Esra Tüzün
Ara 17 2017

İbrahim Çağlar imza atsa kurtulur muydu?

İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar’ın kalp krizinden ölümünün ardından Sağlık Bakanlığı soruşturma başlattı. Müdahale hatası var mı, incelemeler de sürecek…

Ancak uzmanlar yapılan açıklamaların ardından hatanın küçücük bir imzanın arkasında gizlendiği görüşünde birleşiyorlar. Gece yarısı Koşuyolu Medipol Hastanesi’ne kaldırılan Çağlar’ın son saatlerinin medyada paylaşılmasının ardından “tıbbi hata var mı” konusu tartışılmaya başlandı.

Medipol Üniversitesi Medikal Direktörü Prof. Dr. Gazi Yiğitbaşı’nın kaleme aldığı ve Sağlık Bakanlığı’na da gönderilecek rapor tam olarak şöyle:

Merhum İstanbul Ticaret Odası Başkanımız İbrahim Çağlar, eşinin refakatinde, 11.12.2017 tarihi gece yarısı yarım civarında karın ağrısı, şişkinlik, geğirme ve gaz şikayetleriyle Koşuyolu Medipol Hastanesi Acil Servisi’ne müracaat etmiştir. Kamuoyuna yansıdığı şekilde, herhangi bir göğüs ağrısı ya da kolda uyuşma şikâyetleri ile müracaat etmemiştir.

Muayene bulguları normal olmasına rağmen, bu tür şikâyetlerde nadiren de olsa altta yatan olası bir kalp sorununu ekarte etmek için EKG çekilmiş ve EKG’sinin normal olduğu görülmüştür.

Mide şikâyeti için verilen medikal tedavi sonrası rahatlayan hastamıza ilave tetkik önerilmiş, ancak kendisi karın ağrısı ve gaz şikayetlerinin geçtiğini ve evine gitmek istediğini ifade etmiştir.

Hastamız muayene bulguları ve EKG’sinin normal olması ve ayrıca yakınmalarının düzelmesi üzerine reçetesi düzenlendikten sonra hastaneden ayrılmıştır. Hastane yakınındaki bir eczane önünde geçirdiği baygınlık nedeniyle saat 01:00’e doğru eşinin refakatinde tekrar hastane acil servisine alınmıştır.

Ani kalp ve solunum durması tanısıyla acil kod verilerek kendisine hızlı bir şekilde CPR (kalp masajı-suni solunum) uygulaması yapılmıştır. CPR uygulaması ile kalp atımı doğal ritmine dönmüş, tansiyonu normal sınırlarda seyretmiş, solunumu doğal seyrine doğru düzelmeye başlamıştır.

Durumu düzelen hastamızın, ara ara kalp ritmi bozukluğu gösterdiğinden dolayı ve yeni bir atak geçirme ihtimaline karşı anjiyografi, koroner yoğun bakım ve ECMO (kalp-akciğer makinası) ya sahip ileri bir merkez olan Medipol Mega Üniversite Hastanesine sevk edilmesi uygun görülmüştür. Ambulans ile ve 3 hekim eşliğinde, saat 02:08’de transferi başlatılmış ve 12 dakikada ulaşılmıştır. Bu esnada Medipol Mega Üniversite Hastanesi, acil servis, yoğun bakım ve kardiyoloji ekipleri ile hastamızı karşılamaya hazır hale gelmiştir.

Saat 02:20’de Medipol Mega Üniversite Hastanesi Acil Servisine giriş yapılarak hastamız hızlı bir şekilde koroner anjiografi birimine alınmış, sadece kalbi besleyen ana damarın tam tıkalı olduğu, diğer damarların normal olduğu görülmüştür. Tam tıkalı olan ana damara başarılı bir şekilde stent işlemi uygulanmıştır.

İşlem sonrası birkaç dakika içerisinde tansiyon ve kalp ritminin normale döndüğü görülmüş ve yoğun bakım ünitesine alınmıştır. Bu esnada kalbin kasılma gücünün iyi olduğu ve hasarın minimum düzeyde kaldığı anlaşılmıştır.

Bu uygulama sonrasında hastamızın uyanmaya başladığı izlenmiş, bununla beraber beyin hasarını engellemek amacıyla uyutulup soğutma işlemi başlatılmıştır.

Yoğun bakım ünitesinde bütün bulguları tedricen düzelme göstermekteyken stent uygulanmasından yaklaşık 3 saat sonra ani bir şekilde şiddetli ritim bozukluğu (fibrilasyon) ve peşinden kalp durması gelişmesi üzerine hasta kalp akciğer makinasına (ECMO) bağlanmıştır. Yapılan uzun süreli canlandırma uygulamaları ve ECMO cihazı desteğine rağmen hastamız maalesef saat 06:00’ya doğru kaybedilmiştir.

Sağlık Bakanlığı şimdi bu açıklamaların ardından hasta yakınlarıyla da görüşüp tıbbi raporları inceleyecek.

Ancak tıp dünyası önemli bir detaya kilitlendi. Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Mahmut Şahin, “Kalp krizi şüpheli bir hastanın EKG’sine bakıp, ‘bir şey yok’ diye göndermek doğru değil. En az üç EKG çekip, üç defa kan testine bakıp en az üçü de normal çıkarsa hasta ayaktan takibe alınmalı” diye konuşuyor.

Kardiyologlar “Doktor hastayı müşahede altına almalıydı, ileri tetkik konusunda ısrarcı olmalıydı” konusunda hem fikir.

“Hasta kendi taburcu olmak isterse ‘ret kağıdı’ imzalamak zorunda bırakılmalıydı. Hasta ya da hasta yakınlarının “Tüm sorumluluğu alıyorum” onayı vermeden hastaneden ayrılması gerekir. Aksi taktirde sorumluluk o andan itibaren doktor ve hastane üzerindedir. Hasta takibe alınıp izlenmeli. Ancak VİP hastalar ve aileleri ile iletişim zor oluyor. Hele doktor tecrübesiz ise… Hasta hastaneden ayrılma konusunda ısrar ederse ret kağıdı onlara durumun önemini anlatan bir prosedürdür. Mutlaka bu konuda kararlı olunmalı” yorumunu yapıyorlar.

Bakanlığın incelemesi sonunda verilen raporların takipçisi olup yayınlayacağız.