Bu gürültüde S-400’ler unutulmasın sakın!

Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı’nın Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın bilgisi ve onayı dışında görevden alınması, Türkiye’de devlet kurum ve adabının çöktüğünün son göstergesi oldu. 

Cumhurbaşkanlığı sistemine kadar devletin iyi-kötü bir düzeni, bürokratik kuralları vardı, onlara riayet edilirdi. 
Yaycı’nın alınma şekli gösterdi ki Türkiye artık tamamen bir keyfiyet rejimidir, kural bir kişinin iki dudağı arasından çıkan sözdür.

Yaycı’nın sadece Avrasyacı bir komutan değil, aynı zamanda medyatik bir asker olduğu da ortaya çıktı. Özellikle köşe yazarlarıyla iyi ilişki içinde olduğu, düzenli haberleşip veya görüştüğü bir kısım Ulusalcı yazar tarafından ölümüne sahiplenildi kendisine. 

Görevden alınmasının devletin çökmesi anlamına geldiğini iddia eden bile oldu. Muhtemelen bu desteği kendisine Saray’da yeni bir pozisyon edinmek için kullanmaya çalışacaktır Yaycı… Becerir, beceremez o ayrı bir konu.

Hürriyet ve Sabah gibi yandaş medyanın daha büyük iki yayını olayla hiç ilgilenmedi, Avrasyacı Aydınlık Saray’dan, Odatv ise Yaycı’dan yana tavır aldı. Bu dönem ilginç bir yayın çizgisi izleyen Habertürk TV ise iki kesimin sözcülerine de yer vererek tartıştı konuyu. 

Hürriyet’in Avrasyacı çizgideki kalemi Nedim Şener işi en uca götürerek Yaycı’nın alınmasını da “FETÖ”ye bağladı ve Erdoğan’ın yine aldatıldığını ima etti:

“Tarihe: 22 Aralık 2019. Yer: Gölcük Tersane Komutanlığı. Yeni Tip Denizaltı Projesi’nin ilk denizaltısı Pirireis’i havuza çekme ve 5. gemisi Seydialireis’in ilk kaynak töreni...

Kürsüde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya ile yapılan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair mutabakata yönelik eleştirileri cevaplarken, muhtıranın Türkiye hukuku ve uluslararası hukukla çelişen yönünün bulunmadığını vurguluyordu.

Bu konudaki çalışmaların 10 yıl önceye dayandığını hatırlatıyor, ardından “Halen Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın kurmay başkanlığını yürüten Tümamiral Cihat Yaycı’nın bu konuda hazırladığı raporlar, haritalar, yazdığı makaleler ve kitaplar ortadadır” diyerek örnek veriyordu.” 

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nedim-sener/o-karara-dair-41519859

İktidara yakın ve mesafeli Avrasyacılar arasında bu noktadaki görüş farkı ve Saray medyasının konuyu kapatma isteği, işin büyütülmeyeceğinin göstergesi olabilir. Yaycı’nın geçmişte Cemaat’le bağı olduğu, Gülen’le ilişki içinde olduğu iddiaları da “becerikli bir komutan” ile karşı karşıya olduğumuzun göstergesi.

Yaycı’nın görevden alınması, Avrasyacı kesimin iddia ettiği gibi Türkiye’nin ne Ege’de ne de Libya’daki iddialarının sona erdiği anlamına gelmez. Bu bir devlet politikası, bir kişinin gitmesiyle değişmez…

Ancak, bu Avrasyacılarla ortak kurulan dış politikada kırılma veya belli revizyonlar olmayacağı anlamına gelmiyor. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Katar ile yapılan swap anlaşmasının 5 milyardan dolardan 15 milyar dolara çıkarılmasını tarihi bir başarı gibi sunma çabası, ithalatı neredeyse sıfırlama kararı ve Türkiye’nin ithalat bağımlısı bir ülke olduğunu 20 sene sonra fark etmesi… 

Tüm bunlar Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumu bütün çıplaklığıyla gösteriyor.

Katar’ın 15 milyar dolarlık swap hattı Türkiye’nin dişinin kovuğuna sığmaz. Ekonomisini toparlayabilmesi, kör-topal yoluna devam edebilmesi için Batı kaynağı lazım, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri’nin…

Erdoğan, Rusya ile yakınlaştığı dönemde Amerika Birleşik Devletleri’nin Trump dışındaki tüm kesimlerini karşısına aldı, başta da Kongre. Kongre’nin S-400 ve Suriye işgali sonrası çıkardığı yaptırım kararları şu anda askıda bekliyor. S-400’ler aktive edildiği an, Trump’ın bunun önünde durması mümkün değil. Hele kendi canına düşmüş bir Trump’ın…

Hatırlayın ki, Türkiye ekonomisi bu kadar kırılgan değilken bile Trump’ın bir tweeti kuru zıplatmış, ekonomik dengeleri alt üst etmişti… Ekonominin iflas noktasına geldiği bir noktada S-400’lerin aktive edilip Amerikan yaptırımlarına muhatap kalınması, resmen iflas anlamına gelecektir. Erdoğan bunu göze alamaz…

Erdoğan 20 Haziran 2019’da “S-400 konusu bizim için ve Rusya için bitmiş bir iştir. Öyle zannediyorum ki önümüzdeki ayın ilk 15 gününde teslimatlar başlayacak. Teslimatların başladığı andan itibaren nereye yerleştirileceği aynı şekilde TSK tarafından belirlenmiştir. Oralara yerleştirilmek suretiyle bu süreci devam ettireceğiz.” demişti. Bundan kısa bir süre sonra da “Nisan 2020 bu sistemler aktif olarak kullanmaya başlayabileceğiz” diye eklemişti.

Mayıs 2020 bitiyor ama Korona bahanesiyle S-400’ler aktive edilmiyor. Futbol liglerini başlatan, Suriye ve Irak’ta askeri operasyonlar yürüten Türkiye, ülke savunması için hayati olduğunu söylediği hava savunma sistemini devreye sokamıyor. Soksa bir türlü, sokmasa bir türlü..

Erdoğan elbette buradan da bir çıkış yolu bulabilir ama bu Avrasyacılar ve MHP’yi rahatsız etmeden olmaz gibi görünüyor. Ortalklıkta bir sıkıntı yaşanacaksa, burada yaşanacaktır muhtemelen...

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.