Türkiye'nin Suriye'de neden savaş uçağı kullanamayacağı ortaya çıktı

Rusya uzmanı Emre Erşen, hayli tartışılacak bir iddia ortaya attı ve Rusya'nın Suriye'ye yerleştirdiği S-400'ler nedeniyle, Türkiye'nin olası bir Suriye operasyonunda savaş uçaklarını Moskova'nın onayı olmadan kullanamayacağını söyledi.

Karar Gazetesi'ninin haberine göre, Erşen, "Burada Rusya’nın Suriye’ye yerleştirmiş olduğu S-400’ler sayesinde ülkenin hava sahasını da kontrol ettiğini özellikle belirtmek lazım. Yani Türkiye’nin olası bir askeri operasyonda savaş uçaklarını kullanması ancak Rusya’yla koordineli bir şekilde mümkün olabilir. Rusya ise mevcut durumda buna pek izin verecekmiş gibi görünmüyor. Bu son krizin Ankara ve Moskova arasında bu kadar ciddi bir gerginlik yaratmış olmasının temel nedeni bu" yorumunu yaptı.

Rusya'nın İdlib'deki hava bombardımanlarını ve bunun Türkiye'nin hilafına yapıldığı gerçekliğini de yorumlayan Erşen, şu ifadeleri kullandı:

"Eylül 2018’de Türkiye ve Rusya arasında varılan Soçi Mutabakatı, İdlib’de 15-20 kilometrelik bir silahlardan arındırılmış bölge kurulmasını ve terörist grupların – ki burada kastedilen IŞİD ve El Nusra’ydı – bir ay içinde bu bölgeden tamamen çekilmesini öngörüyordu. Ayrıca 2018 sonuna kadar Halep’i Lazkiye ve Şam’a bağlayan M4 ve M5 otoyollarının trafiğe açılması hedeflenmişti. Türkiye’nin bölgedeki gözlem noktaları da esasen bu süreç dâhilinde kuruldu.

Ancak sonradan yaşanan gelişmeler Soçi Mutabakatı’nın işleyişini adeta imkânsız hale getirdi. El Nusra’nın devamı olan Heyet Tahrir el-Şam örgütü İdlib’in neredeyse tamamının kontrolünü ele geçirdi. Rusya bu durumdan rahatsız olduğunu uzun zamandır açıkça ifade etmesine rağmen mutabakatın uygulanabilmesi için Türkiye’ye belli bir süre daha tanıdı. Fakat son gelişmelerden anladığımız kadarıyla artık bu mutabakatı tamamen geçersiz sayıyor ve bunun yerine sahada Esad rejimi lehine fiili bir askeri durum yaratmaya çalışıyor. Böylece Türkiye’yi bu yeni şartlar üzerinden yeni bir anlaşma yapmaya zorlamayı amaçlıyor."

Sahadaki cihatçı grupları ve oluşturdukları tehdidi de yorumlayan Erşen, şu yorumu yaptı:

"Türkiye, Rusya ve İran arasında Aralık 2016’da imzalanan ve meşhur Astana sürecini de başlatan “Moskova Deklarasyonu” bu konuya açıklık getiriyor. O belgede üç ülke açıkça isim vererek IŞİD ve El Nusra ile ortak mücadele edeceklerini taahhüt ettiler. El Nusra zaman içinde Heyet Tahrir el-Şam olarak bildiğimiz örgüte dönüştü. Bu örgüt de bugün aslında hem Türkiye, hem de Rusya tarafından terör örgütü olarak tanımlanıyor. Burada esas anlaşmazlık konusu Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü YPG’yi Rusya’nın terör örgütü olarak kabul etmemesi. Ancak YPG’nin İdlib’de önemli bir varlığı bulunmadığı için İdlib krizi dediğimizde esas olarak Heyet Tahrir el-Şam’ı kastediyoruz.

Öte yandan İdlib’de rejime karşı savaşan irili ufaklı pek çok başka cihatçı grup da var. Türkiye uzun zamandır ılımlı olarak tabir edilen grupları radikallerden ayırmaya çalışıyordu. Fakat bu bölgede ılımlı-radikal ayrımını yapabilmek oldukça güç. Ayrıca bu silahlı grupların İdlib’den çıkarıldıktan sonra nereye geçecekleri sorusu da önemli. Esad rejiminin İdlib’i ele geçirmesi durumunda bunların öncelikle Türkiye’nin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarıyla kontrol altına aldığı bölgelere geçmeleri beklenebilir. Ancak orta ve uzun vadede Türkiye’ye giriş yapmaya çalışırlarsa Türkiye için ciddi bir güvenlik riski yaratacaklardır. Rusya ise son dönemde cihatçı grupların Türkiye tarafından Libya’da savaşmaya gönderildiğini iddia ederek Ankara’ya karşı yeni ithamlarda bulunmaya başladı. Dolayısıyla bu meselenin Türkiye-Rusya ilişkileri açısından Suriye’nin de ötesine geçen yansımaları var."

Haberin tamamına buradan ulaşabilirsiniz