S-400'ün gölgesinde Kıbrıs'ta sıcak gelişmeler: ABD'den hamle, Akıncı'nın önerisine ret

Rusya yapımı S-400 hava savunma sisteminin Türkiye'ye teslimatı ile birlikte ABD'nin aylardır tehdit hâline getirdiği yaptırım adımlarının ne olacağı merak konusu olurken Kıbrıs'ta yaşanan krizde de bölgenin ateşini yükseltecek gelişmeler yaşanıyor.

Henüz Türkiye'ye yönelik yaptırım yönünde bir adım atmayan ABD, S-400'lere karşılık olabilecek ilk adımı attı.

Washington, 32 yıldır Kıbrıs Cumhuriyeti'ne uygulanan silah ambargosu kaldırdı. 

Gazete Duvar'ın aktardığına göre ABD Temsilciler Meclisi, Kıbrıs'a uygulanan silah ambargosunun kaldırılmasını düzenleyen yasayı kabul etti.

Demokrat Parti Milletvekili David Cicilline tarafından ABD Temsilciler Meclisi’ne sunulan yasal düzenleme, ABD Başkanı Donald Trump’ın imzasına kaldı...

Öte yandan Kıbrıs'ta Mustafa Akıncı'nın, Nikos Anastasiadis'e Akdeniz'deki hidrokarbonun kullanımı ile ilgili sunduğu öneri ve ortak çalışan bir komite teklifi reddedildi.

Kıbrıs basınında yer alan habere göre Anastasiadis yönetimi, Akıncı’nın önerisini "ısıtılarak yeniden masaya konulan bir yemek" olarak niteledi.

Akıncı yönetiminden yapılan yazılı açıklamaya göre, öneriyi Anastasiadis'in önceden incelemesine ve iki liderin baş başa görüşmelerinde birlikte değerlendirebilmelerine olanak sağlamak amacıyla, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs İyi Niyet Misyonu'nda koordinatörlük görevi yapan Sergiy Illarionov aracılığıyla cumartesi günü iletti.

Akıncı'nın yeni önerisi, hidrokarbon konusunun bir gerginlik ve çatışma alanı olmaktan çıkarılıp verimli bir iş birliği alanına dönüştürülmesini amaçlıyor.

 

Öneri iki toplumdan eşit sayıda üyenin katılımıyla oluşacak komitenin BM gözetiminde olmasını, ayrıca Avrupa Birliği'nin (AB) de gözlemci olarak yer almasını içeriyor. Ortak komitenin yapısı, hedefleri ve çalışma yöntemini belirleyen öneri, ayrıca bir fon oluşturulmasını ve fondan nasıl yararlanılacağı gibi detayları da kapsıyor.

Türkiye Dışişleri de Akıncı'nın önerisine "tam destek" açıklaması yapmıştı.

ABD Senatosu ile ABD Temsilciler Meclisi’nde onaylanan ambargonun iptalini öneren yasa ise, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne belli ön koşullar çerçevesinde silah ambargosunun kaldırılmasını öngörüyor. Yasaya göre; Kıbrıs Cumhuriyeti, Rusya’ya ait savaş gemilerinin limanlarını kullanmasına izin vermeyecek.

Kıbrıs Cumhuriyeti’ne silah ambargosunun kaldırılması yasa tasarısını, F-35 savaş uçaklarının Türkiye’ye teslimatına kısıtlama getiren önerinin sahibi Demokrat Partili Senatör Bob Menendez hazırlamıştı.

Son olarak Kıbrıs’a giderek Nikos Anastasiadis ile görüşen Menendez, Türkiye’nin sondaj çalışmalarıyla ilgili olarak da, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz bölgesindeki saldırgan tutumunu bundan böyle kabul etmeyeceğimizi açık şekilde ifade ettik” demişti.

Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ABD ambargosu, 1987’den beri uygulanıyordu. Ayrıca 1997’de Rusya ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan anlaşma sonrası S-300 füze sistemlerinin Kıbrıs’a yerleştirilmesi planı, sadece Türkiye değil, ABD ile de bunalıma yol açmış ve sonunda S-300 sistemleri Yunanistan’ın Girit adasında konuşlandırılarak aktive edilmemişti.

Kıbrıs Postası’nın 10 nisan 2019’daki haberinde, Menendez’in ambargoyu kaldıran tasarısının içinde Güney Kıbrıs’ın ‘Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde (MEB) yaptığı çalışmalara verilen destek verilmesinin yanı sıra, Türkiye’ye de S-400 uyarısının yapıldığı belirtiliyordu. Tasarı, ilk adımda, Güney Kıbrıs’a 2 milyon dolarlık ‘askeri eğitim’ yardımı verilmesini öngörüyordu.

Son dönemde Kıbrıs'taki başlıca krizin ana gövdesini Türkiye'nin doğalgaz arama faaliyetleri oluşturuyor.

 

Türkiye, önce Fatih, ardından Yavuz adındaki sondaj gemilerini Doğu Akdeniz'e gönderirken başta ABD olmak üzere Avrupa Birliği ve Rusya'nın da tepkisini çekiyor. Ülkeler peş peşe uyarılarını sıralarken Ankara'yı "Kıbrıs'ın egemenliğini ihlal etmekle" suçluyorlar.

Peki, Türkiye tarafı Kıbrıs’taki süreci hangi yöne götürüyor?

Amerika'nın Sesi'nden Yıldız Yazıcıoğlu'nun haberine göre, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki doğal kaynaklar tartışması çerçevesinde Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Kıbrıs İşleri Koordinatörlüğü kurulması kararı alması ve Türk tarafınca Rumlara ortak komite kurulması önerisi adada iki devletli çözüme doğru yeni adım olarak değerlendirililiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yayınlanan Kıbrıs İşleri Koordinatörlüğü oluşturulmasına yönündeki genelge, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konurken Türkiye ile Kıbrıs ilişkilerinin tüm yönleriyle uyumlu şekilde yürütülmesi için artık Cumhurbaşkanı Yardımcısı ya da bakan koordinasyondan sorumlu olacak.

KKTC’nin kalkınması için girişilecek çabalara katkıda bulunmak amacıyla Türkiye’den Kıbrıs'a yapılacak ekonomik, mali ve teknik yardımlar Kıbrıs İşleri Koordinatörlüğü’nde planlanacak.

Kıbrıs Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da, BM Kıbrıs Özel Temsilciliği aracılığıyla Anastasiadis’a hidrokarbon kaynaklar konusunda ortak bir komite kurulması yönünde yeni bir öneri sunarken ret cevabı gelmesi farklı gelişmelere yol açabilir.

21. Yüzyıl Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Gözde Kılıç Yaşın, Kıbrıs adasında artık iki devletli çözüm aranması gerektiği görüşünü savunanlardan.

Geçmişte başbakanlık söz konusuyken de Kıbrıs meselesinden sorumlu devlet bakanlığı bulunduğunu anımsatan Yaşın, özellikle ekonomi başlığı altındaki sorunlar için kamuda koordinasyon gerekliliği olduğunu belirterek, ancak şimdi Kıbrıs İşleri Koordinatörlü kurulmasını Doğu Akdeniz ile birlikte değerlendirmek gerektiğini ifade ediyor.

Türkiye’nin desteğiyle Akıncı’nın önerisiyle de bu yönde adım atıldığını işaret eden Yaşın, Kıbrıs'ta iki tarafın doğal kaynaklar için masaya oturması gerekeceğini ve bunun devamında iki devletli çözüm müzakeresine geçiş olabileceğini düşünüyor. Ancak Anastasiadis yönetiminin buna sıcak bakmaması şimdilik bu yönde bir gelişmeyi öngörmüyor.

 

Yaşın, Kıbrıs'ın yeni bir yola girdiğini savunuyor ve ekliyor:

"Kıbrıs asla bir daha eski günlerde olduğu gibi anılmayacak. Artık iki ayrı devletli formülün altının çizildiği bir dönemdeyiz.”

Doğu Akdeniz’deki krizi iki devletli çözüm için tetikleyici faktör olarak yorumlayan Yaşın, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Crans-Montana’da Türkiye’nin dayatılan pek çok konuda Türkiye’nin ılımlı davranmasına rağmen Rum lider Nikos Anastasiadis’ın masadan kalkması dikkat çekti. Yine Anastasiadis’in masadan kalkarken de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na “Ben Rumları bir kere daha Türklerle birlikte yaşamaya ikna edemem. Bizim toplumumuz buna hazır değil” dediği biliniyor. Bu çok önemli bir itiraf. Çünkü bugüne kadar hep Kıbrıs meselesi “Rumlar tarafından sürüncemede bırakılmıştı” diyerek o günden bugüne Kıbrıs için farklı bir yola girildiğini söyledi. Türkiye’nin o güne değin Avrupa Birliği (AB) baskısı nedeniyle adada federatif gibi çözümleri desteklediğini hatırlatan Yaşın, “O tarihten sonra Türkiye'de de bakış değişti. Ve aynı zamanda Doğu Akdeniz’de kriz zaten vardı. Ama Türkiye sadece kendi kıta sahanlığını korumakla yetiniyordu. Orada sondaj faaliyetine henüz başlamamıştı çünkü müzakere sürecine zarar vermek istemiyordu. Şimdi ise kompozisyon tamamıyla değişti.”

 

Türkiye’nin sondaj faaliyetlerini yürütmesi gerekçesiyle Kıbrıs’ta askeri güç kullanma noktasına gelinip gelinmeyeceğini de irdeleyen Yaşın, “Hiçbir taraf, hele ki uluslararası şirketler o noktaya gelinmesini istemez. Ama bundan sonra çok belli ki, işte bulunacak doğalgaz, petrol Türkiye üzerinden taşınacak teklifiyle Türkiye’nin Kıbrıs’ın bir şekilde Rumlaşmasına izin vermeyeceği çok açık. KKTC’nin de oradan gelecek gaz gelirine kanarak üniter bir Rum Devleti altında azınlık olmayı kabul etmeyeceği çok açık" görüşünü dile getiriyor.