Rojava’da gündem: IŞİD tekrar canlanabilir mi?

Günlerce süren zorlu bir yolculuğun ardından Kamışlı yakınındaki Amude kasabasına vardık. Bir iletişim kazası sonucu olduğu söylenen bir sıkıntı yaşadık ve sabaha karşı 02.30’da vardığımız Irak-Suriye sınırında 15 saat kadar beklemek zorunda kaldık, önemli bir bölümü güneşin altında olmak üzere.

Sınırı geçtikten sonra çok sıkı güvenlik önlemleri altında Kamışlı’ya, oradan da Amude kasabasına geldik. Toplantı nedeniyle kasabada olağanüstü güvenlik önlemleri alınmış durumda. Çatılarda, yol kenarlarında, özel kamyonetlerinde özel harekat timleri, farklı güvenlik birimleri her yerde göze çarpıyor. 

Şimdi azalmış olsa da petrol gelirlerinin yarattığı farktan dolayı Suriye Kürdistan’ı Irak’a göre çok daha yoksul. Sokaklar kir-çöp içinde, binalar eski...

Baktığınız her yerde içinizi acıtan bir yoksulluk görüyorsunuz...

Ancak burada Irak Kürdistan’ından farklı bir şey var: IŞİD’e karşı savaşı kazanmış olmak ve yeni bir yönetim biçimi yaratmak. Kadını ve her türlü dinsel inanç ve etnik kökenden insanı bir araya getiren ve yönetimde söz hakkı veren bir yönetim anlayışından söz ediyorum.

Aynı yaklaşım kendisini IŞİD’e karşı organize edilen toplantıda gösterdi.

Toplantıya dünyanın dört bir yanından konunu uzmanları kadar Suriyeli bilim insanları, IŞİD’e karşı fiilen savaşan Kürt kadın ve erkek komutanlar, farklı etnik ve dini grupların temsilcileri katılıyor.

Yandaş medyada iddia edildiği üzere toplantının ana fikrini Türkiye düşmanlığı oluşturmuyor elbette. IŞİD’in bölge halkına karşı vahşeti, bundan sonra benzer bir felaketin yaşanmaması için yapılması gerekenler, bu vahşi örgütün elinde acı çeken insanlara nasıl yaklaşılması gerektiği, İslam’ın bu gruba yaklaşımının ne olması gerektiği, IŞİD mensuplarının nasıl yargılanması gerektiği gibi konular tartışılıyor.

Türkiye’den çıkmak zorunda kalmış bir grup gazeteciye ek olarak HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya da toplantıya katıldı ve IŞİD’e karşı çıkan ve İslam’ın temel değerlerini ortaya çıkaran bir konuşma yaptı.

Ama en önemli konulardan birini sayıları 10 binle ifade edilen IŞİD mensuplarının nasıl yargılanacağı oluşturuyor. Uluslararası toplum Rojava’nın hukuken tanınmadığı gerekçesiyle burada yargılanmaya karşı çıkıyor ama sadece Türkiye’nin tanığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de benzer bir sorunla karşı karşıya ama yargısı var ve yıllardır kararlar verip uygulatıyor. Burada da benzer bir durum olabileceği söyleniliyor.

Bu coğrafya çok farklı bir deneyim yaşıyor gerçekten de özellikle kadın ve hakları üzerinden. Kadını bir mal gibi gören, aşağılayan ve hayatının her alanını denetim altına almak isteyen IŞİD zihniyetinin ardından Rojava kadını ve hakkını ön plana çıkaran bir anlayış ile öne çıkıyor.

Özellikle kadınlar yıllarca süren İslamcı baskının ardından erkeklerle eşit bir seviyede hayatın her alanında aktif bir şekilde katılımcı oluyor. Bu değişimin sözde değil, kalıcı bir gerçeklik olduğunu ve sekülerizm ilkesinin bu coğrafyadaki önemini buraya gelince daha iyi anlıyorsunuz.

Yunanistan’a, özellikle adalara her gittiğimde bu kadar yakın coğrafyadaki iki toplumda kadınların nasıl bu kadar farklı bir statüde olabildiğine hayret ederdim.

Açıkça söyleyeyim ki, şu anda Suriye Kürdistan’ında da benzer bir değişim yaşanıyor. Erdoğan yönetimindeki Türkiye kadını pasif bir erkek destekçisi konuma sokmaya çalışırken burada kadın aklıyla, gücüyle ve de hakkıyla öne çıkıyor.

Rojava, Türkiye’nin bölünüp parçalanmasından endişe eden Türk halkı için de iyi bir örnek teşkil ediyor. İyi düzenlenmiş demokratik bir hukuk devletinin başta bölünmek olmak üzere birçok sorunun panzehiri olduğuna tanıklık ediyorsunuz.

Elbette burası henüz mükemmel bir demokratik-hukuk yapılanması değil, yapılması gereken çok şey ve alınması gereken çok yol var. Ancak halkın mevcut düzenlemeden mutlu olduğunu ve yaşanan onca zorluğa rağmen daha iyi bir geleceğin kendilerini beklediğine inandığını görüyorsunuz.

Türkiye çoğulcu ve demokratik yapıyı tamamen imha edip tekçi ve baskıcı bir rejimi tahkim ederken burada tersi bir gelişmeye tanıklık ediliyor. Türkiye’nin Batı sistemi ile giderek artan oranda sıkıntı yaşadığı, siyasi İslamcılığı öne çıkardığı bu dönemde Suriye’nin bu bölgesinin Batılı kanaat önderleri gözünde değeri artıyor.

Türkiye halkı son seçimlerde gidişattan memnun olmadığını net bir biçimde ortaya koydu. Erdoğan’ın keyfi tek adam yönetimi ekonomiden hukuka yayılan bir alanda Türkiye’ye duyulan saygıyı sıfırlarken hem Türkiye’yi hem de halkını yalnızlaştırıyor. Oysa alternatif mümkün. Özellikle İstanbul seçimi farklı inanç ve kökenden insanın ortak değerler ve ilkeler etrafında birleşebileceğini gösterdi.

Erdoğan’ın attığı adımlar ve Kürt meselesini şiddetle çözmeye yönelik yaklaşımıyla tabanda yavaş da olsa yaşanan bu değişim insanı biraz da olsa umutlandırıyor. Alınacak çok yol var ama istikamet yavaş yavaş belirleniyor.

Hedef henüz ufuk çizgisinin arkasında ama hem kendi içinde hem de komşularıyla barış içinde yaşayacak bir Türkiye’nin mümkün olabileceği görülüyor. Önümüzdeki dönemde özellikle ekonomik alanında ödenecek ağır bedeller ve yaşanacak ağır yoksullaşma bu süreci hızlandıracaktır.

Türkiye halkı sekülerizmin, kadın-erkek eşitliğinin, çoğulcu demokrasi ve hukukun üstünlüğünün anlamını mutlaka tam olarak anlayacaktır. Bunun için bir bedel ödenmesi gerekiyordu, ödeniyor...

© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.