Neslican Tay’ın ardından: Acılı tedavi süreçleri gerekli mi?

Kanser savaşçısı Neslican Tay’ın ölümü tıp dünyasında yeni bir sorunun fitilini ateşledi. Neslican Tay gencecik yaşında kanser tedavisi görürken önce bacağını kaybetti, sonra kemoterapiden damarları yandı.

Şimdi hastalar, yakınları ve tıp çevresi tartışıyor: Acılı süreçlere sürükleyip hasta kaybetmek gerçekten tedavi sayılabilir mi? 

Dünya tıbbı yeni bir sorunu yüksek sesle dile getirmeye başladı. Aşırı tedaviye karşı hastaları korumak adına alarm veriliyor. Hasta Koçu Gülay Userbay, “Aşırı tedavinin ölümcül risklerinden kurtulma yollarını anlattı:

Neslican Tay’a uygulanan tedavi gerekli miydi, bu tedavi ölümünün ardından neden sorgulanamıyor? 

Kanser hastalarının büyük bölümü ne yazık ki bu süreçlerden geçiyorlar. Hasta yakınları da bu acılı tedavi süreçlerinin birer parçası oluyorlar. Ancak hastaların tavırları bu durumda çok önemli. Her şeye karşın yaşamak için bütün acılara katlanmayı tercih eden hasta grubu da oluyor, en ufak bir acı çekmemek için doktorunu yönlendiren de… Hatta hasta yakınları bile bu durumda devreye girmeye çalışıyor. Ancak son söz son tercih burada ne hasta yakınında ne doktordadır en son noktayı hasta koymalıdır.  

Hastaların çoğunun aslında gerekmediği halde acılı tedavi süreçlerine sokulduğu hatta ameliyatlara alındığı hatta organlarını kaybettiği üzerinde duruluyor. Sence bu büyük bir sorun mu yoksa erken teşhisin yarattığı bir süreç mi?

Dünyanın en ünlü tıp dergilerinden British Medical Journal, “Too much Medicine” (Çok fazla tıp) adıyla bir kampanya başlattı ve Avrupa ülkelerinden pek çok doktor ve hemşire bu kampanyaya destek verdi.

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta da, “Daha fazla tıp daha iyi tıp değildir” isyanına katılan doktorlardan: “Daha fazla tahlil, MR, endoskopi, anjiyo, tomografi yaptırmanın daha fazla aşı ve ilaç kullanmanın hatta kanser taramalarının, check-up’ların insana fayda yerine zarar verdiğini gösteren araştırmaların sayısı giderek artıyor. Aşırı teşhis ve aşırı tedavi yapılanlar, tetkiklerle ve tedavilerle ilgili çeşitli risklere maruz kalabiliyorlar, bu yüzden hayatlarını kaybedebiliyorlar.”

Gereksiz MR’dan, rontgene, implanttan, bazı aşılara, sezeryanden ameliyatlara kadar pek çok tıbbi girişim aşırı tedavi sınırlarına ulaşabiliyor. İzlenmesi gereken hastalara uygulanan tedavi bir dizi sorunu, riski hatta ölümcül hataları beraberinde getiriyor. Ne yazık ki günümüz tıbbı bu büyük sorunu çözmek için çalışıyor ama henüz çözebilmiş değil.

Artık erken teşhis için bir dizi MR, özel görüntüleme yöntemleri, taramalar ortaya atılıyor, erken teşhis her zaman hasta için kurtuluş anlamına geliyor mu? 

Belki de doğduğunuz andan bu yana sizinle beraber olan böbreğinizdeki kist, yaptırdığınız check-up sırasında ortaya çıkabiliyor. Kitleyle ilgili yapılan ileri tetkikler hasta ve yakınlarının endişe dolu günler geçirmesine yol açabiliyor. Tabii, bu aşamada kişinin cebinden ödediği ya da sosyal güvenlik şemsiyesi altında kurumunun karşıladığı sağlık harcamaları da ciddi bir problem.

Bunlar yapılırken çoğu zaman çok önemli veriler hastayı dinlemek es geçilebiliyor. Ama en önemli konu burada doktor seçimidir. Hastayı dinlemek ve elle muayene büyük bir ritüeldir ve hiçbir hastanın ve doktorun bu ritüeli kaçırmaması gerekir. Günümüzde yapay zekânın doktorların yerini alacağı konuşuluyor ama elle muayenenin yerini alamayacağı kesin.

Biz bunları konuşamıyoruz, tıbbi kurul bunları tartışamıyor çünkü hasta yakınları doktoru dövüyor, şiddet gösteriyor ama bence bu da sağlık hatalarının hasıraltı edilmesine neden oluyor?

Benden hastaları yönlendirilmem istendiğinde bazen “bu doktor çok iyidir, eli müthiştir ama çok konuşmaz” dememi isterler. Ben hasta ile iyi diyalog kuramayan hekimin iyi doktor olduğuna inanmam. İletişim çok önemlidir. Çünkü hasta aslında doğru sorgulandığında çok şey anlatır, o yüzden hekimin günümüz şartlarında mümkün olmasa da hastasını sözünü kesmeden hatta onu yönlendirerek dinlemesi gerekir. Tıp fakültelerine iletişim eğitimi konması bu yüzden önemli.

Hekimler çok stresli bir iş yapıyorlar, dünyadaki pek çok hekim bu yüzden stresten arınma eğitimleri alıyor. Doktorlarımıza uygulanan şiddetin nedeni olamaz ama bu dünyada büyük problem, bu doktorun ve hastalığın sorgulanmasını asla engellememeli.

Kanser tedavisi gören ve en fazla bir yıllık ömrü kaldığı öngörülen gören bir hastaya tıbbın tüm imkânlarını kullanarak yaşamını birkaç ay daha uzatmak için çabalamak mı doğru?

Son nokta hastaları için Türkiye’de gerekli düzenlemenin bulunmaması büyük sorun yaratıyor. Özellikle tedavi şansı bulunmayan kanser hastaları için yapılan son müdahaleler hastalara da hasta yakınlarına da acılı günler yaşatıyor. Ayrıca bizim deyimlerimiz var, ‘çıkmayan candan ümit kesilmez” tanımı çok önemli. Bu durumda ne yazık ki birçok hasta denize düşen yılana sarılır gibi bir dizi gereksiz müdahaleye maruz kalabiliyorlar. Burada en önemli kilit nokta hastaların güvenebileceği onları dinleyen ve onları muayene eden bir hekimdir.

Sizce aşırı tetkikten korunurken erken teşhis imkânını kaçırmamak için hasta ne yapmalı?

Acaba safra kesenizin alınması gerçekten şart mı? Hekiminizin önerdiği anjiyo için başka bir kardiyoloji uzmanın görüşü nasıl olurdu? Çok sayıdaki nodülünüz nedeniyle tiroid beziniz alınmalı mı? İşte, böyle bir durumda yapılması gereken en doğru yaklaşım, ikinci uzman görüşü almak. Size ya da bir yakınınıza önerilen tedaviyle ilgili alanında uzman başka hekimlerin görüşlerine de başvurmak. Tabii, burada hassas bir denge var.

Kendinizi aşırı teşhis ve aşırı tedavi riskinden korumak isterken, hekiminizin size önerdiği incelemeleri yaptırmayı ihmal etmemek ve uygulanması gereken tedaviye aşırı şüpheyle yaklaşmamak. Çünkü aşırı teşhis ve aşırı tedavi endişesi beraberinde aşırı şüpheciliği de getirir. Böyle bir tabloda hastalar ve hasta yakınları otlarla, taşlarla şifa sömürüsü yapan sağlık tacirlerinin tuzağına da düşebilirler. Yapılması gereken en önemli şey, ikinci hatta üçüncü görüş almak. Sonrasında ise tedavini uygulayacağın hekime güvenmek...”


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.