Esra Tüzün
Şub 26 2018

Aşırı tedavi salgını

‘Aşırı tedaviye’ karşı tıp dünyası ayaklanıyor. Doktorlar, hastalar ve hasta yakınlarının rant için pek çok müdahale karşı korunmanın yollarını arıyorlar.

Türk Yoğun Bakın Derneği “Özel hastaneler para için hastaları aylarca yoğun bakımda tutuyor” diye isyan ederken, babası ölmeden iki hastanede tutulan hasta yakını, “Babam elimi tuttu, evden silahımı getir kendimi vuracağım dedi.  Toprağa verdiğimiz gün acılarının dindiğini düşündüm” diyor.

Son nokta hastaları için Türkiye’de gerekli düzenlemenin bulunmaması büyük sorun yaratıyor. Özellikle tedavi şansı bulunmayan kanser hastaları için yapılan son müdahaleler hastalara da hasta yakınlarına da acılı günler yaşatıyor. Özel sağlık sigortası bulunması da bir güvence sayılmıyor, hatta hastalar için gereksiz müdahale olanaklarının artmasına neden oluyor.

On yıl önce Multiply Miydlom kanserine yakalanan 83 yaşındaki hasta sağlık sigortasından son nefesini verene kadar iki aylık süreci hastanede geçirdi, bu günlerin büyük bir kısmı yoğun bakımdaydı. Oğlu Levent Altan, yaşadıklarını şöyle dile getiriyor:

“İnsan çaresiz kalıyor, doktorlar her gün bir dizi müdahale öneriyorlar. Tek isteğim babamın acı çekmemesiydi, artık yapacak bir şey olmadığını bildiğimiz halde pek çok müdahaleye maruz kaldı. Babam yoğun bakımda elimi tuttu ve evde silahım var onu getir, kendimi vurmak istiyorum’ dedi. Bu benim için büyük bir yıkımdı.”

Bu konuşmadan 15 gün sonra babası öldüğünde , “Babamı kaybetmenin acısı vardı, ancak artık acı çekmeyeceğini biliyordum” diyor. Hastanede geçirdiği iki aylık ölüm kalım çizgisi sırasında pek çok hasta ve hasta yakının bu durum karşısında çaresiz kaldığını anlatırken hastane faturasının yüz bin TL’nin çok üzerinde geldiğini söylüyor.

Altan “Hastaneye yatırdığımız anda bu protokollere ister istemez uymak zorundayız ancak eve götürüp vicdan azabı da çekmek istemedik çok zor bir dönem” diye anlatıyor hasta yakını olarak yaşadıklarını.

Yalnız değil, Türkiye’de hastaneye gelen hasta son nefesine kadar tüm müdahalelerin yapılması gerekiyor. Müdahale istemediğinde hasta yakının riskleri üzerine aldığını kabullenmesi için imza şartı bulunuyor ve acı verse de müdahalelerin eksik yapılması ‘pasif ötenazi’ yani suç olarak kabul ediliyor.

Amerika’da ise hasta sağlık bildirimleri sırasında neleri isteyip istemeyeceğini önceden seçme şansına sahip, sağlık bildirgesinde bunu açık ve net olarak talep edebiliyor.

Türkiye’de aciller konusunda düzenleme yapılırken yoğun bakımlar ve son nokta hastaları konusunda büyük bir boşluğun olması özel hastaneler için rant kapısının açılmasına da neden oluyor.

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türk Yoğun Bakım Derneği 2. Başkanı Prof. Dr. Necmettin Önal, “Türkiye’de yoğun bakım yataklarının yüzde 60’ı özel hastanelerde . Yoğun bakım yüksek bir maliyettir ve SGK bu maliyeti karşılıyor. Özel hastanelerde yoğun bakım servislerinin en az yarısı SGK’dan para alabilmek için kurulmuş. İhtiyacı olmayan hastalar bile aylarca yoğun bakımda tutuluyor. Yoğun bakım ve taburcu kurallarının uygulanması konusunda ciddi denetim eksiği var. Devletin parası çöpe gidiyor” diye isyan ediyor.

Dünyanın en ünlü tıp dergilerinden British Medical Journal, “Too much Medicine” (Çok fazla tıp) adıyla bir kampanya başlattı ve Avrupa ülkelerinden pek çok doktor ve hemşire bu kampanyaya destek verdi.

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta da, “Daha fazla tıp daha iyi tıp değildir” isyanına katılan doktorlardan:

“Daha fazla tahlil, MR, endoskopi, anjiyo, tomorafi yaptırmanın daha fazla aşı ve ilaç kullanmanın hatta kanser taramalarının, check-up’ların insana fayda yerine zarar verdiğini gösteren araştırmaların sayısı giderek artıyor. Aşırı teşhis ve aşırı tedavi yapılanlar, tetkiklerle ve tedavilerle ilgili çeşitli risklere maruz kalabiliyorlar, bu yüzden hayatlarını kaybedebiliyorlar.”

Gereksiz MR’dan, rontgene, implanttan, bazı aşılara, sezeryanden ameliyatlara kadar pek çok tıbbi girişim aşırı tedavi sınırlarına ulaşabiliyor.  İzlenmesi gereken hastalara uygulanan tedavi bir dizi sorunu, riski hatta ölümcül hataları beraberinde getiriyor.

“Akıllı Hastanın Sağlık Rehberi” kitabın yazarı Esra  Kazancıbaşı aşırı tedaviden korunmayı sağlayacak yolları şöyle sıralıyor:

“Aşırı teşhis ve aşırı tedavi, tıp dünyasında son yıllarda tartışılmaya başlanan önemli konulardan biri. Bu duruma yol açan nedenlerden başında; tıp teknolojindeki gelişmeler geliyor.

Örneğin, belki de doğduğunuz andan bu yana sizinle beraber olan böbreğinizdeki kist, yaptırdığınız check-up sırasında ortaya çıkabiliyor. Kitleyle ilgili yapılan ileri tetkikler hasta ve yakınlarının endişe dolu günler geçirmesine yol açabiliyor. Tabii, bu aşamada kişinin cebinden ödediği  ya da sosyal güvenlik şemsiyesi altında kurumunun karşıladığı sağlık harcamaları da ciddi bir problem.

Kanser tedavisi gören ve en fazla bir yıllık ömrü kaldığı öngörülen gören bir hastaya tıbbın tüm imkanlarını kullanarak yaşamını bir kaç ay daha uzatmak için çabalamak mı doğru?

Yoksa, sadece ağrısı hafifletilerek kemoterapinin, radyoterapinin mide bulantısı, kusma, halsizlik gibi yan etkileri olmadan hayatının son zamanlarında kendini mutlu etmesini sağlayacak şeyler yapması mı sağlanmalı? Özellikle kanser tedavisi gören yaşlıların yakınlarının bu konuda kafalarının karıştığı bir gerçek.

Kendinizi bu tür hastaların yerine bir an koyun. Çoğu hastanelerde tedavi ve yan etkileriyle geçecek bir kaç ay daha uzun mu yaşamak istersiniz? Yoksa kaliteli ve mümkün olduğunca doya doya yaşamak mı?

Kamu hastanelerindeki ve bazı özel hastanelerdeki yığılmalar, yanlış teşhis ihtimalini arttırdığı gibi, aşırı teşhis ve tedavi gibi bir soruna da yol açabiliyor. Günümüz sağlık sisteminde yaptıkları ameliyat, baktıkları hasta ve yazdıkları tetkik sayısına göre hekim ücretlerinin belirlenmesi de bir diğer önemli sorun.

Acaba safra kesenizin alınması gerçekten şart mı? Hekiminizin önerdiği anjiyo için başka bir kardiyoloji uzmanın görüşü  nasıl olurdu? Çok sayıdaki nodülünüz nedeniyle tiroid beziniz alınmalı mı? İşte, böyle bir durumda yapılması gereken en doğru yaklaşım, ikinci uzman görüşü almak. "Akıllı Hastanın Sağlık Rehberi" isimli kitabımda da belirtttiğim gibi; size ya da bir yakınınıza önerilen tedaviyle ilgili alanında uzman başka hekimlerin görüşlerine de başvurmak.

Tabii, burada hassas bir denge var. Kendinizi aşırı teşhis ve aşırı tedavi riskinden korumak isterken, hekiminizin size önerdiği  incelemeleri yaptırmayı ihmal etmemek ve uygulanması gereken tedaviye aşırı şüpheyle yaklaşmamak.

Çünkü aşırı teşhis ve aşırı tedavi endişesi beraberinde aşırı şüpheciliği de getirir.  Böyle bir tabloda hastalar ve hasta yakınları otlarla, taşlarla şifa sömürüsü yapan sağlık tacirlerinin tuzağına da düşebilirler.

Günümüzde  ortalama yaşam süresi kadınlarda 76’ya, erkeklerde ise 72’ye çıktı. 1965-1970 yılları arasında 54,9 olan ortalama ömür, çevre kirliliğine, GDO’lu, hormonlu gıdalara, büyük kentlerde yaşamının ağır stresine rağmen bugün 74’e yükseldi. Bir başka deyişle ortalama yaşam süresi 40 yıldan 20 yaş kadar arttı.

Şimdi bu verilere bakıp; Tip 1 diyabetten kalp damar hastalıklarına,  kanserden böbrek yetmezliğine kadar yaşamı tehdit eden sağlık sorunlarında geliştirilen yeni tedavilerinolumlu etkilerini inkar etmek, ilaçlara, protezlere ve organ destek cihazlarına sırt çevirmek elbette mümkün değil. Yapılması gereken en önemli şey, ikinci hatta üçüncü görüş almak.  Sonrasında ise tedavini uygulayacağın hekime güvenmek...”