Rojava yolculuğu: Süleymaniye’den Kamışlı’ya yol kaç gün sürer...

Meral’in “çabuk otele dön, yola çıkıyoruz” telefonu ile oturduğum kahveden yerimden fırladığım gibi karşıma çıkan ilk taksiye attım kendimi.

Süleymaniye’deki üçüncü günümüz dolmak üzereydi ve yetkililer Irak sınırından Suriye’ye geçişimize izin vermediklerini beyan ettiklerinden Süleymaniye’de bir otelde sıkışıp kalmıştık.

Vanlı meslektaşım Necmettin Salaz’ın ülkede yaşadığı siyasi yargılamalardan yılarak uzun süre önce Süleymaniye’ye taşınmış olması, bu üç gün boyunca bizlerin avantajı haline geldi desem ayıp etmiş olmam umarım. Onun mihmandarlığında kenti biraz olsun gezme ve nefes alma fırsatı yakalamış olduk. Hatta Celal Talabani’nin anıt mezarından bir canlı periscope yayını bile yaptık beraber.

Fişhabur sınır kapısı, KDP yetkililerinin kontrolünde olan bir nokta. Söylentiler, Türk Hükümeti’nin KDP yönetimine baskı yaptığı ve Rojava – Kamışlı’da yapılacak olan “DAİŞ: Kökleri, Engeller ve Yüzleşme Stratejileri” başlıklı konferanstan pek mutlu olmadığı yönündeydi.

Fakat nasıl olduysa sonunda izin alınmış ve yola çıkmamız kararı alınmıştı. Konferans için yola çıkan bizim ekip, dünyanın farklı yerlerinden buraya gelen kalabalık bir gruptu.

 

Süleymaniye’de üç gün bekletildiğimiz otelin önü

Meslektaşlarım Erdal Er, Fehim Taştekin, Ergun Babahan, Serdar Karakoç, Meral Çiçek, Arzu Demir, Kendal Midyat, Selahattin, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Abla (Kaya) gibi isimler, ben otele vardığımda valizleri toplamışlar, araçlara binmek için hazır haldeydiler.

Gece karanlığında sekiz saat süren, belki on kez kontrol noktasından geçtiğimiz, çoğunda araçtan indirilip pasaport kontrolü yapılan zorlu bir yolculuğun ardından Silopi’nin tam karşısında bulunan Fişhabur sınır noktasına nihayet ulaştık. Vardığımızda saat 02.00 gibi olmalıydı.

Dağ başında bir kontrol noktasında, Türkiye, Suriye ve Irak’ın kesiştiği bir noktada bize dönüp “yetkilileri arayacağız bekleyin” diyen bir KDP Peşmergesi, gerçekten de doğruyu söylüyormuş. Tam 12 saat, geceleri kuş uçmaz kervan geçmez diyebileceğim o noktada beklemek zorunda kaldık.

Ertesi günün öğlen saatlerinde işlemlerimiz ancak yapıldı ve bekletilmemize sebep olan “teknik” sorunlar için yarım ağızlı bir özür sonrası, üstelik VIP kapısından Rojava’ya geçtik. (Neçirvan Barzani’nin şahsen olaya müdahil olmak zorunda kaldığını sonradan öğrendik)

Bizleri YPG’li bir heyet karşıladı. Yapılacak uluslararası konferans, IŞİD terör örgütünün her yönüyle masaya yatırılacağı, bölgede yaşanan ve  devam eden insanlık dramlarının ele alınacağı, yüzden fazla üst düzey katılımcı ile dünyaya bu belanın müsebbibi olan her etkenin ilan edileceği bir çalışma olacağından güvenlik tedbirleri en üst seviyedeydi.

 

Fişhabur sınır kapısından Rojava’ya geçtiğimiz ilk durak

Bu etkinliğin IŞİD’in doğal hedefi olması kaçınılmazdı elbet. Fakat her nedense Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu çalışmadan rahatsız olmuş ve mikrofonlar karşısında “içimizdeki hainler terör toplantısına katılmak suretiyle bizi DAİŞ ile bağlantılı göstermek çabası içine girmişlerdir” diyerek biz Türkiyeli gazetecileri hedef göstermişti.

Konferansa katılma veya videolu mesaj gönderme sözü veren bazı meslektaşlarımızın, Erdoğan ve onun medyasının saldırıları sonrası “ne alakası var, biz gitmedik ki” gibilerinden açıklama yapmasını biraz yadırgadım diyeyim de içimde kalmasın.

Katalogda, katılımcılar arasında fotoğrafınız olduğuna göre konudan bu kadar da uzak olmasanız gerek.

“Gidemedik ama hayırlı bir toplantıdır. Gidenler de iyi etmiştir” deseydiniz ya? 

Sınırda bir molanın ardından, üç saatlık bir yolculuk sonrası, nihayet üç gün sürecek toplantının gerçekleştiği alana vardık. Kamışlı’ya bir saat mesafede, Amude diye bir yerde, YPG’li askerlerin kuş uçurmadığı bir ortamda üç gün boyunca IŞİD vahşetinin ve devam eden sorunların konuşulması ve raporlanması büyük başarıyla gerçekleşti.

Üç gün boyunca dinlediklerim sonrası bu yazıyı okuyan siz dostlarıma tek bir nasihatte bulunabilirim. Şu an içinde bulunduğumuz durum her ne zorluk içeriyorsa yatıp kalkıp halimize şükredelim.

Ben de öyle yaptım çünkü. Sürgünlük, tutsaklık, işini, aşını kaybetme, mülteci kampına düşme vs vs.

IŞİD zulmüne maruz kalmış insanların kan donduran şahitliklerini dinledikten sonra milyonlarca insanın asla geri döndürülemez, telafi edilemez acılarını yüreğimde taşıyorum artık.

Her kim bu acıların müsebbibi olduysa insanlık tarihine adını kazımıştır. Bunca insanı bu vahşete mahkum eden liderler, yönetimler, silah tüccarları, istihbarat örgütleri, insan kaçakçıları, tarikatlar ve her ne haltsa, aradan bin yıl da geçse lanetli adlarının bu suçla anılmasına mani olamayacak...

Haftaya; Kobane’ye varış. Savaşın Açık Hava Müzesi Kobane...


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.