Mar 04 2018

Akhanlı: Askeri dönemde bile bir hukuk ve işleyiş vardı

19 Ağustos 2017'de tatil için gittiği İspanya'da Türkiye'nin Interpol nezdinde çıkarttığı kırmızı bültenle gözaltına alınan Türk kökenli Alman yazar Doğan Akhanlı, pasaportuna el konduğu için bir süre İspanya'da kaldıktan sonra Almanya'ya döndü. Akhanlı, Almanya'ya dönüşünde kendisine yönelik tehdit nedeniyle polis korumasına alındı.

2010 yılında hakkında verilen beraat kararı 2013 yılında bozulan ve savcılığın "ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası" ile tekrar yargılama talebinde bulunulan Akhanlı, İspanya'da geçirmek zorunda kaldığı sürede kaleme aldığı son kitabı "Granada’da Tutuklanma: Türkiye faşizme doğru mu gidiyor?"a ilişkin Deutsche Welle Türkçe’ye konuştu.

Kendi biyografisinden hareketle Türkiye, İspanya ve Almanya ile ilgili duygu ve düşüncelerini aktardığı kitabın motivasyonunu her üç ülke ile duygusal, politik ilişkisi olan, yakınlığı olan bir insanın paylaşımları olarak nitelendiriyor Akhanlı.

‘’Türkiye'ye beni sıkı bir biçimde bağlayan şeyler var. Orada çok önem verdiğim doğduğum bir yer var, orada geçirdiğim çok önem verdiğim bir çocukluğum var, çok önem verdiğim insanlar var. Öte yandan o ülkede çok fazla yaralanmışlıklarım da oldu. Bu yaralanmaların nedeni de aslında devlet kaynaklı keyfi  şiddetti ve bu istisnai bir şiddet değildi. İstisnai olmadığı için de incelenmesi gereken bir olguydu,’’ değerlendirmesinde bulunan Akhanlı, kitapta devlet şiddetinin sürekli olduğunu iddia ettiğini ve bunun sadece kendisini hedef almadığını, yüzyıllardan bu yana çok farklı grupları hedef aldığını söylüyor. 

Akhanlı, Türkiye toplumunun hem mağdurlardan oluşan hem de aslında aynı zamanda faillerden oluşan bir toplum olduğunu paylaştığını anlatıyor.

Akhanlı’ya göre Türkiye'nin temel sorunu devlet şiddetinin sürekliliği ve vatandaş-devlet ilişkisinin aslında korku üzerine oturmuş olması. Akhanlı bu durumu şöyle anlatıyor:

‘’Ortada bir güven ilişkisinden çok korku ilişkisi vardır. Türkiye’de vatandaşların sürekli devlete ilanı aşk etmeleri yani devletini vatanını ne kadar çok sevdiğini sürekli tekrar etmelerinin nedeni esasında devletten duydukları korkudur. Her gün kocasına seni seviyorum deyip de kendisini korumaya çalışan, şiddet mağduru bir kadın gibidir bütün vatandaşların içinde bulunduğu durum. Bu yüzden de sürekli vatanımızı milletimizi devletimizi ne kadar çok sevdiğimizi söyleriz.’’

Türkiye'de farklı dönemlerde tutuklanan birisi olarak askeri dönemin hukukun resmen rafa kaldırıldığı bir dönem olduğunu ama yine de o dönemde bir hukuk ve işleyiş olduğunu anlatan Akhanlı, ‘’işkence dışında, özel olarak da uyduruk suçlar yaratılması gibi bir şey duymadım o dönemde. Mesela şu anda Ahmet Şık’ın başına geldiği gibi ya da Ahmet Altan'ın başına geldiği gibi... Darbecilik suçu üretildi ve hapse gönderildi insanlar,’’ ifadelerini kullandı.

Bütün Cumhuriyet tarihi döneminde yazarlar gazeteciler hapse girdiklerini hatırlatan Akhanlı, ömür boyu cezaevine yollanan gazetecinin Türkiye için bir ilk olduğunu paylaşıyor.

Kitabını yazmaya Madrid'de tutuklandığınızda başlayan Akhanlı,  hafif bir öfkesi olduğu için tempolu yazabildiğini paylaşıyor. ‘’Okuyanlardan birisi sanki koşarak yazmışsın gibi bir saptamada bulundu,’’ diyen Akhanlı, kitabı yazmak için 40 gün zamanı olduğunu paylaşıyor. ‘’Ömrüm boyunca yaşadığım tüm tutuklamaları birinci bölümde, tüm serbest bırakılmalarımı ikinci bölümde ve geri dönüşlerimi de üçüncü bölümde anlattım,’’ diyen Akhanlı, ‘’başıma gelmiş olanları birinin üzerinden anlatsam, onu dramatize etme hakkım var ya da gülünç anlatma hakkım var,’’ ifadesin kullanıyor.

‘’Okuyucuyu da işkencede olmuş bitmiş şiddetle uğraştırmak istemedim. Sadece böyle bir olguyla yüz yüze kalmış birisi olduğumu ifade etmek ve oradaki genel atmosferi vermekle yetindim,’’ diyen yazar doğrudan şiddeti anlattığı yerlerde mümkün olduğunca minimalist davrandığını paylaşıyor.

Akhanlı’nın başvurduğu tarzla okuyucular hem neşeli bölümleri, hem de duygusal bölümleri hem de siyasi bölümleri olan bir kitapla karşı karşıya.

Yazar, çalışmasını şöyle değerlendiriyor:

‘’Ne akıl veren, ne aşırı dramatize eden, ne de güldüren bir kitap. Bu üçünün bir sentezidir. Ama şöyle bir iddiam var, kitabın siyasi tahlilleri, vadettiği ümitler hatalı olabilir ama mümkün olduğunca içten bir kitap yazmaya çalıştım. Yani neysem onu yansıtmaya çalıştım hem politik olarak hem de insan olarak.’’