Tem 21 2019

Bilkent Üniversitesi'den Çağlar Kurç'un analizi: Türkiye neden S-400 aldı?

Türkiye, ABD’nin yaptırım tehditlerine rağmen Rus yapımı S-400 hava savunma sisteminin teslimatını gerçekleştirerek krizi derinleştiren adımı attı.

NATO “derin kaygı” mesajı iletirken Pentagon, Türkiye’yi F-35 programından çıkardı. Washington’dan da yaptırım adımlarının gelmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Bilkent Üniversitesi’nde yarı zamanlı öğretim görevlisi olan Çağlar Kurç, siyasi krizin dışında “Türkiye neden S-400 aldı?” sorusuna cevap arayan bir analiz kaleme aldı.

Kurç, Daktilo 1984’te yayımlanan makalesinde, Türkiye’nin, Batı ittifakıyla hem politik hem de savunma sanayi ilişkilerini tehlikeye atacağını söylüyor ve ekliyor:

“Türkiye, S-400 alım kararını açıkladığı ilk andan itibaren birçok gözlemci bu sorunun cevabını vermeye çalıştı ve bu süreç uzun süre devam edeceğe benziyor. Çünkü, hükümet hiçbir zaman alımı anlamaya çalışanları tatmin edecek bir cevapla gelmedi. Aksine, cevap vermek bir yana, eleştirenleri ötekileştirme yoluna gitti.”

Hükümetin S-400 alımını üç temel noktaya dayandırdığını belirten akademisyen, Türkiye’nin bölgede artan balistik füze tehditlerine karşı acil olarak kendi yeteneklerini geliştirmek istemesi ve S-400 sisteminin piyasadaki en iyi sistem olması tezinin öne sürüldüğünü kaydediyor.

Kurç’a göre, bugün kesin olarak bilinen, teslimatı yapılan ilk S-400 sistemlerin doğrudan satış olduğu ve herhangi bir teknoloji transferi içermemesi…

“Modern tehditler karşından bu sistemin Türkiye’nin savunmasında sağlayacağı katkı çok düşüktür” diyen akademisyen, “Fakat, bu açık S-400 alımını tam olarak gerektirmiyor” görüşünü dile getiriyor.

S-400 sisteminin, birçok uzmanın da görüş birliğinde olduğu üzere, bir hava savunma sistemi olarak çok etkili olduğunu ifade eden Kurç, “Birçok uzmanın defalarca belirttiği üzere, bir ülkenin radar sistemine entegre olmayan hava savunma sisteminin verimliliği, hedef tespit ve takip kabiliyeti, önemli derecede düşmektedir. Gerek dünyanın yuvarlaklığından, gerekse de arazi arızalarından dolayı, radarların kör noktaları vardır. Entegrasyon, bu kör noktaların giderilmesi için gereklidir. Tam da bu nedenden dolayı, tek başına kullanılan S-400 sisteminin kabiliyetleri önemli derecede sınırlanmış olup, S-400’lerin kağıt üzerindeki performansını gerçekte görmek mümkün olmayacaktır. Kısacası, Türkiye’nin sistemine entegre olmayacak bir S-400, kabiliyetlerinden ve etkisinden önemli derecede feragat edecektir” ifadesini kullanıyor.

Çağlar Kurç, bu bilgileri sıraladıktan sonra, “Neden Türkiye’nin radar sistemine entegre olabilecek bir hava savunma sistemi alınmadı?” sorusunun hâlâ cevabının olmadığına vurgu yapıyor.

Hükümetin ise bu soru karşısında, “ABD Türkiye’nin defalarca istemesine rağmen Patriot sistemini satmadı ve Türkiye’yi S-400 almaya mecbur bıraktılar” savunması yaptığını hatırlatan akademisyen, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bununla birlikte, Türkiye’nin her zaman başka bir alternatifi daha vardı: Eurosam SAMP/T. Türkiye, T-LORAMIDS ihalesinde ikinci olarak belirlediği Eurosam SAMP-T sistemini alabilirdi. Hatta, Rusya’yla S-400 görüşmeleri devam ederken, diğer yandan da Eurosam’la müzakereler devam etmiş, bunun sonucunda ise 5 Ocak 2018’de Eurosam’la uzun menzilli hava ve füze savunma sisteminin gelişimi ve üretimi için çalışmalar yapmak üzere işbirliği anlaşması  imzalamıştır. Diğer bir ifadeyle, Türkiye’nin başka bir seçeneği daha vardı, fakat bu seçenek nedense değerlendirilmemiştir. Kısacası, Türkiye hiçbir zaman Rusya’dan hava savunma sistemi almak zorunda değildi.”

“Günün sonunda geldiğimiz noktada, hükümet tam olarak neden S-400 sistemini aldığını açıklamamıştır” diyen Kurç, “Kesin olarak bildiğimiz tek bir nokta var. S-400 kararı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin arasındaki görüşmelerin sonucu. Kısaca, şu anda sahip olduğumuz veriler ışında, aslında Türkiye’nin S-400 sistemini neden aldığını bilmiyoruz” yorumunu yapıyor.


Makalenin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.