biriydi, diye soruyorum.

Susuyor, gözleri doluyor Cudi Roboski’nin.

”O başkaydı” diyor sadece.

Nasıl?

”Annem dağa keçi sağmaya gidiyordu, kız kardeşlerim küçük olduğu için biz evde yalnız kalıyorduk; yemeğimizi o yapar, suyumuzu içirirdi. Biz küçük kardeşler annemden çok ona koşuyorduk. Çünkü annemden çok onu görüyorduk. Bizi o büyüttü. Bu sebepten dolayı bizde özel bir yeri var. Köyde de öyleydi. Herkesin yardımına koşardı. Abim Hüsnü evliydi. Şehit düştükten sonra bir oğlu olduğunu duydum.’’

Diğer kardeşin?

”Küçük kardeşim Savaş Encü 15 yaşındaydı. Erkeklerden en küçüğümüzdü. Ben dağa çıktığımda daha yedi-sekiz yaşındaydı. Çok güzel bir çocuktu, çok seviliyordu. Babam ona çok güveniyordu. “Bu büyüdüğünde bize o bakar” diyordu babam. Çok emekçi birisiydi.”

Bir de yeğenin vardı?

”Adı Erkan Encü. Ağabeyimin oğlu. Çok küçüktü, daha 13 yaşındaydı. Ben onun bu yaşta sınır ticareti işinde çalıştığını bilmiyordum. Onun adını duyduğumda çok üzüldüm. ”

Cudi, Roboski Katliamında bir de amcasının torununu kaybediyor.

Adının Mahsum olduğunu söylüyor.

‘’Babası ve annesi hayatta değil. Bir kardeşi de hareketimiz içinde şehit oldu. Yalnız kalmıştı. Mecburdu sınır ticareti yapmaya.’’

Cudi Roboski, ağabeyini, kardeşi, yeğeni ve amcasının torununu o katliamda kaybediyor; geriye kalanlar da yakın akraba…

Söz katliamın neden yapıldığına geliyor.

Diyor ki:

”Orada sivillerin olduğu biliniyordu. Biliyoruz ki hava saldırıları Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Kara ve Hava Kuvvetleri komutanlarının haberi, onayı olmadan yapılmaz. Roboski’de yapılan hava saldırısı da Erdoğan ve Genelkurmay başkanlığının talimatıyla yapıldı. Şimdi her şey açıkken bunu gizlemenin bir anlamı yoktur. Katliamın üstünü örtmek istiyorlar. İstiyorlar ki katliam unutulsun. Oysa Roboski planlı yapılan bir katliamdır”

Unutmayacağız, teslim olmayacağız diyor Cudi Roboski:

”Kürt halkı düşmanına teslim olmuş, boyun eğmiş bir halk değildir. Kürt halkı bulunduğumuz koşullarda kendisini örgütleyen, bilinçli hareket eden ve gerçeğin ne olduğunun farkındadır. Kürt halkı kandırılacak, oyalanacak bir halk değildir.”

İş dönüp dolaşıp hesap meselesine geliyor.

Cudi Roboski, şunları söylüyor:

”Tabi halk bunun hesabını soracak. Hiçbir aile kendi çocuğunu uçaklar bombalasın diye o sınıra yollamadı. İnsanlar ekmek parası için, geçinmek için sınır ticareti yapıyorlar. Şimdi de tazminat ödeyerek, bu işten kurtulamazlar. Roboskililerin çocukları satılık değildir. Bu katliamı yapanlar bellidir, bunlara hesap sorulmalıdır. Onlar yargılanmalıdır.

Roboski katliamı 28 Aralık’ta yaşandı. 34 kişi katledildi. Türk basını vermedi. İki gün sonra yeni yıldı. Taksim’de hiç bir şey olmamış gibi yeni yıl kutlandı. Çünkü bu katliamı Türk halkından saklamak istediler. Oysa o gün Roboski’de kan vardı, gözyaşı vardı, acı vardı. Bir toplum tarihini bilmiyorsa, geçmişte nelerle mücadele edilip bugüne geldiğini bilmiyorsa köksüz bir ağaca benzer. Roboski bu tarihi bilincin farkındadır. Roboski’nin hesabı ancak bu katliamı yapanlar yargılandıkları zaman, hesap verdikleri zaman, bir daha böyle katliamların yaşanmadığı zaman sorulur. Erdoğan’ın ve Genelkurmay başkanın yargılanması lazım. Bizden beklenen Roboski’nin, 34 kişinin hesabını sormaktır.”

Karanlık bastırıyor.

Soğuk şiddetini arttırıyor.

Üşüyoruz.

Kameraları kapatıyoruz.

O gece Cudi Roboski’nin kaldığı kampta kalıyoruz.

Sabah yeniden yola çıkıyoruz…

İlk karşılaşmamızdan sonra Mayıs 2013 yılında Cudi Roboski’yle yine karşılaştık. Çözüm süreci başlamış ve gerillalar geri çekiliyordu. İlk grubu karşılamak için gazeteci Hasan Cemal ile birlikte geri çekilmeyi izliyorduk. Van’dan gelecek ilk grubu Çukurca sınırında karşılayacaktık. O gece yine yağmur yağıyordu. Dr. Bahoz Erdal kabanını Hasan Cemal’e, Cudi Roboski de kabanını bana vermişti. ‘’Erdal arkadaş bu yağmur geçirmez’’ diye beni ikna etmişti.

Roboski katliamının üzerinden 8 yıl geçti.

Bu süre içinde Roboki’den çok sayıda genç dağa çıktı.

Bunlardan 15’i hayatını kaybetti.

Yaşananlar gösteriyor herkes için bitse de Roboskililer için katliam bitmemiş, halen devam ediyor…

Bu yazı Erdal Er'in blogundan alınmıştır