Venizelos’tan 86 yıl sonra ilk: Çipras Heybeliada Ruhban Okulu’na gidiyor

ABD ve AB’nin son yıllarda yeniden ve “özel statüde” açılması için Türkiye üzerinde baskılarını yoğunlaştırdıkları Fener Run Patrikhanesi’ne bağlı Heybeliada Ruhban Okulu, 1933’ten bu yana ilk kez bir Yunan Başbakanı tarafından ziyaret edilecek.

5 Şubat’ta Ankara’yı ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelecek olan Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, 6 Şubat Çarşamba günü ise İstanbul’a geçerek Heybeliada’da Fener Rum Patrikhanesi Patriği Bartholomeos ile bir araya gelecek ve düzenlenecek dini ayine katılacak.

Çipras’ın ziyareti nedeniyle bir açıklama yapan Patrik Bartholomeos buluşmanın “haksız yere kapatılışının üzerinden neredeyse yarım asır geçen” Heybeliada Ruhban Okulu’nda gerçekleşeceğini vurgulayarak şunları söyledi:

“Bu ayın en sevindirici olaylarından bir tanesi, Heybeliada Ruhban Okulu’nda Ag.Triada Manastırı’nın kurucusu İstanbul Patriği Kutsal Fotios’u anacağımız gün, Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras bizi ziyaret edecektir.  Çipras Salı günü, Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Sayın Erdoğan’ın resmi davetlisi olarak Ankara’da hazır bulunacak.

Çarşamba günü Heybeliada’da bir arada olacağımız Başbakan Çipras ile ortak sorunlarımızı görüşeceğiz, Kutsal Fotios için yapılacak törenlere katılacak ve umuyoruz ki Yunan Başbakanının bu ziyareti Yunanistan ile Türkiye ilişkilerinin her iki tarafın iyiliği için gelişmesine kararlı bir şekilde katkı sağlayacaktır.  

Haksız yere kapatılışının üzerinden neredeyse yarım asır geçen Heybeliada Ruhban Okulu’nunun yeniden faaliyete geçmesini ne kadar istediğimizi ve ne kadar ihtiyacımız olduğunu herkes biliyor.”

Çipras-Bartholomeos buluşmasının patrikhanede değil de Heybeliada Ruhban Okulu’nda gerçekleşmesi siyasi-dini ve diplomatik açıdan dünyaya simgesel bir mesaj olarak değerlendiriliyor.

Ortodoks din adamı yetiştiren okul, 9. yüzyılda yaptırılan Heybeliada’daki Ayia Triada Manastırı bünyesinde, Patrik 4. Germanos tarafından 1 Ekim 1844’de Heybeliada Ruhban Okulu olarak açıldı.

Ruhban okulunun yurt dışından yabancı uyruklu öğrenci kabul etmesi 1939’da “yasadışı casusluk ve Türkiye aleyhine faaliyetler” gerekçesiyle yasaklandı.

Heybeliada Ortodoks Ruhban Okulu’nun kuruluş amacı, Türkiye’de ve patrikhanenin dini otorite alanındaki yurt dışındaki Ortodoks kiliselerine din adamı yetiştirmekti.

Ancak mezunların hepsinin din adamı olması yönünde bir mecburiyette yoktu. Nitekim mezunları arasından öğretmenler, akademisyenler, hekim ve mühendisler, diş hekimleri de yetişti.

1971 yılında Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılana kadar Yüksek Ortodoks Teoloji Okulu adıyla faaliyet gösterdiği 127 yılda 948 mezun mezun verdi. Heybeliada Ruhban Okulu mezunlarından 12’si sonradan İstanbul Ortodoks Patriği oldu, ikisi İskenderiye Patriği, üçü Antakya Patriği, dördü Otosefal (bağımsız/otonom) Atina Başpiskoposu, biri ise Otosefal Arnavutluk Başpiskoposu seçildi.

1960 askeri darbesi ile iktidardan uzaklaştırılan Demokrat Parti’nin (DP) seçim vaatlerinden birisi Heybeliada Ruhban Okulu’na “özel statü” verilmesiydi. Nitekim seçimi kazanır kazanmaz ilk icraatlarından birisi bu oldu ve ardından yabancı öğrenci kabul etme konusunda 1939 yılında getirilen yasak da kaldırıldı.

1964’te “ulusal güvenlik” gerekçesiyle yeniden yasaklanana kadar DP iktidarı dönemi boyunca Heybeliada’ya yurt dışından yatılı yabancı öğrenci kabul edildi.

1971’de Anayasa Mahkemesi tarafından bütün özel yükseköğretim kurumlarının bir devlet üniversitesine bağlanması kararlaştırıldı. Heybeliada Ruhban Okulu da ‘özel yüksekokul’ statüsünde değerlendirildi. Okulun varlığını sürdürebilmesinin ancak Türk üniversitelerinden birisine veya bir ilahiyat fakültesine bağlanarak mümkün olabileceği belirtildi. Patrikhane’nin, okulun Türk üniversitelerine bağlanmasını istememesi üzerine, Heybeliada Ruhban Okulu kapatıldı.

Patrikhane, okulun ruhani Ortodoks papaz yetiştirmek üzere yatılı bir okul olarak kurulduğunu, herhangi bir üniversiteye bağlı normal bir tedrisatta, okulda sadece Ortodoks teolojisi verilemeyeceğini savunuyor. Patrikhane, bu gerekçelerle hiçbir üniversiteye bağlı olmadan okulun MEB denetiminde açılmasını ve okula yabancı öğretmen-öğrenci alınmasına da izin verilmesini istiyor.

Ancak bu konuda Anayasanın 130 ve 132’inci maddeleri özel üniversitelerin ancak MEB ve YÖK denetiminde “kanunla” kurulabileceğini, “özel statüde” eğitim kurumlarının ise yalnızca TSK ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından açılabileceğini öngörüyor.

Diğer yandan Lozan anlaşmasıyla statüsü belirlenen Patrikhane’ye böyle bir olanak sağlanması, din adamı yetiştirecek özel statülü okul açılmasına izin verilmesi halinde, bunun Ermeni, Musevi, Süryaniler için de emsal olabileceği, ayrıca Müslüman dini cemaatlerin de kendi okullarını açarak imam yetiştirmek isteyebilecekleri belirtilerek karşı çıkılıyor.

Ayrıca “Tevhid-i Tedrisat/Eğitimin Birliği” yasası uyarınca, din eğitiminin anayasanın “laiklik ve eşitlik” ilkeleri uyarınca, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) denetim ve gözetiminde ve devlet tarafından verilmesine atıfta bulunuluyor.

Geçmişte de ABD’nin küresel gücünü artırmak için çabaladığı Fener Patrikhanesi’ne ABD Başkanı Truman’ın talebiyle ABD ve Güney Amerika Patriği Athenogoras’ın getirilmesinin istenmesi üzerine, Lozan anlaşması çerçevesinde patriğin TC vatandaşı olması ilkesi doğrultusunda, Athenogoras bir gecede Bakanlar Kurulu kararıyla TC vatandaşı yapıldı.

Mevcut patrik Maksimos V. İstifa ettirildi ve Athenogoras, Başkan Truman’ın özel uçağı ile ABD resmi Beyaz Saray heyeti eşliğinde İstanbul’a gelerek, 1 Kasım 1948’de düzenlenen dini törenle Patrik yapıldı.

Ardından da DP iktidarında ABD destekli olarak patrikhanenin özel statü, yabancı öğrenci talepleri birer birer uygulamaya konuldu.

Patrikhanenin ve yönetim-etkinlik yetkisi altındaki Ortodoks kiliselerinin din adamı ihtiyacının karşılanmasının elzem olduğunu, bu nedenle Ruhban Okulu’nun açılmasının gerekliliğini savunan Fener Patrikhanesi’nin ve Patrik Bartholomeos’un talebi, ABD ve AB’den ciddi destek görüyor.

AB daha önce Türkiye’nin tam üyelik müzakereleri çerçevesinde Ruhban okulunun açılmasını, “inanç özgürlüğü” kriterine bağlamıştı. ABD Başkanları ve Dışişleri bakanları da gerek Clinton gerekse Obama dönemlerinde Ruhban Okulu için Türkiye’ye baskıcı oldular.

Obama, 2009’daki Türkiye ziyaretinde Heybeliada’yı ziyaret ederek Ruhban okulunun açılmasını bizzat gündeme getirmişti.

AKP iktidarı döneminde, Heybeliada’nın faaliyete geçmesi için girişimler gündeme alındı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in “Bana kalsa Ruhban okulunu 24 saatte açarım” açıklaması iktidar medyasının manşetlerine taşınırken, dönemin Başbakanı Erdoğan da ruhban okulunun açılması için çalışma yapılması, formül bulunması yönünde hükümete birkaç kez talimat verdi.

O dönemde Dışişleri Bakanı olan 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de bu yönde yoğun çaba harcadı. Ancak denenen çeşitli formüllerden sonuç alınamadı, anayasa değişikliği de gerçekleşemedi.

Fener Patrikhanesi’nin resmi web sayfasındaki bilgilere göre, patriğin dini otorite yetki alanı, İstanbul ve İstanbul dışında Antakya’daki kiliselerin yanı sıra, Yunanistan’da çeşitli şehir ve adalardaki kilise ve manastırlarla birlikte, Amerika'da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başepiskoposluğu, Kanada Metropolitliği, Panama Metropolitliği, Buenos Aires Metropolitliği’ni, Avrupa'da İngiltere Başepiskoposluğu, Fransa Metropolitliği, Almanya Metropolitliği, İsveç ve İskandinavya Metropolitliği, Benelüks Metropolitliği, İsviçre Metropolitliği, Avusturya Metropolitliği, İtalya Metropolitliği’ni, Uzakdoğu'da ise Avusturalya Başepiskoposluğu, Yeni Zelanda Metropolitliği, Hong Kong Metropolitliği’ni kapsıyor.

Son olarak Rusya Ortodoks kilisesiyle karşı karşıya gelen Fener Rum Patriği Bartholomeos, Ukrayna kilisesinin Rusya kilisesinden otosefalliğini (otonomi) onaylayarak, iki ülke kiliseleri arasında siyasi krize neden olmuştu.

Ortodoks kiliselerinin, Vatikan’ın Katolikler için tüm dünyadaki otoritesi gibi tüm Ortodokslar üzerinde bir otoritesinin olmadığını, bölgesel ya da ülkesel otosefalliğin söz konusu olduğunu belirten Maltepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Prof. Hasan Ünal, İstanbul patrikhanesinin özellikle 1. Dünya savaşı sırasında ve sonrasında Türkiye’den ayrılarak ABD ve Avrupa ülkelerine yerleşen Türkiye kökenli Rum Ortodokslar üzerindeki etkisinin sürdüğünü, bu cemaatten büyük siyasi destek gördüğünü söyledi:

“ABD ve Avrupa’ya yerleşen Ortodoks Rumlar, hâlâ Fener Ortodoks Kilisesi’ne bağlılar. ABD’deki Rum lobisi, güçlü lobiler arasında ve Fener patrikhanesi bu etkinliğini, ABD ve Avrupa hükümetleri nezdinde bir siyasi güç olarak değerlendiriyor. ABD ve AB o nedenle patrikhanenin arkasında ve gerek ruhban okulunun açılması gerekse patrikhanenin küresel etkinliğinin desteklenmesi yönünde katkı veriyorlar. Ortodoks kiliseleri daha çok devletle iç içe, siyasetin içinde ayrıca milliyetçiliği öne çıkartan bir yapıdalar.

Balkan ülkelerinin, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Sırbistan vb. ülkelerin Osmanlı’ya karşı milliyetçi ayaklanmalarında, ayrılmalarında bu ülkelerin Ortodoks kiliseleri çok önemli rol oynadı. Siyasi ve ruhani nüfuz, Ortodoks kiliselerinin en önemli niteliklerinden birisi. Balkanlardaki, doğu Avrupa’daki pek çok ülkenin bugün milletleşmesinin temelinde, Ortodoks kiliselerinin bu yöndeki milliyetçi siyasi çizgilerinin sağladığı etkinlik ve hizmet vardır.”

Dünyadaki 300 milyondan fazla Ortodoks için Vatikan tarzı tek bir kiliseye ve dini otoriteye bağlılığın olmadığını, otosefalliğin Ortodoksluğun en belirgin özelliği olduğunu kaydeden Prof. Ünal şu değerlendirmede bulundu:

“ABD ve AB’nin yaklaşımı Fener Rum Patrikhanesini Vatikanlaştırma, güçlendirme yönünde. Patrik’e ABD’de veya diğer gittiği yerlerde devlet başkanı protokolü uygulanması vs. bunun göstergesi. Ancak Çipras’ın ziyaretinde bence hükümet öncelikle bu tür taleplere karşı, Doğu Akdeniz’de Rum ve Yunanlıların, İsrail-Mısır ile birlikte Türkiye’ye karşı oluşturduğu ittifakı gündeme getirmek isteyecektir.

Enerji hatlarında, Türkiye’nin çok avantajlı bir seçenek olmasına karşın,  Türkiye karşıtı bir ittifak ile Türkiye’yi dışlamaya çalışıyorlar. FETÖ konusu görüşmede masaya getirilebilir. FETÖ’cülerin iadesi istenebilir. Çünkü en çok iltica Yunanistan’da. Ancak ben bir sonuç alınabileceğini sanmıyorum. Bugüne kadar Yunan yargısı iade taleplerini hep reddetti, iltica taleplerini kabul etti. Hükümet öncelikle kendi dış politikasını gözden geçirmek, Mısır’la diyalog başlatmak, Yunanistan ile işbirliği konularını öne çıkartmak, Ege’de, Kıbrıs’taki sorunları masaya yatırmak durumunda.

İsrail ile ilişkilerde de diyalog aranmalı. Düşünün, hükümet Filistinlileri kolladığını sanıyor, Kudüs için yoğun çaba harcıyor ama MENA6 zirvesine İsrail-Filistin birlikte katılıyor. Çünkü bulunan doğal gaz rezervleri nedeniyle, Gazze karasularından ötürü Filistin de hak sahibi, İsrail ile işbirliği yapmak, masada olmak durumunda.

Türkiye bu konularda dış politikasını, bölge ilişkilerini gözden geçirmek zorunda. Çipras’ın ziyareti bu açıdan fırsat olabilir. Heybeliada ziyareti de simgesel bir mesajdır. ABD ve AB’nin bu yöndeki baskıları sürecektir. Ülkeyi yönetenlerin bu konuda çok dikkatli ve uyanık olmaları gerekli.”

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar