Pandemi günlerinde Romanlar: 'Geçinemiyoruz, borçlarımız dağ gibi'

Kuştepe Mahallesinde oturan çiçek satıcısı Fahrettin Şinnik pandemi öncesinde her gün Zeytinburnu sahiline giderdi. Burada canını tehlikeye atıp caddenin ortasında durur, sağından solundan geçen arabalara çiçek satmaya çalışırdı. İyi kötü yevmiyesini çıkaran Fahrettin Bey’in hayatı, korona salgınının başlamasıyla adeta felç oldu.

Çünkü gündelik işlerle geçimini sürdürmeye çalışan Fahrettin Bey pandeminin başlamasıyla çiçek satamaz oldu. Eskiden arabaların camlarını açan trafikteki insanlar, bu süreçte camlarını açamaz oldu. Gelir kapısı çiçek olanlar maske ve eldiven takarak çiçek satış yapmaya çalışsalar da bir çıkış yolu bulamadı. İmkanları zaten kısıtlı olan Fahrettin Bey bir yıllık pandemi süreciyle masraflarını karşılayamaz oldu. Kira, fatura, gıda giderleri devam ettiği halde bu süreçte geliri olmadığı için yoksulluğu iyice derinleşti. 

Eşi Fahrettin Bey ile bazen çiçek satmaya giden Necibe Şinik de bu süreçte kötü günler geçirdiğini kaydederek söze başlıyor. “Önceden satışımızı yapar, ekmek paramızı kazanırdık. Ama şimdi  insanlar camı açmıyor. Bunu iyi görüyorum. Çünkü insanlar kötü niyetle camını kapatmıyor.  Şu an dolabın arkasında dört fatura bekliyor. Onların tarihi geçti ve ödeyemedik. Ev sahibi kira için telefon açtı. İşe gidemedik. Cumartesi normalde çok çiçek satarız ama bu sefer yasak geldi. Hiçbir şey yapamadık. Malları geri yükledik geldik. Allah’a emanet gidiyoruz. Kiramız, faturalarımız ortada… Çocuklar evde. Aç kalmak kötü bir şey. Allah kimseyi bu hale koymasın.”

Şinnik ailesinin yaşadığı bu durum istisnai bir örnek değil. Pandemi nedeniyle özellikle yoksul kesimler zor günler geçiriyor. Gerek etnik olarak gerekse sınıfsal olarak dışlanmış toplulukların başında gelen Romanlar, koronavirüs salgını nedeniyle her geçen gün daha ağır şartlara maruz kalıyor. 

Küçükçekmece’de yaşayan ve kağıt toplama işi yapan İlhan Meşe de Şinnik ailesiyle aynı kaderi yaşıyor. Meşe eskiden günlük olarak çöplerden kağıt topluyordu. Ancak virüs nedeniyle işlerin durduğunu söylüyor. Yaşı nedeniyle polislerin kendisine ceza yazmasından da korktuğunu ifade eden Meşe, hem maddi gelir anlamında hem sağlık anlamında çok zor bir süreçte olduğunu ifade ediyor:

“Milletin pis diye, hasta eder diye evinden attığı maskeleri çöplerden biz topluyoruz. Düşünebiliyor musunuz? Seni hasta eden şeye, virüsünün bulaştığı maskene bile muhtacım. O maskeleri, kağıtları, çöpleri alıp satıyorum. Üstelik bu dönemde hurda, kağıt, plastik de toplayamıyoruz. Cezalardan korkuyoruz. Nasıl geçineceğim peki? Sosyal mesafe herkesin dilinde ancak sosyal yardım nerede? Açlıktan mı öleyim çöp toplamaktan mı? Ne yapayım? Siz söyleyin ne yapayım?”

Şişli Belediye Meclis Üyesi ve aktivist Hacer Foggo ise Türkiye’de olduğu gibi tüm dünyadaki ülkelerde  koronadan en çok etkilenenlerin başında Romanların geldiğini aktarıyor. Müzisyenlik, çiçekçilik, hurdacılık, ayakkabı boyacılığı gibi işler bu süreçte yapılamıyor. Zaten kıt kanaat geçinebilen Romanlar bu mesleklerini de yapamayınca yaşadıkları yoksulluk iyice derinleşiyor. Romanların yaşadığı bu sıkıntıları dile getiren Foggo, şöyle devam ediyor:

“Romanların yaşadığı evlere baktığımız zaman sosyal mesafe zaten imkansız. Çok kötü koşullarda, tek odalı yada iki odalı evlerde yaşıyor çoğu. Şu dönemde kira ödeyemiyorlar ve çoğunun üç-dört kirası birikti. Ne olacak? Yoksulluk daha da arttı. Uzaktan eğitim diyorlar ama çocuklar evde tüplü televizyonla EBA TV’ye erişim imkanı bulamıyorlar. İnternet yok, akıllı telefon yok, bilgisayar yok. Altı ay boyunca hiçbir eğitime ulaşamadılar. Binlerce çocuk mahrum kaldı ve halen doğru düzgün bir çalışma ya da çözüm bulunamadı. Çocukların eğitime erişme imkanının sağlanması gerekiyor ve yoksul ailelere bir an önce maddi katkı sunacak çözümler geliştirmelidir.”

Sıfır Ayrımcılık Derneği Başkanı Elmas Arus ise toplumun genelinde bir korku olduğunu, bu süreçte seyyar satıcılık, çiçekçilik, kağıt toplama benzeri işler yapanların da işsiz kaldıklarını ifade ediyor. Kendilerine gelen bilgilere baktıklarında en çok Kabahatler Kanunu’ndan işlem görenlerin ve ceza yiyenlerin bu topluluklar olduğunu kaydediyor. Arus’a göre pek çok Roman kadın sokak satıcısı konumunda... Bu kadınlar birçok defa kolluk kuvvetleri ya da zabıtalardan şiddet içeren muameleler de görüyor.

Dolayısıyla pandemi döneminde Romanlar, koronavirüsten ziyade önce kolluk kuvvetlerinden kendini korumaya çalıştı. Romanların eve sadece bir gün  ekmek getirmemeleri halinde açlıkla karşı karşıya kalacaklarını ifade eden Arus, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Seyyar satıcılık yapanlara kesilen cezaların önemli bir kısmı Romanlara kesildi. Çünkü bu işleri Romanlar ve Doğu’dan gelenler yapıyor. Bu yoksulluk hepsinin ortak yaşadığı mağduriyet. Romanların diğer gruplardan farklı olarak haklarına erişime dair farkındalıkları yok. Mesela bir yerde zabıta ceza yazdığında, bu cezaya itiraz edip onu erteleyecek mekanizması da yok. Çoğunluğunun öyle bir bilinci de yok. Bu dönemde en çok kadınlar mağdur oldu. Çünkü bu işleri kadınlar yaptı. Romanlarda işe gidiş yaşı 13 ile 20 yaş  arası... 18 yaşına kadar olanlara sokağa çıkma yasağı gelince en fazla şiddete onlar maruz kalıyor. Çünkü onlar gizli gizli çalışmak zorunda. Eve ekmek getirme zorunluluğu var onların. Kadınlar çok mağdur oldu. Çünkü günlük kağıt toplayan, temizliğe giden, hurda toplayan yine kadınlar. Dolayısıyla kovid şiddetinden en çok etkilenen grup onlar."

Arus’un aktardığına göre Roman çocuklar bu dönemde eğitimden koptu. Bu kopuş beraberinde erken evlilikleri getiriyor. Bunun çok ciddi bir sorun olduğunu ifade eden Arus, “Diğer taraftan eğitimden kopuş söz konusu. Bugüne kadar Roman çocukların yüzde 60’ı eğitime erişebiliyordu. Şimdiki eğitime erişim oranı ise yüzde 15. Romanlarda erken evlilik yaygın ve okulla kısmi bir şekilde erken evliliğin önüne geçilmişti. Yani eğitimle erken evliliğin önü biraz kapatılmıştı. Ama şimdi eğitimden kopuşla, özellikle kız çocukları için erken evliliğin önü açıldı. 34 bölgede çalıştık. Bu bölgelerden gelen ortak veriler, özellikle kız çocukları için erken evliliğin önünün açıldığını söylüyor. Bu çok ciddi bir sorun. Özellikle kız çocukları için çok ciddi bir sorun. Dolayısıyla bir an önce bu çocukları, STK ve EBA merkezleri aracılığıyla eğitime eriştirmek zorundayız” diyerek sözlerini bitiriyor. 

Avrupa Birliği’ne Roman çocuklarının eğitim hayatı üzerine bir proje hazırlayan Güliz Vural ise Türkiye’deki Roman ailelerin, bir taraftan yoksullukla mücadele ederken diğer yandan çocuklarının eğitimden kopuşunun acı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldıklarını belirtiyor.  Uzaktan eğitimle, özellikle Romanlar gibi yoksul kesimlerin eğitim alanında yaşanılan eşitsizliğin daha da artığını vurguluyor.  Vural, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'nün (OECD) hazırladığı raporun verilerini  hatırlatarak çocukların neredeyse %25’lik diliminin pandemi sürecinde eğitim alamadığını söylüyor. 

Hiçbir çocuğun eğitim hakkından mahrum bırakılmaması gerektiğini kaydeden Vural sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Sahada ailelerle yaptığımız görüşmelerde, evlerde kimsenin ‘uzaktan eğitim’ alabilecek donanıma sahip olmadıklarını gördük. Evde bir akıllı telefon varsa, baba onu sabah işe giderken götürüyordu. Bazı evlerde tüplü televizyon olduğu için EBA’ya erişemiyorlardı. İnternet ise kimsenin evinde yoktu! Hepsinin ortak amacı çocuklarının herhangi bir engele maruz kalmadan eğitim almasıydı! Milli Eğitim Bakanlığı’nın, hiçbir teknik altyapıyı oluşturmadan uzaktan eğitime geçmesiyle anladık ki aslında sosyoekonomik durumu iyi olmayan öğrenciyi kaderine terk ediyordu! Devletin yarattığı boşluğu sivil toplum kuruluşları dolduruyor maalesef... Özellikle Derin Yoksulluk Ağı sahada bir çok çalışma yaparak çocuklara tablet dağıtıyor. Uzaktan eğitimde fırsat eşitliği ilkesi unutulmamalı, tüm çocukların eğitime ulaşabileceği yeterli koşullar yaratılmalıdır.”


© Ahval Türkçe