Kas 17 2017

'Suudi zorbalığı'nın ardında ARAMCO faktörü mü var?

 

Ortadoğu ve Körfez'de baş döndürücü gelişmeler yaşanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkan seçildikten sonra, Mayıs ayında ilk dış gezisini Suudi Arabistan'a gerçekleştirmesi ve Suudi Kral Selman Bin Abdülaziz ile bir küreye el koyarak poz vermesi daha sonra yaşanacakların habercisi olarak yorumlanmıştı bile. Yine de bölgenin dinamiklerini böylesine alt üst edecek bir değişim beklenmiyordu.

O günden bu yana Riyad rejimi, Yemen'e yönelik saldırılarını daha da arttırdı. Yemen'de açlıktan ölen çocukların görüntüleri dünya medyasına düştü. Her ne kadar İslam coğrafyası "Şii" Yemen'deki insani felaket ile pek ilgilenmese de. Trump ziyareti sırasında, bin Abdülaziz ile ABD tarihinin en büyük silah anlaşmasını' imzalamıştı.

Şaşırtan bir başka gelişme de Riyad'ın Katar'a karşı ekonomik abluka başlatması oldu. Çok sayıda Körfez ülkesinin de desteğini alan S. Arabistan; Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Yemen ve Libya ile Katar'a ambargo başlattı. Gerekçe ise İran ile yakın ilişkiler ve Katar'ın teröre verdiği sözde destek. 

Tam ortalık duruldu derken, bu kez Lübnan Başbakanı Saad Hariri istifa etti ve Riyad'a sığındı. Bu adımın da Suudi kaynaklı olduğu, İran'a ve Hizbullah'a karşı avantaj elde etme amacı taşıdığı gündeme geldi. Hariri halen Riyad'ta. 

Trump'ın ziyareti sırasında pek dikkat çekmeyen ancak çok önemli bir başka konu daha vardı. O da Suudi petrol devi Aramco'nun CEO'su Amin Nasser'ın 11 Amerikan şirketiyle 50 milyar dolarlık anlaşmalar imzalanacağını söylemesiydi.  Saudi Aramco dünyanın en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan'ın kamu petrol şirketi.

T24 yazarı Oğuz Demiralp de tam olarak bu noktaya işaret ediyor. Suudlara "Arap aleminin kralı benim" raconu kesme izni veriliyor çünkü ucunda Aramco'nun hisselerinin yüzde 5'ine sahip olma ihtimali var. Muhammed Bin Selman Haziran ayında veliaht prens ilan edildi. Selman Aramco'nun değerini 2 trilyon dolar olarak açıkladı ve bunun yüzde beşinin yabancı bir borsada halka arza edileceğini söyledi.

Demiralp ardından gelen süreci şöyle anlatıyor:

Borsa devleri davet develerini yollara saldılar. Trump efendi, New York’a gelirlerse çok mutlu olacaklarını tweetledi. Bir kaç saat sonra, damadının Suudi Arabistan’ı ziyaretinden de kısa bir süre sonra kutsal topraklarda temizlik harekâtı başladı. Ne tesadüf! Ne tesadüf!

Bilinen, görünen şey: Suudiler, rejimin içerden yıkılmayacağından artık daha emin olarak, İran’dan geldiğini düşündükleri varoluşsal tehditin kökünü kazımak gayretine giriştiler. İran’ın Suudi rejimine diş bilediği de, bölgede hiç rahat durmayacağı da bir gerçek. Ancak, daha büyük çaplı savaşlar çıkarsa, Lübnan modeli iyice çökerse, bölgede birlikte yaşamak daha da zor olmayacak mı? Suudiler İran ile silahlı çatışmayı göze alırlar mı, bilinmez, ama ABD ile İsrail’i İran ile çatışmaya sürüklemek, hiç değilse İran’ın gözünü korkutacak bir şeyler yapmaya itmek istedikleri belli. ABD Dışişlerinin Selman'ın cazibesine kapılmadığı görülüyor ama Trump gaza gelebilir. Orta Doğu’da daha büyük çatışma riski yok demek çok güç.