Dilek Gül
Ara 15 2017

'ABD’de Zarrab değil, Türkiye yargılanıyor'

 
Ekonomist Atilla Yeşilada Reza Zarrab davasından, Türkiye’de önü kesilemeyen döviz kuru artışı, siyasi gerilim, ekonomik sıkıntılar ve erken seçim öngörülerine kadar pek çok başlığı Ahval için değerlendirdi.

Bankacılık sisteminde sahtekârlık yapmak, kara para aklamak, ABD Hazine Bakanlığını dolandırmak için kumpas kurmak, Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası’nı delmek için kumpas kurmak…

Türkiye, günlerdir gözünü kulağını Reza Zarrab’a çevirdi. Hükümet kanadından Zarrab’ın iddiaları siyasi açıdan ‘yok’hükmünde sayılsa da ekonomik açıdan aynı bağlayıcılık söz konusu mu? ABD’deki bu dava süreci Türkiye siyaseti ve ekonomisini nereye götürür?  

Gündemi Ahval’e değerlendiren ekonomist Atilla Yeşilada; "ABD’de yaşanan bu davada kişiler değil, Türkiye yargılanıyor, o nedenle Türkiye’nin bunu küçük bir hadise olarak görüp, şu bankaya ceza gelirse öder kurtuluruz demesi Türkiye’nin çok daha büyük bir bela ile karşı karşıya kalması demektir. Bu yüzden acil önlem planları şart" diye konuştu.

 

Atilla yeşilada röportajı

 

Türkiye aleyhinde yaptırımların çıkarılabileceğini söyleyen ekonomist Atilla Yeşilada şöyle devam etti:

"Birçok şirketimizin ve bankamızın işlem yapması yasaklanabilir. Bu gibi olasılıklara karşı vizyonu olan bir devlet buna hazırlıklı olur, biz hazırlanmıyoruz.

Bu işin siyasi ayağı da oldukça önemlidir. Çünkü bir noktadan sonra bu iş yargıdan çıkıp, siyasete intikal edecektir. Ama görüyoruz ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan daha dava esnasında yüksek sesle bağırıp, meydan okuyarak siyasi pazarlık koşullarını güçleştiriyor. Gittiği her yerde ABD yargı sistemini ve devletini Türkiye’ye karşı komplo kurma iddiası ile suçluyor."

Jürili davaları Rus ruletine benzeten Atilla Yeşilada, bu davada Zarrab’a beraat bile çıkabileceğine dikkat çekerken aynı zamanda Türkiye’ye karşı yeni davaların da kapı da olduğunu söyledi.

Yeşilada bir yandan bu gelişmeler yaşanırken, bir yandan da Türkiye’nin yeniden sırtını Avrupa Birliği’ne yaslamaya çalıştığını söyledi. 

Ekonomist Yeşilada, bunun karşılığında da AB’nin OHAL’in kaldırılması, anti-terör yasasının gevşetilmesi gibi talepleri olacağına dikkat çekti.  

Türkiye’nin bir başka yol haritasının da erken seçim olduğunun altını çizen ekonomist Yeşilada, "Bir beş yıl daha halktan destek almak için hükümetin bütün dünya bize düşman söylemini devam ettirip çok popülist bir kampanya ile erken seçime gitmesi gerekir. Bu ekonomik çıkmaz içinde halktan bu desteği alır mı bilemem" dedi.

Yeşilada, siyasi kutuplaşma, dış dünyayla kavga ve ekonomide biriken sıkıntılarla Kasım 2019’a kadar gitmenin zor olduğu görüşünde. 

 

atilla yeşilada

 

Ancak yapılacak bir erken seçim de Türkiye için pek hayırlı olmayacak diyor: 

Büyük belirsizliklerle, kimin kazanacağı belli olmayan bir seçime giderken ekonomi tamamen durur. Önümüzdeki seçim bir hayli çekişmeli olacağı için ekonomideki belirsizlik uzayacaktır. 

Yabancı para geri çekilir, Türkiye’de çok ciddi çalkantılar olur. Sonucu belli olan bir seçimde ekonomideki belirsizlik çok fazla olmaz. 

Özel banka ve devlet bankaları sağlam, o nedenle bir daha 2001 krizi olmaz ama işsizlik artar, döviz kuru ve faizler yükselir, kredi verilmez, halk ev, araba alamaz. Alışveriş merkezleri boş kalır. Dünya hızla değişiyor biz buraya kadar bedava kredi ile büyüdük. 
Yabancılardan aldığımız paraları gökdelenlere gömdük.

Şimdi artık kredi faizleri yükseliyor, kredi olmadan yaşayamayan bir ülkeyiz bu yüksek kredi faizlerini nasıl ödeyeceğiz? 

Türkiye pahalı kredi ile fabrika, gökdelen yapmayı, 36 taksitle nasıl araba alacak?  Hükümet bugünlerin hep devam edeceğini düşünüyor, hala Türkiye’yi %8 büyütmek niyetinde. Bu haliyle işler yürümez. Dolayısıyla hükümetin bu ortamda 2019’a kadar süreceğini düşünmüyorum.

Gezi’den bu yana hem ekonomik hem de siyasi açıdan geriledik diyen ekonomist Atilla Yeşilada, son olarak şu tespiti yaptı:

"2013 yılından bu yana fakirleşiyoruz, gıda ve benzin fiyatları artıkça artıyor. Enflasyon % 13’ü zorluyor. İktidar ya da hakim güç neyse toplumun taleplerine cevap vermek zorunda. 
Bu dışlayıcı ve aşağılayıcı siyaset anlayışı değişmeli. Toplum barış, refah istikrar ve huzur istiyor. Bunu kim yapacaksa belli ki önümüzdeki dönem o başa gelecek."