Oca 06 2018

Dicle Üniversitesi skandalı, HIV'lilere sorunlu yaklaşıma ayna tuttu

2017’nin son gününde (31 Aralık) Türkiye gündemine düşen bir haber, ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi.

Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Doğum Kliniğinde, HIV virüsü taşıyan hamile kadının sezaryen ameliyatına girmek istemedi görevli doktor ve asistanlar.

Tepkilere yol açan bu gelişme sonrası ilgili doktor ve asistanlar hakkında soruşturma başlatıldı.

HIV virüsü taşıyan hamile Kadının kocası da, bir doktorun kendilerine “ölseniz umrumda değil” dediğini öne sürüyor.

Olayın yankıları sürerken, meslek etiği, hasta ve hekim hakları, HIV'ye (Human Immunodeficiency Virus / İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü) karşı toplumsal algıyla ilgili tartışmaları yeniden gündeme getirdi.

Olayda mağdur hastanın ve eşinin HIV tedavilerini yapan Dicle Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kemal Çelen, HIV'in kronik ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğun söyledi, toplumda yer etmiş yanlış algıya dikkati çekiyor.

HIV'e karşı toplumdaki ön yargının algının ve bilgi eksikliğniin sağlık alanına da yansıdığını söyleyen Profesör Çelen, ön yargılardan dolayı HIV pozitif hastaların, hastalıklarının bilinmesinden çekindiklerini söylüyor.

Diyarbakır Tabip Odası Genel Sekreteri Mehmet Şerif Demir de, AIDS/HIV pozitif kişilerin haklarının, diğer hastalardan farklı olmaması gerektiğine dikkat çekiyor.

Hekimlerin ve sağlık kurumlarının, hastalığın derecesine bakmaksızın tüm hastalara yeterli ve insani bakım vermekle yükümlü olduğunu hatırlatan Şerif, toplumda AIDS korkusunun, HIV/AIDS ile yaşayan insanlara uygulanan suçlamalara ve ayrımcılığa gerekçe oluşturduğunu belirtiyor:

"HIV/AIDS ile yaşayan kişilerin doğru tedavi ve bakıma ulaşmasının önünde duran engellerden en önemlisi damgalanmadır. Bu durumda tedaviye erişimleri engellenmekte, çalışma hakları ellerinden alınmakta, eğitim haklarından mahrum bırakılmakta, yaşam hakları dahi ellerinden alınabilmektedir."

 

Dünya Sağlık Örgütü göre, HIV ile yaşayan insan sayısı 36.9 milyon. 1,2 milyon kişi ise AIDS nedeniyle hayatını kaybetti.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye'de ilk vakanın tespit edildiği 1985 yılından günümüze kadar bildirimi yapılan HIV/AIDS sayısı 11 bin 109. 1 Aralık Dünya AIDS Günü'nde yaptığı açıklamada Sağlık Bakanlığı, Türkiye'nin dünyada HIV/AIDS açısından, hastalığın az sıklıkta görüldüğü ülkeler arasında değerlendirildiğini belirtti.

HIV ile yaşayan bireylere destek için kurulmuş Pozitif Yaşam Derneği, Sağlık Bakanlığının açıklamalarının aksini söylüyor ve son beş yılda HIV virüsünün Türkiye'de çok arttığına dikkat çekiyor.

Derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Canberk Harmancı, 1 Aralık 2017 tarihi itibarıyla Türkiye'de 16 bin 644 kişiye HIV pozitif tanısı konulduğunu ifade ediyor.

Harmancı, son birkaç ay içinde Dicle Üniversitesi'nde yaşanan olaya benzer onlarca vaka sayabileceklerini söyleyerek şöyle devam ediyor:

"Hasta sırf HIV pozitif olduğu için operasyona girmemeyi kendinde hak gören kişi aynı zamanda hekim yetiştiriyor. Bu da bu ayrımcılıkların eğitim yoluyla yeniden üretimini sağlıyor.”

Harmancı, enfeksiyon uzmanları dışında birçok hekimde HIV konusunda ahlaki kodların da devreye girdiğini ve toplumda HIV'e karşı ilk tepkinin korku, sonra nefret olduğunu söylüyor:

 "Korku duygusunu HIV enfeksiyonuyla bağdaştırılan ölümcüllük algısı üretirken, nefreti enfeksiyonun cinsel yolla bulaşıyor olması destekliyor."

"HIV ahlaki değil, tıbbi bir durumdur" diyen Harmancı, hastalığın bulaşma yolu üzerinden ahlaki değer üretildiğini, HIV'li bireylerin ahlaksızlıkla suçlanarak nefret objesi haline getirildiklerini söylüyor.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre HIV enfeksiyonu yüzde 49.8'i cinsel yolla, yüzde 1.5'i damar içi madde kullanımı yoluyla bulaşıyor. Bulaşma yolu bilinmeyen vakaların oranı ise yüzde 46,7.

http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-42590399